>

Aradığın aslında nedir ki?

Tuesday, February 28

ühühü ağlamak istiyorum mutluluktan

2005 baharında Amerikanyadan döndüğümde çok umutsuz 4 ay geçirmiştim. Bütün bu umutsuzluğun nedenleri say say bitmez tabii. Ama belli başlı olanlar:

-Türkiye'nin en iyi okulundan mezun olduğum halde bir türlü iş bulamamak (nedense herkes tecrübe istiyordu ve ben bundan nefret ediyordum, o kadar emek vererek yapılan stajlarım kaale bile alınmamıştı)
-Bir türlü lojman çıkmaması, dolayısıyla yerleşememek, ev olmadığı için eşya alamamak ve yarı göçer yarı konar bir seyahat halinde yaşamak

Bütün bunlar aslında küçük sorunlar ve zamanla çözüleceğine inanıyordum, ama insanoğlu bu. Memnun etmek kolay değil ki. Koca bir yaz geçti, benim hala kurulu bir düzenim yoktu ama mesela süpper hobilerim vardı. Ebru kursuna gidiyordum, suyun üstüne yüreğimi damlatıyor sonra ona taraklı, şal ve benzeri isimler koyuyordum. Mimar Sinan eseri bir medresenin avlusunda boya eziyor yorulunca muhteşem bir çay içip kendime geliyordum. Kayınvalidemlerin evi gayet merkezi bir yerde olduğundan her akşam dışarı çıkabiliyordum. Boncuklarımı saçıp döküp kendim için takılar yapıyor, sonra sabırsızlıkla eşime göstermek için bekliyordum. Teyzemle zaman geçiriyordum. Bunların hepsi çok güzel ve o umutsuzluğumu dağıtan renklerdi.

Hayatın her aşamasında farklı renklere ihtiyacı varmış insanın. Ve bir kaç ay içinde neler olabileceğini tahmin etmek de çok zormuş. İşte bu yüzden kuvvetle inanmak lazım iyi şeylerin olacağına.

Temmuz sonunda işim, ağustos sonunda evim oldu. Ne var ki çok yoğun bir işim ve çok uzak bir evim var. Olsun yine de:) Yolları optimize ederiz dedik, ettik:) Belediye de etmiş sağolsun, metro var iyi ki şehrimizde.

Bugün ise çok mutluyum, çünkü çok emek verdiğim, çocuğum gibi ilgilendiğim işimin karşılığını aldım bugün. Zaman zaman neden emeğe saygı duyulmadığı konusunda serzenişte bulundum, zaman oldu uykusuzluklarımın, haftasonu geceyarılarına kadar ofiste harcadığım saatlerin mutlaka bir karşılığı olacağına inandım. Gelgitler yaşadım, üzüldüğüm de oldu. Bugün ise maaşıma zam yapıldığını öğrendim, ve kademem artırılmıştı. Bu benim için çok güzel bir haber. O yüzden paylaşmak istedim. Çok mutluyum:) Burdan bana sabır gösteren eşime ve aileme, çalışmalarımı değerlendiren yöneticilerime teşekkürü bir borç bilirim efem.

Friday, February 24

ben bir sazanım durgun sularda

Bu hafta havanın güzel olduğundan faydalanıp haftasonu üniversiteden uzun zamandır görüşemediğim arkadaşlarımla buluşmak üzere paçaları sıvadım. Amacım bir organizasyon hazırlamak ve güzel bir gün geçirmekti. Özellikle de bu haftanın ne kadar yoğun ve yorucu geçtiğini göz önünde bulundurduğumda, bunu hakettiğimi düşünüyordum.
Bütün çabalarımın neticesi bugün bozan havayla birlikte buharlaşıp uçtu. Bir arkadaş ailesi İstanbul'da olduğu için gelemeyecek, diğer arkadaşım da hep beraber olma fikrinde, ki benim fikrim de o. Ama işin komik kısmı şu diyalogda gizli, aynen aktarıyorum, kopyala yapıştır yapıyorum mail kutumdan:

