>

Aradığın aslında nedir ki?

Friday, September 28

Mutluluğun resmi

Minik Meleğin Anneciği beni bir oyuna davet etmişti. Mutluluğun resmi???


Demiştim ki bu çok zor bir soru... Çok zor gerçekten de, çünkü ben ufacık şeylerle deli gibi sevinen bir kızcağızım. Mutluluğun resmi bir kalıp sabun da olabilir, eski bir fotoğraf da olabilir, tesadüfen elime geçen bir avuç boncuk da olabilir, eski bir sokak da, ve yıllar sonra karşılaşılan bir eski dost da... Bir şişe zeytinyağı ile bir şişe parfüme eşit derecede sevinebilen bir garip insanım. Bütün bunların daha üstünde bir mutluluk varsa şayet, o da olsa olsa herzaman dilimden anlayan, her zaman yanımda olan, beni zenginleştiren ve en huysuz anımda bile beni çok sevmiş olan yemyeşil gözlü bir delikanlı ile evli olmanın verdiği mutluluktur. Giden gelen dalgalı ruh hallerime, tüm deliliğime, papuç dilime rağmen bana sabır gösterdiği için onu ne kadar sevsem az. Şimdi buraya nikah fotoğraflarımızı koyacak değilim:) Çok beklersiniz ehühüühü.


İşte okyanus kıyısında çektiğim bu fotoğraf, bütün fotoğraflarımız arasında hem gizli hem de aşikar olan ve de bence çok özel olan bir kare:)


Gripin'den Sensiz İstanbul'a Düşmanım eşliğinde bu fotoğrafı tüm sevenlere armağan ediyorum:



Tabi unutmadan ben de "Archisugar'ı " ve "Nihan'ı" oyuna davet ediyorum.

Labels: , ,

Thursday, September 27

Gülümseyin

Bugün gelen bu karikatür beni acaip güldürdü.

Çok keyifli, herkeslerle paylaşıyorum:)


