>

Aradığın aslında nedir ki?

Thursday, May 25

Sibel Sezal

Çalan müzik Sibel Sezal tarafından seslendirilen -Sen Varsın Orda- isimli şarkı. Kimseciklerin bilmediği az sayıdaki şarkılardan. Bundan sonra arada sırada sevdiğim ve pek bilinmeyen şarkıları buraya ekleyeceğim. Belki beğenenlerin sayısı artar.

Sonradan ekleme (10.08.2007) Sibel Sezal bağlantısıyla bloğuma gelenlerin sayısı bir hayli arttı, lakin galiba aradıklarını bulamıyorlar. ANASAYFA'da sağdaki MUZİK bölümünden Gece Ay Şahit isimli şarkıyı dinlemeniz mümkün. Başka parçalardan da dinlemek istedikleriniz olursa e-posta atın, ekleyeceğim.

Çok işim var ühühüühü. Ben ofisime döneyim.

Labels:

Monday, May 22

Finalin ardından

Cumartesi akşamı yeşil eriklerim ve battaniyemle oturup Eurovision finalini seyrettik.

Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim, yarı finalde Finlandiya ekibi çıktığında ben koltukta yarı uyur vaziyette idim ve birden irkilerek ayıldıydım. Korkudan tabii... O esnada hangi ülke olduğunu göremedik ve muhtemelen Finlandiya'dır bu, Vikinglerin torunları yorumunu yapmıştım. Harbiden de öyleymiş, neyse. Eşim zat-ı muhterem şarkıyı beğenmiş ve genç oylarını toplayabileceğini belirtmiş idi. Ben de "Toplarsa toplasın, bana ne. Nasıl olsa biz asla dereceye giremeyeceğiz bu sene " demiş idim. Benim yorumumun ümitsizlikle bir alakası yok idi, iyi bir iş iyi sonucu hak eder. Vasat bir iş ise vasat bir sonuç almaya mahkumdur. Aşikar bir neticeyi baştan kabullenerek hezimet yaşamadık hiç olmazsa.

Ne diyordum, cumartesi akşamı final yarışmasını seyrederken çok eğlendim. Genelde kaliteli parçalar, eğlencelik bir seyir vardı. Açıkçası Finlandiya'nın birinci olmasını ummuyordum ama ilk 5 içerisinde şans vermiştim. Mümkün olduğunca popumsu bir tını zerk ettikleri hard rock parçaları korkunçtu, ekrana bakmadan dinleyebildim:) Benim birincim Bosna idi. Bu arada bütün vokaller parçalarını dansları ve performansları eşliğinde seslendirirken Sibel hanımın adeta kazık yutmuşçasına dikilmesi beni hayal kırıklığına uğrattı. E üstünde 5 kilo kristal varmış , ondan kımıldayamamış demesin kimse. Ekrandan kristallerin kilosu ölçülemiyor, biz gördüğümüzü değerlendirebiliyoruz.

Sonuçlar açıklanınca kendi değerlendirmemi yaptım. Metal sever arkadaşlar alınmasın ama insancıl olmayan herşeye karşı tepki duyarım ve tepkimi çekinmeden dile getiririm. Metal müziği ve ruh emen her türlü melodi-görüntüyü hiç de insancıl bulmuyorum. Finlandiya'yı birinci yapan genç oylarıdır ve bu da Avrupa gençliğinin insancıllıktan nasıl da uzaklaştığının göstergesidir. Ruha ferahlık veren ve dinginlik sağlayan bir müzik yerine karanlık koridorların ve dar mahzenlerin rutubetine sığınmayı aklım almıyor. Lütfen tepkimi yanlış anlamayın, sadece bu ülkenin demokratik platformunda, internetin sonsuz boşluğunda kendi düşüncemi dile getiriyorum.