a: arkadaşım
k.i.s.d:bendeniz fakir

a:canim sana msj attim ama iletim raporu gelmedi bana, ulasmamis olabilir diye tekrar yazayim dedim,baska zamana ayarlayalim, s. ve gunes de olsun. optum
k.i.s.d:Ay özür dilerim telefona avea sim kartı taktıydım:) Bence de sence... bu arada Güneş kim? Bizim sınıftaydı da ben hatırlamıyor olabilirim biraz aklım karışık, yaşlandım:)
a: aa askolsun gunesi hatirlamýyo musun, saka mi yapiyosun yoksa?duyarsa cok uzulur, soylemiyim ona:)
k.i.s.d: Ya beni kafaya mı alıyorsun ciddi misin, çünkü inan ki hatırlamıyorum. kız mıydı, erkek miydi? onu bile hatırlamıyorum yani. biraz tarif eder misin?bi de soyadı neydi
a: peki, tarif edeyim..soyadi ve cinsiyeti yok, ya da ben bilmiyorum..aslında ben de hep cok uzaktan goruyorum onu, yaklasmaya cesaretedemiyorum:)kocaman olsa gerek ve cok sicak..genelde sari ama aksam uzeri kizillasiyo...hatirlamissindir umarim:)
k.i.s.d: beni sarmış olduğun makaradan nasıl çözülüp akabilirim hiç bir fikrim yok. Bir nevi sazanım durgun sularda:) Yani var ya ne diyim ben sana, teker teker herkesin suratını ve adını gözümün önünden geçirdim düşündüm düşündüm ve bunadığıma karar verdim , ama anlaşılan daha önceden bunamışım ben:) Bu bomba da benden sana armağan olsun:)
a:ya biliyo musun ilk basta saka yaptigini sandim, ne yazsam diye dusundum sonra ya ciddiyse, iyi makara olur dedim:)cok yogun calisiyosun galiba, Allah kolaylik versin..Allah razi olsun, gunume renk geldi:)

Thursday, February 23

Takılanlar

Bu aralar aklıma takılan o kadar çok şey var ki. İlk olarak, otobüs duraklarında, metro istasyonlarında sıkça gördüğüm bir şampuan reklamından bahsetmeli. Afiş çok basit aslında, pırıl pırıl parlayan siyah saçlı bir kız, saçlar enteresan bir zig zag şeklinde ayrılmış, kızımız da çok mutlu çünkü saçları kepeksiz. Ama saçların ayrılma izi o kadar geniş ki, yani sanırsın ki otoyol geçmiş kafasının ortasından. Umarım photoshop veya bir benzeri ile yapmamışlardır o izi.

Başka bir aklıma takılan nokta ise, trafik sıkışık olduğu halde ve sarı ışığın yandığını göre göre geçmeye çalışan oto sürücüleri. Ya biliyorsun ki geçemeyeceksin, kalacaksın kavşağın ortasında, senin yüzünden geçiş hakkı olanlar geçemeyecek. Yok, inat ya. İlla ki geçmeye çalışıp trafiği mahvedecek. Onun yüzünden bir sürü insan korna seslerine tahammül etmek zorunda kalacak. Ay inanmıyorum ya, lütfen bunu yapanlar bir daha yapmasın. Bekleyeceğin en fazla 90 saniye arkadaşım ya, değer mi onlarca insanın hakkını gasp etmeye.

Aklıma takılan sonuncu nokta ise (tabii ki şimdilik) geçen gün okuduğum bir haberle ilgili. Haberin mahiyeti Türkiye'nin imajının bir türlü düzeltilemediği, hala anketlerde imajı en kötü olan ülke konumunda olduğu şeklindeydi. Bir miktar da özeleştiri tadında yorumlar yapmış tarafsız gazetecimiz:) Ya acaba gerçekten anlamıyorlar mı, yani biz en azından anlayamıyor muyuz bu imaj meselesinin biz ağzımızla kuş tutsak dahi düzelemeyeceğini. Tamam, gelişelim, modernleşelim, ona hiç sözüm yok hatta takipçisiyim. Ama ortada bir gerçek var ki o da batı ve doğunun birbirinde bu dünya üzerinde maalesef ki kesin bir çizgiyle ayrılmış olduğudur. Ve o çizgi de maalesef ki Edirne'nin batısından geçmekte. Ve bu çizgiyi kaydırma kudretine sahip değiliz. Ne yapalım, elimizden geleni yapıyor muyuz? Hayır. Arkadaşlar, bu dünyada hala Türkiye'nin Orta Asya civarında bir çöl olduğunu sanan insanlar yaşıyor. Hatta Amerika'da karşılaştığım bir olaydan da bahsetmeden geçemeyeceğim, bir konuşma esnasında Türk hanımlara söylenen (söyleyen Avrupalı idi sanırsam) aynen şu idi: Siz aslında ülkenizde türbanlısınız ama burada açıyorsunuz başınızı değil mi? Ben bu soruya affınıza sığınarak sadece "Oha" diyebilirdim, dedim de gerçi ama içimden dedim. Araştırmadan etmeden önyargılarla karşısındakini değerlendiren tüm insanları Allah'a havale ediyorum.
Saygılarımla.