Labels: ,

Monday, September 24

10 yıl - 2

Herşey belli olmuş, benim için yine çantamı toplayıp bir şehre gitme vakti gelmişti. İstanbul, hayatımın aşkı diyebilirim bu şehre... Eşyalarım ve ben, beraberimde gezdirdiğim tüm anılar, içimde güneşim, hepimiz taşındık bir Ağustos sabahında:) Kayıt için...
* Okula ilk girişimde, güney kampüsün yokuşunu inerken sanırım aşık oldum dedim, hava güneşli ve çok güzeldi. Sağ tarafta boğaz pırıl pırıl parlıyordu. Hep o manzaraya bakacağımı sandım.
* Kayıtlardan sonra ailemin yanına dönmeyi umarken Profficiency denen bir sınav çıkıyor karşıma ve insanlar beni gaza getiriyor: Ne yapacaksın hazırlık okuma, gir şu sınava. Ya diyorum bi dinlenseydim, boşver boşver diyolar, ve ben kendimi profficiency sınavını geçmiş halde buluyorum, derslerin ortasına düşmüş halde...
* OBIKAS, ders seçme sistemi, sabahın körüne girilen kuyrular, sırasını satanlar mı dersiniz geceden kamp kuranlar mı, çok garibime gidiyor
* Bir yandan İstanbul'un havasına alışmaya çalışıyorum, hava serinliyor, oysa ki Eylül yeni geldi, İzmir'den getirdiğim güneşim imdadıma yetişiyor:)
* Anneannemlerde kalamayacağımın ayırdına varır varmaz- anne ben yurtta da kalmıcam, annemlerde de, ben ev tutucam...
* Evim evim güzel evim
* Sonra dersler, hızla başlayan dersler
* Hızın içinde kazanılan güzel dostlar, yeni arkadaşlar
* Hızla gelen kış, İstanbul'un kışı hem de, kar-buz, tıkanan yollar
* Sınavlar-stres
* Güneyin o güzel manzarasını sürekli teğet geçişimiz, hız,hız...
* Uykusuz geceler, projeler, ödevler
* İlk sene bittiğinde alınan derin nefes
* Her sene biraz daha alışılan okul, biraz daha bağlanılan
* Süperdorm'un terası
* Hazal Ana'nın lahmacunları
* Doğatepe'nin muhteşem 2. köprü manzarası
* Mühendisliğin giriş katındaki labda sabahlanan geceler, sandalye kaydırma oyunları
* Senede belki 1 kere Taksim'e kaçabilişimiz
* Ortaköy'de pazar kahvaltıları
* Yaz okulunda ne çok gezmiştik
* Her yaz staj, her kış okul, tatil bir hayal idi:)
* İki göz küçücük evim, anlayışlı ev sahibim
* 559 C
* Metro seferleri başlıyor:)
* İstanbul-Ankara hattı
* Çalmayan telefon... aylarca
* Biten arkadaşlıklar, yalan söyleyen dost sandıklarım
* İçime kattıklarım, hayatımdan çıkarıp atamadıklarım
* Karanfilli tarçınlı çay, ince kenarlı beyaz kupada
* Sosyete kantinin çayı ve piliç kroketi
* Sosyetenin muhteşem soğuk sandviç mezeleri, manzarada kedilerle kavga ede ede sandviç yeme çabalarımız
* Son sınıfa doğru bastıran bir garip duygu
* 3. sınıfta yaşadığım bodrum katının neşesi sucu çocuk Fuat, Fuat'ın tam biz ders çalışırken şarkı söylemeye başlaması ve telsiz denemeleri yapması, sucuya taktırılan telesekreterin pazar günleri beynimizi oyması ve cam-çerçeve indirme isteği uyandırması
* Bodrumun hüznünü paylaştığım canım C. ders çalışmaktan sıkılınca aynaya geçiş yapmalarımız, bölüm dedikoduları, sabah uyanamayışımız
* Psikoloji binasının önü, ne muhteşem yerdir orası
* TB'nin önündeki steplerde okuduğum makaleler
* Bazı sabahlar okula erken gidip serinliği ve sakinliği dinleyişim
* Kuzey kampüsün Sibirya soğuğu
* En sevmediğim bina: YD
* Güney kampüsten Hisar kampüse 10 dk içinde gitmek zorunda kalmak ve o anda belirtilen istikamette shuttle olmaması sonucu dalak krampı geçirmek:)
* 4 sene boyunca öğle yemeği kavramının çubuk kraker veya soğuk sandviçle, en iyi ihtimal tavuk kroketle eş olması
* Orta kantinin kumpiri güzeldir...
* Kennedy Lodge'un önünde yaptığımız kardan adam
* Kar yüzünden finallerin 6 gün ertelenmesi, Hisarüstü'nde mahzur kalışımız
* Wonderland'in çikolatalı cheesecake'i, Ceasar Salad'ı ve de Çin Mantısı... Bi de scrabble
* Park 1, Park 2 isimli gubidik sınıflarda soğuk hava koşulları:)
* Fotoğrafçılık klübü
* Canon A-1 im, canım:)
* 3.sınıfın ilk dönemi hiç ders çalışmadım ben, sadece ödev yaptım, quizlere çalıştım, projeleri hazırladım, yaaa:)
* Güzel sanatlar binasının muhteşem cam atölyesi, havuza inen patika ve ömrümün en huzurlu yolculukları
* Bebek - Ortaköy arasında bir temmuz günü öğle vakti yürümeyin, iyi olmuyor.
* Gidilen tiyatrolar, sinemalar, az ama öz:)
* Canım E. ile Yüzüklerin Efendisi 2ye gidişimiz, sonra Marco Paşa'da yediğimiz yemek ve bize asılan İspanyol turistler
* Çok üzgün olduğum o doğum günümde yaptıkları süpriz, o güzel aynayı hala saklıyorum
* Tam proje yetişme tarihine 3 gün kala göçen bilgisayarım, kar-buz demeden kasayı kucaklayıp o dik yokuşu can havliyle çıkışım ve tamir için dökülen paracıklar, böhhühühüü
* Sevgili E.nin evi,annesinin muhteşem enginar yemeği, mercimek köftesi, kısırı... Benimle paylaştığı odası, canım benim...
*Kütüphanenin ahşap bölmeli studysi.
* Kütüphanenin karşısındaki kantinde "Sigara İçilmez" yazısının altında sigara içen çocukla ettiğim kavga
* Akmerkez'e her gidişimde fiyatların beni dumura uğratması
* Pazarlık, pazarlık
* Eczacıbaşı stajındaki kafa ekiple gezdik bütün yaz...
* TÜYAP kitap fuarında harcadığım servet, neyse ki fuarı Beylikdüzü'ne taşıdılar :)
* İstanbul'da sonbahar
* Yıldız korusu
* Ortaköy'ü çok seviyorum, tek başıma bile olsam:)
*Mühendislik binasının girişindeki otomat, çayı pek rezildir, olsun severim yine de
*Mühendisliğin çatı katı
*Güney kampüse koşarak inen deliler bizdik
*Tevfik Fikret’in evi, aşiyan yokuşu ve Hisar
*Aşiyan yokuşunda “Bir yangının külünü yeniden yakıp gittin...” şarkılar türküler
*Bebekte balık-ekmek nam nam nam
*Gece oldu mu ben şehre vurulurum, ışıl ışıl boğaz ve yakamozlar, boğazın en güzel göründüğü tepedir okulum
*Hisar’ın burçlarına tırmanan final sonrası gençler daha sonra soluğu Nevizade’de alırlar
*Hippi giysilerimi hep Beyoğlu’ndaki Ermeni terziden alırdım
*59 R yi sevmiyordum, artık yok sanırım
*Yanlışlıkla GaziOsmanpaşa’ya gidişim, ne kadar da korkmuştum ama uslanmamıştım
*Ulus pazarı tabi ki de
*Beşiktaş ve Kabalcı’nın kafeterası
*Buzzz gibi havada dışarda işim neydi hala bilmiyorum
*Ne kadar çok kar yağmıştı ve botlarıma dolmuştu, bir de sıcak çikolata vardı ve özlenen birisi...
*Kestaneyi o kadar çok severim ki teflon tava yansın hiç önemli değil
*Çeşit çeşit şapkalarım var benim!!!
*İstanbul Sanat Merkezi İstiklal’in girişindeydi ve oranın 3. katında cam kenarında oturup kahve içerken yoldan geçenleri seyretmeye bayılırdım, hele ki hava pusluysa veya kar yağıyorsa...
*Tünel
*Avrasya Maratonunu unutup İstanbul’un yarısını yürümek zorunda kalışım
*Beyoğlundaki o çatı katı, soğuk kahve, kediler
*Ankara kaçamağı, bir İtalyan restoranı
*Elinde fotoğraf makinesi İstanbul’da bir kayıp kız...
*Hep uzaklara sevdalı, hep uzaklara...
* Çengelköy'deki Çınaraltı kahvesi
* Topluca gidilen tatiller
* Anneannemlere her gidişimde ganimetlerle dönüşüm hehehheh
* Ev sahibimin geçindiğim parayı öğrenince "E her ay biz oğlana ne diye o kadar para yolluyoruz o zaman" diye kızması. :)
* Kendi evini boyamanın dayanılmaz mutluluğu - nil yeşili
* Eve hırsız girdiiiii... Büyük Armutlu karakolu ve varoşun gri yüzü
* Taş Odası konseri, telefon kulübesi, Ankara otobüsü, güzel bir mayıs:)
* Beşiktaş Beltaş, hala giderim
* 3. sınıfın 2. dönemi, zor, bunalım, çok zor verilen bir karar ve gemilerimi yaktım.
* Aşkımla tanışmamız, o büyük tesadüfler silsilesi...
* Çalışan bir insan olduğu için aşkımın bana pek bi iyi bakması, efendime söyleyim, öğrenci halimle gidemeyeceğim yerlerde yiyip içme lüksü:) Ödevlerimin bi kısmını da ona yaptırmıştım ehehehe
* Amerika yolları
* "Hani sen 30undan önce evlenmeyecektin kızım" - annem
* Belediyenin bodrumunda haritalar arasında geçen 1,5 ay, canım dostum A ile yaptığımız bitirme tezi - sağolsun son kısımları hep o yaptı
* Yıllarca yaşanan sokaktan ayrılmanın verdiği hüzün, toplanan eşyaların, boşaltılan koridorların hüznü
* Peteklerde oturup ağladığımız gece:)
* Gelinlik provaları, eski bir Fransız filminde beğendiğim gelinliği diktirdim:)
* Allahım bu topukluları ben mi giyeceğim?
* Hızlı ve istediğimle alakası olmayan bir düğün, zaten sırf başkaları istediği için yapılmıştı.
* Mezuniyet, kepler havaya!!!
* Balo gecesi yetişmemiz gereken SF uçağı, balo saçımla bindiğim uçak:)