Friday, May 19

Yılmaz Morgül ve Pijamalı Dansçılar

Dün gece Eurovision yarı finallerini seyrederken bu işin artık bir şova dönüşmüş olduğunu müşahade ettim. Mesela:
1-Finlandiya ekibi çok korkunçtu, öyle ki gece kabus görmekten korktum. Maskeler, kostümler bir yana tam anlamıyla METAL bir sese sahip olan solistin jest ve mimikleri benim ödümü kopardı.
2-Hollanda ekibi de sinirlerimi zıplattı. Sürekli aynı melodiyi mırıldanıp elleriyle tempo tutan hatunlar çok sinir bozucuydu. İyi ki finale kalmadılar.
3-Litvanya ekibi çok başarılı bir strateji izleyerek We Are The Winners of Eurovision diye bir şarkıyla sahne aldılar. 6 kişilik grubun her bir ferdi ayrı bir orijinalite göstererek gönlümüzü fethetti.
4-Ukrayna her zamanki gibi çıtır bir bayanı sahneye sürdü. Bu politikayı izlemeye devam ederlerse kaybetmezler sanıyorum. O değil de, kızın yüz ifadeleri sevimliydi hakkaten.
5-En son sahne alan Sally Night kişisine ailecek uyuz olduk. Bize biraz Barbie Girl şarkısına özenilmiş gibi geldi. Bütün gruplar gibi onun da kendine has bir şovu vardı ve berbattı. Sesi daha berbattı.
6-Bosna Hersek'in 1. olmasını istiyorum. Solistin sesini çok beğendim. Olgun ve derin bir ses diye tanımlıyorum. Bütün "Leyla" isimli şakılar gibi bu şarkı da güzeldi. Ekibin sahneye yayılışı, şarkının inişleri-çıkışları...Zaten duygusal bir parça seçerek duygusal yengeç burcu kişisinin oyunu garantilemişler, konuşmiim en iyisi daha fazla.
7-Hemen hemen her bayan ekibi revü kızı kostümü ile sahneye çıktı. Bacak puanlarını garantilemek idi sanırım niyetleri.
8-Avusturya'nın seçtiği kostümler ise geçmişte kalmış ihtişamın özlemini çekip çekmedikleri konusunda düşündürdü beni.

Türk ekibinden bahsetmeye gerek yok. Ben zaten sevmemiştim o şarkıyı. Yine de en azından Rimi Rimi Ley'den iyiydi bu sefer. Belki 15. falan oluruz. Yalnız şunu anlamıyorum, Sibel Tüzün gibi güzel şarkılar yapabilen ve güzel yorumlayan bir sanatçı neden bu şarkıyı seçti, sanırım bu nokta hep muamma olarak kalacak.


Ve benim teklifim: Sayın Türkiye Eurovision şarkısı seçme ahalisi. Anlıyorum ki müzik konusunda bilgili değilsiniz, seçkin bir müzik kulağınız da yok. O zaman halkı dinleyin. Seneye Eurovision yarışmasına Yılmaz Morgül ile katılmayı teklif ediyorum. Sesi duysun da kendine gelsin Avrupa... Geri dansçıların da öz be öz Türk erkeklerinden seçilmesini ve beyaz fanila-göğse kadar çekilmiş çizgili pijama kostümü ile sahneye çıkmalarını istiyorum. Hepsinin de göbeği olmalı. Artık hangi dansı yaparlar orasına karışmam ama önemli olan ekipte bir milli ruh olması değil mi zaten. Yılmaz Morgül de Bahçevan geldi şarkısına çektiği klipte giydiği tulumu giysin. Önemli olan bizden motifer yer alması.

Benden bu kadar. Cumartesi gecesi finallerden sonra buluşmak üzre...

Wednesday, May 17

Can simidi

Bizim ofiste bir kız var, spora gidiyor uzunca bir zamandır. Zaten inceydi, şimdi 30 cm oldu bel kalınlığı. Ona baktıkça hüzünlü gözyaşlarımı içime akıtıyor ve evimin uzaklığına artı diğer bütün bahanelerime yazıklar olsun diyorum. Bir zamanlar ben de ufacıktım, gerçi şimdi de o kadar büyük değilim ama bir zamanlar minnacıktım gerçekten. Evet, öyle bir zaman yaşanmıştı. Şu işe başladığımdan beri ne yesem belime birikiyor Allahım deliricem ya. Ve artık kararlıyım, rejime başlıyorum. Karbonhidrat rejimi. Çaya şeker yok, ekmek zaten yemezdim pek onda sorun yok, ama eve geç gidince makarna yapma lüksüm kalmayacak. Buzlukta köfte bulundurmakta fayda var. İnsanın bir noktada dur demesi gerekiyor değil mi?