Tuesday, February 21

Eskiden

Eskiden takıları çok severdim. Renk renk, biçim biçim, gümüşünden ahşap boncuğuna, simlisinden opak tonlarına onlarca takı vardı dolabımda. Her kıyafetimin bir eşi vardı takıların arasında. Ve İzmir Sevgiyolu’nda tezgahları kurcalamak bana sonsuz neşe veren bir uğraştı. Tek başıma olmalı ve orjinal parçaların izini sürmeliydim. Sürerdim de. Bazen tek kalmış küpeleri alırdım, küpeleri farklı farklı takmayı severdim. Kimse almadığı için tek başına kalmış boncuklu küpelerin, çiftlerinden, eşlerinden ayrılmış gümüşlerin yalnızlığını paylaşmak ve onlara çeşitliliğin zenginliğini kazandırmaktı amacım belki de. Bol delikli kulaklarımda bir bayram çeşitliliği oluşturmak idi telaşım. Bayram hazırlığı misali. Deliye her gün bayram zaten.

İşte bütün bunlar nerede ne zaman yaşanıyordu hatırlayamıyorum bir türlü. Onlarca renkli parıltılı, nakış nakış, emek emek hazırlanmış, yıllarca benimle yalnızlıklarını paylaşmış takılarım şu anda benim bilmediğim bir köşede yıllanıyor, yaşlanıyor. Ben bir türlü durup onları arayamıyorum, bir türlü üzerime serpilen şu ölü toprağını silkeleyip kendime gelemiyorum. Belki hala eskisi gibi tertipli ve uyumlu olmak istiyorum ama kendimin yerini bile hatırlamıyorum. Ruhum nerde, ben nerdeyim? Biliyorum da bir türlü onunla buluşamıyorum.

Monday, February 13

Aşure - Ev - Elif Şafak - Kar

Haftasonu haftasonu dedikleri 2 gün. Hele bir de öbür yarınız bütün haftasonu mesai yapmak zorundaysa ve hava da pek kötüyse ve de bütün sevdikleriniz yurtdışında yaşıyorsa haftasonunun anlamı yitiyor. Evin zaten dağ başında olması ulaşım imkanlarını kısıtlarken, zavallı k.i.s.d. evinin kadını oluyor. Bütün cumartesi hüzünle karışık bir hırs ile evini silip süpürüyor, çamaşır yıkıyor ve arada magazin programlarına bakıyor (kesinlikle imrenmiyor).
Sonra evde sıkılıyor ve komşusuna çaya gidiyor. Komşunun bebeğini sevip yaptığı takıları kurcalayıp nefis bergamut aromalı çayını yudumluyor. Çekirdek çıtlatıyor.

Uzun zamandır aklımda olan buğdaylı salatayı yapmak istiyordum. Komşumla konuşurken söz her nasılsa aşureden açıldı. Ben öyle göz kararı anlamam hiç. İlla ki şu kadar bardak, bu kadar fincan diye ölçü olmalı. Ve tarifleri denerken alışık olduğum veya sevdiğimden emin olacağım tatlara meylederim. Sağolsun arkadaşımda varmış aşure için ölçüler. Ben de aldım ölçüleri sevine sevine markete gidip aşurelik buğday aldımm.

Eve gelince de sevine sevine malzemelerimi ısladım bir gün önceden. Tabii bu arada benim aşure yapmayı bilmediğim aklıma hiç gelmedi. Daha önce 1 kere anneannemi izlemiştim ancak.

Neyse, cumartesi akşamı bakliyatım ıslanırken TV'de dans yarışmalarını seyredip tikky tabiriyle bezdim. Eşim için düşündüğüm süprizi planladım bir yandan, bir yandan da okuduğum Elif Şafak kitaplarını düşündüm uzun uzun. Not aldığım yerleri okudum.