Friday, September 21

10 yıl

Bunu yazmayı unutmamalıydım, neyse ki geç kalmadan yakaladım. Tuttum fikri kulağından, evet kaba kuvvetle, oturtup yerine dedim ki:
-Dökül
Şimdi o dökülüyor, ben de yazıyorum.



Nasıl bir ortamda yazdığımın fotoğrafını çeksem "Ne pasaklı bir kız bu yaw" dersiniz. Aslında size rağmen fotoyu çekip koymak lazım ama makinem burda değil. İstirahat halinde kendisi:) Neyse, mühendis masası ne de olsa diye kimsenin takmaması ayrı güzel. Sol tarafımda kese kağıdı içinde bugün öğle arasında Malatya pazarından alınmış çiğ badem var, bi güzel ki, çayla lüp lüp götürüyorum arada. Yazmakta olduğum analiz dökümanının çıktı alınmış sayfaları ekran hariç her yere dağılmış, sağda solda minik not kağıtları var. Hızla büyüyen canavar fasülye bitkim ve dibindeki kedi biblolarım deniz kabuğumla ahenk oluşturuyor. Ne kadar da pozitif. Sağ tarafımda Maçka Parkı manzaralı bir pencere, dışarda puslu İstanbul. Yağmur çabalıyor lakin bir türlü yağamıyor. Müdürümün geçen yılbaşında hediye ettiği bambu bitkisi yeşil yeşil geriniyor. Ben de yeşil giydim bugün, adeta bahar diyorum.

Atmosfer budur.

Önemli olaya gelebilirim artık.