Beyaz saray

Güya ben çilekli tarif deneyecekmişim, peh!

Ya işte öyle dostlar, neymiş, emin olmadan söz verilmeyecekmiş. Neyime benim çilekli tarif denemek. Çilekli bildiğim tek tarif Danone meyveli yoğurttur, onu da yapmam, yerim. Çok pratik ve lezzetli:)

Gerçekten çok üzgünüm, aslında bir planım vardı ancak gerçekleştiremedim. Son haftalar, malumunuz, çok koşuşturmacalı. Zaten en son yazımı da Ankara'dan önce yazdığıma bakılırsa epeyce de meşgulmüşüm. İş çok yoğundu olur böyle şeyler diye kendimi kandırabiliyorum peki ya okuyucularım sizi kandırabiliyor muyum acaba?

Ankara hakkında bir kaç söz:
Bir cumartesi sabahı, otobüsteki koltuklarımızda şehre uyandık. Şehir ve Gri... Şaşırmadım. Nedense hep gridir Ankara ve nedense ben buna hiç şaşırmam. Ve yine o şehre ilk vardığımda beni sarıp sarmalayan köşeli kenarlı sınırlanmışlık duygusu geldi yerleşiverdi. Herşey muntazam geometrik şekiller oldu, içime doldu. Bir de baktım kafam kare olmuş, vücudum kusursuz bir elips halini almış. Böyle hissettiriyor bana Ankara, hep köşeli, hep kenarlı. Puslu mantığımı barındırmakta güçlük çektiğim bir keskinlikler diyarı.
Zaten bütün mesafeler kısa ve de zaten her defasında unutup yeni baştan öğreniyorum ben o şehri. Bu sefer de yine öyle oldu. Arkadaşlarımızın evine vardığımızda sıcak birer bardak çay, güzel bir sohber ve içimi ısıtan güzel bir gülüş vardı. Daha ne isterim sorusuna cevap vermedim. Hakkımı sonraya sakladım. Ne güzel kahvaltı yaptık beraber. Demek ki sürekli masabaşı çalışan insanlar konuşmaya bu kadar hasret kalıyorlarmış. Ne çok konuştuk hayata dair. Kızılay'a gittik sonra, kahve içecektik ama bütün Kahve evleri duman altı, dışarısı serin, ben hasta olunca planımızı değiştirip başka bir mekana yerleştik. Tabi 3 tanesini 10 liraya aldığım küçük çerçevelerimi elimden hiç bırakmadım. Akşam candostumun evine gittik. Eşim salondaki kanepede uyuya kaldı:) Biz de "isar" cığımla uzun uzun hasret giderdik. Sonra padişahı uyandırdık ve oradan ayrıldık. Akşama da eşimin arkadaşları bir araya geldi, bu sefer de ben uyumuşum kanepede. Üstümü örtmüşler oracıkta. Halbuki dans yarışmasını seyredecektim:)
Pazar sabahını kardeşlerime ayırmıştım. Bizimki KPDS'de ter dökerken ben MADO'nun brunch keyfini yaşıyordum. Canım ufaklılarımla uzun uzun konuştuk. Kardeşi olmak ne güzel bir duygu yaaa.

Öğleden sonra İstanbul'a yola çıkıldı. Yolda Elif Şafak'ın Araf'ını okudum. Kitabın sonuna çok üzüldüm ama olacağı da buydu dedim. Düşündüm... Çok derin düşüncelere gark etti bu kitap beni. Bir kaç pasajını paylaşacağım yakında. Dağlar tepeler aştık, ve evimize ulaştık.