Pazar sabahı uyanır uyanmaz heyecanla koştum bakliyatlarıma, şişmiş kocaman olmuşlardı. Çiğ çiğ yedim biraz:)
Sonra hepsini ayrı ayrı kaplarda ocağa koydum, onlar kaynarken birden aşure yapmayı bilmediğimi idrak ettim. Hemen anneannemi aradım tabii. Telefonu kapattıktan sonra kendime güvenim artmıştı. Neyse 1-2 telefon görüşmesinin ardından aşure aşureye benzedi. Sanırım şekerini daha az koyabilirdim. Bu arada "kendi aşureni kendin yap" kampanyası dahilinde içinde kuru incir, portakal gibi benim aşureye yakıştıramadığım malzemeler olmayan bir aşurem oldu. Yaşasın:) pekmez de koymadım, ohh.

Biraz ılıdıktan sonra kaselere pay ettim. 11 kase aşure çıktı, zaten apartmanımız 11 daire. Ben de bir posta daha pişirdim. Böylece de hayatımın ilk aşure macerasını yaşamış oldum. Yemek isteyen beri gelsin. Şahsen biz zehirlenmedik. Bugün komşulara dağıtacağız aşureleri. Umarım onlar da zehirlenmez.

Bu arada pazar günü lapa lapa yağan kar beni epey korkuttu, işe gelemeyeceğim diye korktum. Bu hafta çok önemli işlerim var çünkü. Ve evet, başka yazı beklemeyin benden bu hafta. çalışmam lazım:)Bu arada bugün bir yağıp bir duran kardan da korkmaya başladım, umarım tekrar tipi olmaz. Zira hayat çok zor oluyor kar yağınca. Çarnaçar sonundaki bereketi düşünerek sevinmeye çalışıyorum.

çarnaçar: ister istemez

Thursday, February 9

Micra List özel istek hattı

radyo eksen'in web sitesinde "Micra List özel istek hattı" var bir kaç zamandır. her açtığımda bana ordan hınzır hınzır gülümsüyor ve benim aklımdan şu cümleler geçiyor.

k.i.s.d:
-Ben listenin 3. sırasındaki Micra'yı eşime armağan etmek istiyorum.
spiker/d.j.:
-Peki efendim, hemen. Siz hatta kalın arkadaşlar numaranızı ve adresinizi alacak.

Ama hayat ne yazık ki böyle değil. ühüüüü.

Dün akşam yollar açıktı ve ben ilk defa, evet ilk defa yeniden öğrenci olmak istedim boğaziçimde. Ve evet, kendime hayret ettim.

Wednesday, February 8

ıt's really hard to say how you missed a foreign country that you do not actually belong to. Well, I can not admit that either. But isn't is normal to fell that you're really happy when nobody cares what you do, or what you say. Don't you feel free when somebody listens to you free from bias.

Anyway, I'm here, so I have to learn how to survive here. Even though, that makes me to feel like a foreigner.

Monday, February 6

Üçüncü Dünya Savaşı

Uyuyan dev uyandı, usulca gözlerini açmakta şimdi. Homurtuları dünyayı sarmaya başladı. Lanetlilerin uzun zamandır hayalini kurdukları, izini sürdükleri ve yolunu gözledikleri dev gücünü toplamak için uyandı. Dünyayı kutuplara ayırmak için yüzyıllardır dinlenmeden çalışanlar, insanlığı hiç uğruna birbirine kırdıranlar koltuklarına yaslandı. Nasıl olsa onlara birşey olmayacak, nasıl olsa zaman bu ya herşey yeniden yeniden unutulacak, unutturulacak. Nasıl olsa...

Yanan yüreğe su serpmek mümkün mü? Su söndürür mü ki her yangını? Oyunlar dönerken başında kuzgunlar misali, içinde çırpınışlar ve ayrılıklar hiç dinmezken, kendi kalbi kendini bıçaklarken, midesi kendi kendini sindirmeye çalışırken ve bağışıklık sistemine zarar vermeye çalışan milyonlarca bakteri, asalak başına musallat olmuş, dağılmazken bu toprak uyanır mı? Yeniden?

Delinin teki kendi izini sürüyor, kendi izini arıyor doğduğu topraklarda. Bir Asya diyor, bir Avrupa... Bir şimale dönüyor yüzü, bir cenuba. Bir türlü bakışlarını kendine yöneltemiyor, deli ya.

Sehrin Aynalari

Bu haftasonu okuduğum kitap, damağımda kalan tat, tekrar okuma arzusu ve kadim zamanlarda kalan akıl izleri... neyleyim bilmem ki.