Tam 10 sene oldu, 10 senedir ailemden ayrıyım. Bu yıldönümünün tam tarihi 11 Eylüldür ben taşınma yerleşme derdinde kaçırmışım gününü. Neyse:) Oturup son 10 senenin bilançosunu çıkaracak vaktim olmadığından bu yıllara dair aklıma düşenleri madde madde yazmaya karar verdim. 3 senesi güzeller güzeli İzmir'de, 1 senesi Monterey'de, 6 senesi İstanbul'da geçen freedom yıllar:)



İzmir yılları:

* Otobüsle şehre girerken ilk söylediğim cümle "Babacım bu şehir GRİİİ!!!"
* Şehir merkezine doğru taksiyle yolculuk esnasında "Girişi kötüymüş ama iç taraflar muhteşem, bayıldım.
* Yeşillikler arasında okulu gördüğümde yüzümde kocaman bir gülümseme

* Babamın beni lise üniformamla okul bahçesinde bırakıp gitmesi
* Babacığın bana idareten bıraktığı 30 milyon lira ile zengin olduğumu sanmam
* Paranın ilk 11 milyonunu ilk hafta harcayınca ekonomik insan modeline geçiş yapmayı öğrenme sürecim
*İlk haftasonu iznimiz, Kemeraltı - Sevgiyolundan alınan ders kitapları- Karşıyaka sahili ve şehre aşık olma süreci
* Okulda yalnız başıma bırakıldığımda asla terkedilmiş gibi hissetmeyişim, yeni hayatı anında kabullenişim, sevgili dostlarım, arkadaşlarım, herkes bu kadar iyi midir diye mutlanışım, umutlanışım...
* Sınıfta ailesi İzmir'de yaşadığı halde mesafelere ağlayan ve yatılı hayata nasıl katlanacağını bilemediğini söyleyen sarışın güzel kızı teselli etme çabalarım
* Ailemle aramda 1000 kmden fazla yol olduğunu unutma çabalarım, bazı geceler ben de ağladım özlemiştim çünkü
* Yatakhaneye yerleşirken İzmirli başka bir arkadaşın annesinin getirdiği muhteşem börekler ve pastalar ile yüzümüzde beliren kocaman gülümseme
* Her sene okula 2 gün geç gittiğim için beni sınıf başkanı seçerek cezalandıran hain sınıfım :)
* Sınıf defteri -Allahım ne kabustu ya zimmetliydi bana ve hep kayboluyordu, hatta bi kere 1Nisanda saklayıp bana 3.5 attırmışlardı, müdür yard. çok disiplinli bir insandı
* Geceyarısı acıktığımızda yemek için zulaladığımız ketçap ve mayonezler (ekmeğe sürüp yiyoduk hala inanamıyorum)
* Karşıyaka Migros - en ucuz muzları oradan aldık hep
* Yemekhaneden çalınan somunlarca ekmek
* Kantinin dışardan açılabilen penceresini keşfetmemizin ardından gece 2den sonra kantinden yürüttüğümüz (parasını bırakıyorduk ama) dondurmalar, bisküviler, kolalar
* Kantinden yine bi gece malzeme yürütürken bekçiye yakalanışımız
* Kantinci amcanın pencereye içerden kilit sistemi taktırması
* Gece suratını boyayıp suçu başkalarına attığımız arkadaşların kendilerini boyayan kişilerin biz olduğumuzu asla öğrenememesi
* Su savaşı neticesinde kesilen kolum -hala izi var
* Sürekli ders çalışıp uyumaktan ve de haftasonu sürekli gezip, gezerken de sürekli yemekten kaynaklı 10 kilocuk - o kiloya liseden sonra asla çıkmadığımı düşünürsek epey acaip durumdaymışım
* Merdiven dedikoduları
* Yatakhane sohbetleri, pijama partileri, kısır partileri
* Her haftasonu çıkıp illa ki bir şekilde kaybolmamız ve şehri kaybolarak öğrenme sürecimiz
* Kızlarağası - illa ki orası - illa ki hasır iskemleler, sakızlı lokumla ikram edilen türk kahveleri
* Bostanlı Churchill Ahmet'in yeri
* Karşıyaka D&R
* Adana'ya gidiş için ilk uçak biletimi kendi başıma alışım, kendi başıma havaalanına gidişim, yalnızlığın en çok dokunduğu kimsenin uğurlamadığı hava alanları
* Fuarda yaptığımız çılgınlıklar
* Alsancaktaki deli gitarcı, belediye bandosu eşliğinde ıslandığımız yağmur, muhteşem sucuk ekmekçi
* Karşıyaka'daki turşucu
* Bornova illa ki Bornova, vazgeçilemeyen
* Bornova Küçük Park, Bilg. Müh. binasının arka tarafındaki bank, İZSU durağında Montrö otobüsünü bekleyen küçücük bir kız
* Haluk Levent şarkılarını bağıra çağıra söylediğimiz ve akabinde disiplin cezası almaktan kılpayı sıyırdığımız akşam-gece ne denirse artık
* Hasanağa bahçesine bakan balkonda oturulduğunda sabaha kadar süren muhabbetler, dolup boşalan bardaklar, eşlik eden müzik. Canım arkadaşlarımın evi, bohemliğin son sınırında günler, domatesli makarna ile patates kızartması, Buca Tansaş
* Teleferik maceraları
* İnciraltı'na gidip "Sadece bu kadar mı?" dediğimiz gün, ahahaa, ne sandıysak artık:)
* Bornova EGS
* Bornova - Gümrük hattı, Çankaya'da inip dershaneye yürümek için 3 farklı güzergah belirleyebilmemiz, yolu uzatma çabalarımız, Bornova - Bostanlı hattı, 315, 62,63 nolu otobüsler, İZULAŞ, ESHOTlar, hala sakladığım KENT Kartım
* Sevgiyolundan topladığım bilumum gümüş küpeler, tek tek aldığım, kulaklarımdaki toplam 6 delik -eskiden bu kadar çok boncuk takı yoktu, hep gümüş vardı, hep.
* Marketten karpuz alıp parkta afiyetle yiyen bir grup genç
* Bostanlı Edem'de bütün sınıf tıka basa tatlı yedikten sonra gidip mutfağın yerini soruşum, akabinde bulaşıkçılığa soyunmamızı istemeyen iyi kalpli iş yeri sahibinin bize indirim uygulaması, kişi başı 500 bin liraya bizi salıvermesi:)
* Bostanlı parkında içtiğimiz sigara, benim de içişim, yok artık içmiyorum ben sigaraya karşıyım:)
* Otogar, herşeyin başladığı ve bittiği yer...
tüm ayrılıkların ve tüm kavuşmaların yaşandığı yer...
yollara açılan ve yolların bittiği yer... İlk başta Alsancakta olan, sonra şimdiki yerine taşınan otogar, hep uğurlayan birinin olduğu otogar...
* Dershane sınıfımdaki aç insanlar, iddialarına göre aperatifleriyle 1 ay doyardım:) Her sabah ilk dersi kantinde işlememiz :) İkişer ikişer götürdükleri Ayvalık tostları
* Deneme sınavları, sınavlar sonrasında ısmarlanan limonatalar, 9 Eylül tıptaki arkadaşım Ceyhun'un beni ziyarete gelmesi, herkesin onu erkek arkadaşım sanması ve herkesten nefret etmem, sonra herşeyin anlaşılması ve derin nefes almam
* Yağmurlu bir akşamda yanlış otobüse binip kaybolmadan hemen evvel otobüsten inmeyi akıl edebilmem, cebimde her nasılsa unutulmuş telefon kartını bulabilmem - o zamanlar cep telefonu pahalı tabi, almadıydı bizimkiler- telefon kartını yuvasına takıp bildiğim tek numarayı tuşlamam, telefonu cebinde bekleyen bir dost, ve ıslanmış KISD'in içini ısıtan bir fincan ıhlamur, fonda çalan Aramadın Aylardır şarkısı
* Arkadaşımın evine gittiğimde bizi bekleyen istavritler ve harika salata, o gece gittiğimiz film - hangi film olduğunu şu anda hatırlamıyorum-

