>

Aradığın aslında nedir ki?

Thursday, January 3

Beyaz büyü

Kar bütün güzelliğiyle İstiklal’de... Kar bütün masumiyetiyle İstanbul’da...

Önce ince ince hercai nağmeden yağıyor. Alıştırıyor kendine, biraz soluklanıyor kapının önünde. Sonra iri tanelere dönüşüp yelteniyor başköşeye yerleşmeye. Acelesiz, kendinden emin bir tavırla yılın ilk karıdır yağan.

Buyur.

İçimde küçük kuşlar ötmeye başladı, sesleri bütün boşluklarımda çınlıyor. Kuşlarım İstiklal’de tünele kadar yürümek istiyor, mesai izin vermiyor. Tünelde bir kafede oturup sıcak çikolata içmeli ve geri dönmeli, yürüyerek.

Siperli bir şapka takmalı, şapka yoksa edinmeli acilen. Siper, gözleri koruduğunda karın büyüleyici güzelliği daha rahat temaşa edilir. Adımlar yavaş yavaş atılmalı, çünkü yavaş yavaş yudumlanarak kana karıştığı hissedilen bir sıcaklıktır kar. Arada bir, durup derin derin nefes alırsın. Temiz, soğuk hava ciğerlerine hücum eder. Burun kökünde tuhaf bir yanma peydah olur. Cansız kalmış hücrelere hücum eden ısınmış kanın akışı ses getirir.

Kar, öyle güzeldir ki İstiklal’de. Ayaklarının altında gacır gucur birikir yavaştan... Binlerce renkten binlerce zihin gülümser birbirine bembeyaz mutlulukla. Ayaklar gacır gucur kendine has bir nağme tutturur. Kimi zaman bir akordiyon sesi duyulur, beyazlar gökyüzünden inerken, bu romantik manzara altında olabilecek en güzel seslerden biri. Bir dern nefes daha alırım kardan. Buraya o kadar aitim ki geri dönmek istemiyorum. Yeşil palto ve mor şapkamla karda öyle tuhaf bir leke oluyorum ki o lekeyi silmek istemiyorum.

Ne olur bırakın, karda yürümek istiyorum.

Labels: ,

Monday, December 31

Geleneksel yılbaşı şeysi

Aman Tanrım!!!

2000 Milenyumunu dün gibi hatırlıyorum. Bilgisayarlara 2000 senesinin ne gibi bir zarar verebileceğini bilemeyecek kadar az anlıyordum bu işten.

Arada üniversite vesilesiyle kaynayan seneler, bir de 2004 hatırlıyorum Taksim Tünel’de kocaman mumların arasında.

2005 yılbaşında San Francisco’daydım, hava buz gibiydi. Akabinde de orta kulak iltihabı nedeniyle günlerce yatmıştım da Tayvanlı doktordan azar işitmiştim nerede üşüttüğüme dair. Demek ki üşütme yoluyla hasta olunabileceğine inanan sadece biz Türkler değildik.

2006 yılbaşında ağır mesai koşulları arasında şirkette kutlama olmuştu. Birbirinden tatsız catering mezeleri arasında şirketin dağıttığı hediyeleri inceliyorduk.

2007 yılbaşını anımsamıyorum da sabahında buz gibi ve sakin İstiklal’de bir fincan kahve çok iyi gelmişti.

2007 senesi çok güzel şeyler taşıdı beraberinde.

*Eşimin kariyerinde bir dönüm noktası... İyi mi oldu acaba? O kadar az zaman geçiriyoruz ki şimdi. İyi olduğunu düşünmek istiyorum sadece. Örneğin ev-iş arasında geçirdiğim zaman günde 3,5 saatten 1 saate indi. Bu şehirde işin eve yakın değilse yolda harcadığın yıllara oturup acımamak mümkün değil. Elif Şafak’ın bütün kitaplarını E-3 numaralı otobüste okumuş olmak da ayrıca bir anılar silsilesi oluşturuyor. Mesela, hmm bu sayfayı otururken yanımdaki amca omuzumda uyuyakalmıştı, ya da şu bölümü ayakta okumuştum hay Allah... gibi. Gerçi otobüs anıları da çok ilginçtir. Özellikle de her akşam aynı simalarla yolculuk ediyorsanız “esmer, gözlüklü hanım teyze gecikti galiba 2-3 dakika beklesek olur mu” şeklinde muhabbetlere başlayabiliyorsunuz. Ya da Ramazan’da otobüste toplu iftar gibi faaliyetleri izleyebiliyorsunuz.
*4,5 senenin ardından İzmir... Hüzünlü bakışlarla değişen herşeyi yadırgadım. Artık bana ait olmayan herşeyi öteledim. Kendi şehrimi istedim, lakin alamadım.
*Kabataş La-Vita’yı keşfetmek...
*Doğum günüm civarlarında hayatımın karanlık bir döneminin aydınlanması ve can yanması. Canımın yanmasına karşı ilaç geliştirildi mi derdine düşüp bir müddet ufak çaplı bir depresyon yaşadım. Bir müddet dağ, bir müddet kestane tedavisiyle kendime geldim. Şimdi de spor tedavisi gerekiyorJ
*Muhteşem Kazdağları, yoksa ben dağlar kızı Reyhan mıyım?
*Şirketten ayrılma arefesinde terfi ettiğimi öğrenip ayrılmaktan vazgeçişim. Sanırım benim bu şirketle göbeğim bir kesildi, ya da göbeğimi buraya bir yere gömdüler. Hiç bir yere gidemiyorum yahu. Gitcem dediğimde de göndermiyorlar a.s.
*Cheesecake yapmayı öğrenmek. Obur bir yengeç kişisi için bunun ne anlam ifade ettiğini bilemezsinizJ
*Zamanın hızla akıp gittiğini iyice anlamak... Öyle ki 2007 başında hediye gelen kupaları sanki ilk dün kullanmış gibiyim. Hani arada taşınma falan olmasa uyudum-uyandım diyeceğim.
*Evde bar kurma hevesine girişmek... Yurtdışından her gelenin freeshop kotasına göz dikmekJ
*Saks mavisi romantik kollu, iri yakalı, masalları andıran yeni bir palto
*Kuaförlerin boyama girişimlerinden defalarca kurtulmayı başarmış siyah saçlar... aralarındaki tek tük yeni yetme beyazlar
*Taşınırken kaybolan civciv sarısı bornozum
*Eşim tarafından el konulan laptopum
*Yeni dostlar, evlenen canlar, çocuklanan canlar, hayal kırıklığı yaşatan eski dostlar...