Bir pasaj aktarayım, belki anlarsınız:

''gitmek kadere diş bileyenlerin, varmaksa kadere inanmayanların tercihiydi. birinin kökleri geçmişte, haritası çok merkezli; ötekininse kolları gelecekte, haritası tek merkezliydi. bu sebepten, birinde ağır basan dişilik, ötekinde erkeklikti. kaçmaya gelince o bambaşkaydı. kaçmak sürekli hareket halinde olmasıyla gitmeyi ve gizliden gizliye barındırdığı bir başka, bir öte mekan arzusuyla da varmayı çağrıştırıyordu. velhasıl kaçmak, hem gitmeye hem de varmaya, ne gitmeye ne de varmaya benziyordu.''

Friday, February 3

Çin yeni yılı

Geçen yıl bu zamanlarda hala California'daydık. Ve ben, uyumadığım zamanlarda:) "community center" tadında bir okula gidiyordum. İngilizce dersleri o kadar zevkli geçiyordu ki, dil bilmeme rağmen oraya gidip farklı kültürden bir sürü muhteşem insanın iç dünyasını izlemek bana keyif veriyordu. Özellikle uzakdoğulular...

Çinli bir amca vardı. Çalışıyordu ve bir yandan da İngilizce kursuna geliyordu. Çin yılbaşında bize kendi ülkesinin televizyonunda yayınlanan yöresel bir dansın klibini getirmişti. 40 tane güzel Çinli kız, sanki 40 kollu bir insan... Kolların ahenkle hareketi dansın temelini oluşturuyordu, kostümler ve müzik o kadar etkileyiciydi ki hala unutamıyorum.
Ayrıca bize özel bir tatlı yapıp getirmişti çinli amca, kendi elleriyle. Çok güzeldi tatlı. Yapılış sürecini ve temizliği pek düşünmemeye çalışarak yemiştim.

Keşke bu blog oluşturma işini bu kadar ağırdan almasaymışım, keşke Amerika'dayken başlasaymışım. Unutmamak istediğim o kadar çok şey var ki.

Thursday, February 2

Hüzün

Nedendir bilinmez, içimde garip bir hüzün var. Dostlarımı çok özledim ve şimdi hepsi çoook uzaktalar. Ahhh, uzaklar. Ahhh, uzaklar.

Ben eskiden şiir yazardım, öyle böyle değil meslek gibi birşeydi şiir benim için. Her duruma uygun bir şiirim vardı. Bir keresinde öğretmenler günü kutlamalarında Ceyhun Atuf Kansu'ya ait olan "Dünyanın Bütün Çiçekleri" şiirini okumak istemiştim. Oysa şiiri başka birinin tabiri caizse kaptığı söylendi. Bana bir sürü şiir alternatifleri sundular okumam için (ve maalesef ki bir tane okumam gerekiyordu, ne de olsa ortaokul hayatı...ooof of) Buldukları şiirler bana çok duygusuz, çok klişe gelmişti. sinirlendim ve oturup bir şiir yazdım. O sıralar bir kitap okumuştum. adını tam hatırlamıyorum ama kitabın konusu köyde okulsuz çocuklar ve onlardan birinin öğretmen özlemiydi. Bu kitaptan esinlenerek bir şiir yazmıştım. Sonraları yıllarca yazdığım o şiiri okudum ben, herkes ağlamıştı. Hatta lisede bile okudum ve lise müdürümüz çok değerli Sn. Ahmet bey bana kalemini hediye etmişti. Ne günlerdi.

Şimdi o günleri düşündükçe, bütün o anları, hissedilenleri yaşamaya çalışıyorum ve anlıyorum ki duygularım körelmiş biraz. Şu an dostlarımın uzaklığından ve hissettiğim yalnızlıktan üşümüş, acımış ruhumun durumunu sadece şiirle ifade edebilirim. Oysa ki şiir yazamıyorum artık.

 
z_post_title="<$BlogItemTühühü ağlamak istiyorum mutluluktant> z_post_title="<$BlogItemTben bir sazanım durgun sulardat> z_post_title="<$BlogItemTTakılanlart> z_post_title="<$BlogItemTEskident> z_post_title="<$BlogItemTAşure - Ev - Elif Şafak - Kart> z_post_title="<$BlogItemTMicra List özel istek hattıt> z_post_title="<$BlogItemTt> z_post_title="<$BlogItemTÜçüncü Dünya Savaşıt> z_post_title="<$BlogItemTSehrin Aynalarit> z_post_title="<$BlogItemTÇin yeni yılıt> z_post_title="<$BlogItemTHüzünt> d="stats_script" type="text/javascript" src="http://metrics.performancing.com/bl.js">