* Kasım ayında esen o soğuk İzmir rüzgarı, hırka kollarından içeri dolan soğuk, donan ellerimi ısıtmak için uzatılan bir çift deri eldiven:)

*Gel Ey Seher

* Nasıl olduğunu anlamadan çok hasta olup yataklara düşmem, buna rağmen okuldan ailemin aranmasına karşı çıkıp kendi kendime iyileşeceğimi sanmam, bayıldığım için beni hastaneye yetiştirmeleri, burada hem Hepatit-A hem de zatürre geçirdiğimin saptanması, babacığımın ilk uçakla gelmesi, 2 gün İzmir'de hastanede yatışım, babamın ambulansta ağladığını gördüğüm an -ki kendisi hekimdir ve çok soğuk kanlı bir insandır-, İstanbul'da temiz hastane aramaları, tam 2 ay teyzemin karantina altına alınmış bir odada bana bakması... durumumun ne kadar ciddi olduğunu iyileştiğimde bana söylemeleri. Ölümlerden dönmüşüm meğer:)

*Karşıyaka-Konak motorları
* Bornova pizza pizza, kurtarıcımız
* Murat Kekilli, Bu Akşam Ölürümü gece 11de bağıra çağıra söylerken Bornova meydanında hep öğrencilerin olması ve kimsenin bize kızmaması - ve evet kimi zaman kıro takılabilme lüksü
* Bucanın aşık olduğum eski sokakları ve Rum evleri, beraberlerinde taşıdıkları hikayeler
* Kemeraltında bize %50 indirim yapan müşfik ayakkabıcı -eşimle de gittik, yine indirim yaptı:)
* Karşıyaka'da kaybolduğumuz gece:)
* Ayaklarımız şişip okula yalınayak döndüğümüz gün
* Tek arzumuz sahilde dondurma yemek iken peşimize takılan manyak çingene karısı
* Her sorduğumuz soruyu illa ki çözen analitik geometri hocası, akıllı kadın
* Çok sevgili kimya ve biyoloji hocalarım, unutulmayanlar
* Hippi eteklerim, yine Kızlarağası
* Yine Bornova, balkondan çalınan siyah kot pantolon, 540 sokağa bakan balkon
* 17 yaşında kendini kocaman sanan bir kız, şehrin sokaklarında bir evin koridorunda dolaşma rahatlığında dolaşan
* Karşıyaka çarşısı, Girne cd.
* Körfez'in asla alışamadığım kokusu
* Kordon ve Alsancak, sonra yine kordon :) Sürekli yürüyen tipler:)

* Konak meydanındaki dondurmacı -artık yok çünkü meydan artık benim o eski meydanım değil, başkalaşım geçirmiş her yer-

* Sınıf pikniklerimiz, ne kadar da eğlenceliydi.