Üstünden bir hafta geçti, bu sefer de anneler günü heyecanı sardı. Bütün cumartesim hediye ve arkadaş muhabbetiyle geçti, kalabalık, trafik başımı yedi. Gece bi yarısına kadar mutfakta börek çörek yapıp bayılmışım, sonrasını hatırlamıyorum. Ama emeklere değdi sanırım, pazar günü çok keyifli bir aile kahvaltısı gerçekleştirdik. Sonunda herkesin yüzü gülüyordu.

Bu arada artık Aliye'yi seyretmiyorum. Baydı beni, ayy fenalıklar geliyor. Deniz'i de tepeliycem Sinan'ı da...oh bee...

Çilekli tarif de bu koşuşturmacada unutuldu. Neyleyim. Onun fotoğrafı yerine size bir Washington DC fotoğrafı sunuyorum. Tembellik baki:)

Thursday, May 4

Ben Eskiden Küçüktüm


Sahne tozu, insanın bir kez soluğuna kaçarsa bir daha iflah olmaz o insan. Sahneler, hikayeler, anılar, Mercan Dede'den müzikler, Anton Çehov, göz altına çekilen kara kalem... parça parça ama kendi içinde bütünlüğü olan bir çok anı vardır tiyatro sahnelerinde.

Zamansızlık denizi bu... Hem dündesin hem yarında, ya da hiçbir yerde değilsin, ne de hiç bir zamanda. Kendin asla değilsin, iflah olmamak bu mu acaba? Kendin olmak istemezlikten mi bunca kılık, yoksa kendini bunca bilmekte midir bütün marifet?

Çok istediğin halde yapamadığın şeyler, ve az istediğin halde hep arkasından koştuğun hayaller. Hayat bir sarkaçsa şayet, bu ikisi arasında gider gelir. Ne var ki değersiz şeylere meyyaldir sarkacın bir tarafı, dengesi de bozulmuştur, hep o tarafa yakın gider, gelir.

Kaçmak çare mi? Kaçarsan seni bulmaz mı kaçtığın hayallerin, yüzüne hüzünlü hüzünlü bakmaz mı?

----------------------------------------------------------------

Salı gecesi bir oyun seyrettim Ali Poyazoğlu'ndan. Monolog idi ekseriyatı, ve de pek eğlenceli, pek komikti. Anılar vardı serpiştirilmişti sahnenin sağına soluna. Anılar gülünçtü. Sonrasında anıları öğütüp sahne tozuyla karıştırdılar ve bize, seyircilerin üzerine üflediler kendi rüzgarlarının gücüyle. İçim cız etti, sahne tozundan kaç kaçabildiğin kadar, yine gelip seni buluyor işte.

Ali Poyrazoğlu 5 yaşında, yemek masasının kadife örtüsünü perde yapmış, kendisine köpek kuklası dikip "Bıdık" koymuş kuklanın adını. İlk temsillerine öyle başlamış.

Yeşil kabare, Huysuz Virgin'in belki de komedyenliğe attığı ilk adımlar, Uğur Yücel, Müjdat Gezen... Yeşil'e Zeki Müren'in konuk olduğu gece... İsmet Ay'a hediye edilen tablolar:) Yunanistan'da geçirilen 3 ay. Hepsini dinledim, Ali bey konuştu ben dinledim, güldüm, karlar yağdı hüzünlendim. Parça parça sahne anıları döküldü kalbimden, bohçaladım, kaldırdım onları yerine, kilitledim bir daha dökülmesinler diye.

Bu arada haftasonu Ankara'dayım. Küçük kardeşler savulun ben geliyorum, canım arkadaşlarım koşun sizi görmeye geliyorum:) (Yalan, eşim KPDS'ye girecek!)

 
z_post_title="<$BlogItemTSibel Sezalt> z_post_title="<$BlogItemTFinalin ardındant> z_post_title="<$BlogItemTYılmaz Morgül ve Pijamalı Dansçılart> z_post_title="<$BlogItemTCan simidit> z_post_title="<$BlogItemTBeyaz sarayt> z_post_title="<$BlogItemTGüya ben çilekli tarif deneyecekmişim, peh!t> z_post_title="<$BlogItemTBen Eskiden Küçüktümt> d="stats_script" type="text/javascript" src="http://metrics.performancing.com/bl.js">