Her sabah aynaya baktığımda karşımda farklı bir k.i.s.d. görüyorum. Seneler geçtikçe kendimi daha iyi tanıyorum. Hayatımdan hiç kimseyi eksiltmek zorunda kalmayayım Tanrım n’olur. Eksilenlerin yerinde koca koca boşluklar kalıyor ve dolmuyor bu boşluklar. Sabırsız davrandığım anlarda durup düşünmek için dirayet istiyorum. Akıl ve hikmet talep ediyorum. Duygu-mantık sarkacında niye illa ki iki uçtan birini seçtiğimi, niye bir türlü averajı tutturamadığımı merak ediyorum?

Farklarımı yitirmeden, kendimi kaybetmeden, üretimi durdurmadan, eksilmeden, üzülmeden normalleşip büyümek istiyorum
Araba kullanabilmek, yeni bir tabloya başlayabilmek, erken kalkabilmek, spor yapabilmek istiyorum.

Labels:

Wednesday, December 26

Hoşgeldim:)

An itibariyle şaşkın vaziyetteyim. Hatta inanamamaktayım.

İşyerimden bloggera bağlanabildim ve hatta bu satırları yazabilecek kadar uygulamada ilerleyebildim. demek ki blogger yasağı kalktı.

Oh! Ne mesudum bilemezsiniz.

Bu süre içerisinde okuduklarıma yorum bırakamadım veya yeni yazılar yazıp yayınlayamadım, sonra beğenmedim sildim yazılarımı...

Bu süre içerisinde bayram geçti, yılbaşı geliyor, İstanbul soğudu, buz gibi oldu.

Leyleklerden geriye kalanlar yolda donarak can verdiler

Rap dinlemeye başladım

Son maddeye çok gülüyorum, bir hevesti geldi geçti diyebileceğim günler de gelecek, eminim:)

Labels: ,

Wednesday, September 5

Yeni Hayat

Güzel bir kitaba başlamak istiyorum, ceviz ağacının kıyıcığında ince kenarlı beyaz fincanımdan çayımı yudumlayarak okumak...

Ancak o zaman tadı çıkar hayatın, biraz karanfil, biraz tarçın...

Bir de yüzümü aydınlatan sonbahar rüzgarı...

Taşdelen mi, Sarıgazi mi yoksa Çekmeköy mü olduğu konusunda karar verilememiş eski semtimizden Yeni Leventin nezih muhitine taşınmış olmak bütün dinlendiriciliklerin üstünde bir keyfiyet kazandırdı. Sabah erken kalkmayı işe yetişmek için değil kendisine vakit ayırmak için vazife edinmek ne güzel :) Telaşsızca kahvaltı yapıp evden çıkmak, hangi otobüse binsem, acaba bu gün ne kadar sıkışık olacak dertlerinden arınmış olmak ne güzel:) Bunlar benim için anlatılamaz derecede güzel gelişmeler.

Yerleştik evimize, perdelerimiz küçük geldi salona. Yarın sabah yeni perdeleri de almış olacağız. Evdeki ilk yemeğim ton balıklı yassı spagetti oldu. Günler boyunca çamaşır makinesi çalıştı durdu. Perdeleri yıkamak ve ütülemek zor zanaat, en sevmediğim iş olarak tarihe geçti. Evimizdeki ilk gecemizde -evin 2. kat olduğunu ve yerle bir bağlantısı olmadığını söylemeliyim- evimize kedi girdi. Muhtemelen su gider borusundan -bir şekilde- tırmanmıştı. Kediler mutfak balkonumuzu çok seviyorlar ve evimizin kendilerine ait olduğundan eminler adeta. Bizi pek iplemez gibi davranıyorlar. Evdeki ilk günümüzde salonun ortasında bulduğum kemirilmiş sucuk geride bıraktıkları delillerin ilkiydi:) Bakalım günler neler getirecek? Bakalım bu evde hayat nasıl devam edecek?

Herşeyin çok güzel olacağını biliyorum.

Labels: , ,

 
z_post_title="<$BlogItemTBeyaz büyüt> z_post_title="<$BlogItemTGeleneksel yılbaşı şeysit> z_post_title="<$BlogItemTHoşgeldim:)t> z_post_title="<$BlogItemTYeni Hayatt> d="stats_script" type="text/javascript" src="http://metrics.performancing.com/bl.js">