*Dershane pikniğinden dönüşte Ahmetli köyünde bize evinin kapısını açan ve sandığından çıkardığı tertemiz havlularla, mis gibi çayıyla ağırlayan yaşlı teyze...

*Üst üste 2 mezuniyet, 1 can acısı, 1 veda konuşması, ayrılığın anlamının anlaşıldığı anlar, keşke şu çimlerde bi daha oturabilsek, şu sıralarda bi daha konuşabilsek, keşke, keşke dediğimiz zamanlar... "Seneye bu zaman finallerimiz olacak" şeklinde birbirimizi motive eden sözler, herşeye rağmen araya giren mesafeler, mesafeler... Mezuniyetime gelen bitanecik arkadaşım, can dostum, lise 1 hayatım boyunca beni yalnız bırakmayan Ş.

*ÖSS sınavı öncesinde bir ay boyunca beni evinde misafir eden sevgili Y ve bitanecik annesi K. teyze, canlarım

* Bornova İlköğretim okulu, ÖSSye girdiğim sınıf. 2. sınıfların sınıfında sınava girişim ve minyatür sıralara -ufak tefek bir insan olduğum halde- sığamayışım, çok uzun boylu olmayışıma şükredişim.

*Sınavdan çıktığımda, beni bekleyen babacığımın elimden tutup rahatlayayım diye bana Bornova'ya yürüyerek inmeyi teklif etmesi, el ele tutuşup tıpkı 5 yaşımda olduğu gibi:) Bornova'da o çok sevdiğim evin yanına inişimiz, inmişken arkadaşlara uğrayışımız, sınav sonrası yapılan o harika öğle kahvaltısı ve kalan 1-2 parça eşyamı toplayıp veda edişim... Babamın koca şehirde kendi kendimi idare ettiğime şahit olup sevinmesi ve İstanbul'a hazır olduğumu söylemesi...

* Sınavdan sonra okula gidişimiz, bütün eşyaları babacığıma teslim edip 1 tek çantayla arkada kalışım

*Sınavdan sonraki 3 hafta eve dönmeyerek kendimi İzmir'e adayışım, Foça tatilimiz, Havana Beach club:)

* 1 hafta ısrarla netlerimi kontrol etmemem, sonunda yoğun baskıya dayanamayıp puanımı hesaplamam ve daha tercih yapmadan kesinleşen sonuç

* "Bilkent mi, Boğaziçi mi?" kaygısı yaşadığım gün, sonunda Boğaziçi'nin ve İstanbul'un baskın çıkması
* Her yaz bitiminde söylene söylene geri döndüğüm, her yaz başında hüzünlü üzüm gözlerle ayrıldığım şehir, İzmir. Çok Özlediğim...

Sonra İSTANBUL, hep hayalini kurduğum, iple çektiğim iSTANBUL ve BOĞAZİÇİ:
- Arkası başka zamana...

Thursday, September 20

Bohem - Karışık - Çanaklar


İstanbul ve bohem --> Cihangir

Avrupa ve bohem --> Prag

ABD ve bohem --> San Francisco

Tamamen kişisel bir belirleme. Hiç bir kriterim yok, oldukça sezgisel. Oldukça fotoğrafa dayalı... veya hislere. Bohemlik bir boşvermişlik durumu olabilir, yine de hoş bir tarafı var. Belki de hoşvermişliktir diyorum. Bu sabah hava o kadar güzel ki keyfimi hiç bir öğüt verici ifade bozamaz:)

K.i.s.d ve bohem --> Öğrenci

Boşvermişlik yok, daha ziyade bir yaşama çabası var ama sade, içinden geldiğince... Bir de alabildiğine renk var bu kelimede. Nasıl olsa kelimelerde yeterince anlam kayması oluyor, biraz da ben kaydırabilirim.


Dekorasyonda bohem... Rengarenk, renk ahenk demiştim ya, aynen öyle... Kıpır kıpır işte. En solgun İstanbul sonbaharında bile, İlhanİrem ve hatta FeridunDüzağaç'a inat eviniçinden turkuazGüneşler doğması gibi. Kendiyle barışık olma durumu... Şu kanepenin güzelliğine bakar mısınız? (Kanepeyi araken bunu da buldum) Viva La boHEme!!! Rengarenk ve oturmuş bir karaktere sahip, yıllanmış ama yaşlanmamış, VİVA la BoheME!!!

Ve bir de Alev Ebuzziya'nın çanakları var aklımda. 2 gündür gözümü her kapattığımda turkuaz çanaklar görüyorum. Adeta durdukları yerde asılı gibi, adeta uçan dev çanaklar... Bu çanakları her gördüğümde inanamayacağınız kadar heyecanlanıyorum ve bu heyecanın nedenini bilmiyorum. GERÇEKTEN:)




2002 - Karaköy Sabancı Ünv. Sergi salonunda görmüştüm ilk. Alev Ebuzziya'nın mavi masmavi, alabildiğine sade çanaklarını... Hani sorarlar ya, aklına ilk gelen kelime? "Zamansız". Hiç bir zamana ait değil bunlar. Gökyüzü gibi mesela, ya da evren küresi gibi. Ölümlülerin doğumuyla doğmuş ve son ana kadar bütün anıları içinde taşıyabilecek kadar hacimli, küçük ama kocaman, koskocaman.Pürüzsüz, dokunmamak için kendimi zor tuttuğum çanaklar...

Labels: , , , ,

Wednesday, September 19

Güzel bir akşam

Risk almayı sevmeyen insanlar grubunun başında elimde flamayla koşturacak kadar temkinliyim. İşbu sebepten arkadaşlarım eskiden beri beraberimde taşıdıklarımdandır, yeni birilerini hayatıma almak konusunda çok açık değilim belki de. Hele söz konusu olan internetten tanıdığım biriyse ... çekinirim genelde.

Bu sefer öyle olmadı ve ben ömrümde ilk defa bloglardan tanıdığım biriyle buluştum dün akşam.

Öncesinde cumartesi günü gelen mesaj, salı akşamı müsait olabiliyorum ve JTB - Dilara ile İstiklal caddesindeki en sevdiğim yerlerden biri olan Cafe İst'teydik. Çok uzun oturamadık belki ama çok güzel bir sohbet ve güzel birer fincan kahve vardı. Tabii, bi de cheesecake. Sanki uzun zamandır tanıyormuşum gibi ve sanki eski bir dostla muhabbet ediyormuşum gibi hissettirdi bana.

Peki benim temkinli bakış açımda değişiklik oldu mu? Hayır aslına bakarsanız, olmadı. İnce eleyip sık dokumaya devam:) Sık dokumaların arasından sızan özel insanlar illa ki olacak.

Oradan ayrılıp eve doğru giderken bu sefer de başka bir arkadaşıma uğradım, yeni arkadaşlardan:) Aslında temkinli olmanın hayatımı fakirleştirdiğini hissediyorum, yeni şansları, güzel insanları da kabuğumun dışında bırakıyorum. Bu konuda kendmi geliştirmem lazım:)

Tuesday, September 18

Renkler ve ahenkler

E-bay de satılan bu kumaşın renkleri ilham ufuklarını açacak cinsten.

İlk ilham: Bu kumaşla kaplı bir berjer hayal ediyorum, odanın duvarları bej... Berjer, odanın köşesine sırtını verecek şekilde konumlanmış. Berjerin üstüne sarkan halojen bir lambader var. Lambader, minyatür hasır plaj şemsiyelerine benziyor uzaktan. Yerdeki parke kiraz veya elma ağacından. Ortada turkuaz bir halı var, uzun tüylü. Halıda üç adet turuncu puantiye var. Burası bir salon değil, daha çok okuma odası gibi bir yer. Bir duvar baştan başa, yerden tavana beyaz bir kitaplık, kitaplığın sol tarafı camlı. Sağ tarafı ise açık raflardan oluşuyor. Açık raflara beyaz, krem ve yeşim renklerinde değişik aksesuarlar yerleştirilmiş. Berjer kitaplığın hemen önünde çapraz duruyor, odanın köşesine paralel demiştik aynı zamanda. Önümüze kuzey dersek, pencere berjere oturan kişinin kuzeydoğusunda, kütüphanenin ise doğusunda kalıyor. Pencerenin kanat perdeleri de bu kumaştan yapılmış. Pencerenin hemen önünde beyaz taştan bir sundurma var. Bir tane bej, bir tane de kahverengi minder iliştirilmiş. İki minderin üstünde de mavi birer çiçek var, çiçekler kanaviçe tarzında işlenmiş. Berjerin kuzeybatısında kalan duvara büyük bir masa yaslanmış. Masa, eskitilmiş görünümlü ve açık turkuaz rengine boyanmış. Üstünde eskitilmiş kiraz renginde çekmeceli bir kutucuk var. Bu kumaşla kaplanmış bir sandalye masanın önünde duruyor. Masanın üstünde turuncu bir çalışma lambası var.
Odanın kapısı açıldığında pencere kuzeyde, kütüphane doğuda çalışma masası batıda kalıyor. Ve odanın ne kadar ufak olduğu anlaşılıyor. Pencerenin yer aldığı duvar 3,5 metre. Kütüphanenin dayandığı duvar ise 3 metre. Pencere 3 metrelik olduğu için oda çok ferah görünüyor ve yeşiller-turkuazlar ferahlığı destekliyor.



En güzel yeşiller burada...



Kumaş bu adreste satılıyor ve ben bu güzelliğe Another Shades of Grey'in bloğunda rastladım :)

Labels: , , ,

Bi İlhan İrem vardı, n'oldu ona?



İlhan İrem dinlerken aklıma bu karikatür geldi, paylaşayım dedim.

Dinlediğim şarkılar neşe barındırmıyor aslına bakarsanız. İlhan İrem şarkılarının çağrıştırdığı şeyler genelde hüzünlü. Çünkü şarkılar hüzünlü. Benim için bu şarkılar:

*turuncu eylül-ekim,

*puslu İstanbul öğleden sonraları,

*inceden yağan yağmurun altında ispanyol paça pantolonunun ceplerine ellerini sokmuş, koyu renk ceketinin yakasını kaldırmış, başını omuzlarının arasına kıstırmış yürüyen esmer-uzuna yakın orta boylu bir adam. O yürürken ayaklarının altında hışırdayan ve dağılan turuncu yapraklar...

* Koltuğunun altına iki kitap almış, uzun saçlı bir kız. Alnını enlemesine geçen bir örgüsü var.

işte bunları çağrıştırıyor. En son kulağıma çarpanı: "Yazık Oldu Yarınlara".

Bir insan bunu söyletmek için ne yapmış olabilir diye düşünüyordum ki buldum:)

Allah kimseyi yengeç etmesin, amin... :)

Friday, September 7

Halı nasıl silinir?


Bu gece üstüm açık kaldı her halde, abuk subuk rüyalar gördüm. Bir adamı kurşun kalem batırmak suretiyle öldürdüm falan. Çok kanlı bir rüyaydı:)


Evimizde çalışmalar bitti, dün akşam son perde ütüleme seansını gerçekleştirdim. Perde ütülemek enteresan bir iş. Takmak daha bi ilginç.


Banyoya bu cicilerden aldım. Bunlardan çöp kovası, tuvalet fırçası, sabunluk, pamuk kutusu ve diş farçalığını bulabildim şimdilik. Bir de klozet kapağı aldım. Klozet kapağı örtü olandan değil bildiğimiz kapak. İlk defa evime bu kadar özeniyorum. Eksik kalan ve almayı düşündüklerim: Banyo halısı (yine bu serinin banyo halısı var), diş macunu kabı ve pompalı sabunluk. Pompalı sabunluğu sadece misafirler için alacağım aslında. Bizim ailecek ellerimize yaramıyor sıvı sabun.
Bir de sizlere bir konu danışmak istiyorum: "Halı nasıl silinir?" Haftasonu halı sileceğim. Halılarım yün olduğu için yıkanmaması gerekiyormuş da.

Labels: , , ,

Wednesday, September 5

Yeni Hayat

Güzel bir kitaba başlamak istiyorum, ceviz ağacının kıyıcığında ince kenarlı beyaz fincanımdan çayımı yudumlayarak okumak...

Ancak o zaman tadı çıkar hayatın, biraz karanfil, biraz tarçın...

Bir de yüzümü aydınlatan sonbahar rüzgarı...

Taşdelen mi, Sarıgazi mi yoksa Çekmeköy mü olduğu konusunda karar verilememiş eski semtimizden Yeni Leventin nezih muhitine taşınmış olmak bütün dinlendiriciliklerin üstünde bir keyfiyet kazandırdı. Sabah erken kalkmayı işe yetişmek için değil kendisine vakit ayırmak için vazife edinmek ne güzel :) Telaşsızca kahvaltı yapıp evden çıkmak, hangi otobüse binsem, acaba bu gün ne kadar sıkışık olacak dertlerinden arınmış olmak ne güzel:) Bunlar benim için anlatılamaz derecede güzel gelişmeler.

Yerleştik evimize, perdelerimiz küçük geldi salona. Yarın sabah yeni perdeleri de almış olacağız. Evdeki ilk yemeğim ton balıklı yassı spagetti oldu. Günler boyunca çamaşır makinesi çalıştı durdu. Perdeleri yıkamak ve ütülemek zor zanaat, en sevmediğim iş olarak tarihe geçti. Evimizdeki ilk gecemizde -evin 2. kat olduğunu ve yerle bir bağlantısı olmadığını söylemeliyim- evimize kedi girdi. Muhtemelen su gider borusundan -bir şekilde- tırmanmıştı. Kediler mutfak balkonumuzu çok seviyorlar ve evimizin kendilerine ait olduğundan eminler adeta. Bizi pek iplemez gibi davranıyorlar. Evdeki ilk günümüzde salonun ortasında bulduğum kemirilmiş sucuk geride bıraktıkları delillerin ilkiydi:) Bakalım günler neler getirecek? Bakalım bu evde hayat nasıl devam edecek?

Herşeyin çok güzel olacağını biliyorum.

Labels: , ,

 
z_post_title="<$BlogItemTMutluluğun resmit> z_post_title="<$BlogItemTGülümseyint> z_post_title="<$BlogItemT10 yıl - 2t> z_post_title="<$BlogItemT10 yılt> z_post_title="<$BlogItemTBohem - Karışık - Çanaklart> z_post_title="<$BlogItemTGüzel bir akşamt> z_post_title="<$BlogItemTRenkler ve ahenklert> z_post_title="<$BlogItemTBi İlhan İrem vardı, n'oldu ona?t> z_post_title="<$BlogItemTHalı nasıl silinir?t> z_post_title="<$BlogItemTYeni Hayatt> d="stats_script" type="text/javascript" src="http://metrics.performancing.com/bl.js">