>

Aradığın aslında nedir ki?

Wednesday, May 17

Güya ben çilekli tarif deneyecekmişim, peh!

Ya işte öyle dostlar, neymiş, emin olmadan söz verilmeyecekmiş. Neyime benim çilekli tarif denemek. Çilekli bildiğim tek tarif Danone meyveli yoğurttur, onu da yapmam, yerim. Çok pratik ve lezzetli:)

Gerçekten çok üzgünüm, aslında bir planım vardı ancak gerçekleştiremedim. Son haftalar, malumunuz, çok koşuşturmacalı. Zaten en son yazımı da Ankara'dan önce yazdığıma bakılırsa epeyce de meşgulmüşüm. İş çok yoğundu olur böyle şeyler diye kendimi kandırabiliyorum peki ya okuyucularım sizi kandırabiliyor muyum acaba?

Ankara hakkında bir kaç söz:
Bir cumartesi sabahı, otobüsteki koltuklarımızda şehre uyandık. Şehir ve Gri... Şaşırmadım. Nedense hep gridir Ankara ve nedense ben buna hiç şaşırmam. Ve yine o şehre ilk vardığımda beni sarıp sarmalayan köşeli kenarlı sınırlanmışlık duygusu geldi yerleşiverdi. Herşey muntazam geometrik şekiller oldu, içime doldu. Bir de baktım kafam kare olmuş, vücudum kusursuz bir elips halini almış. Böyle hissettiriyor bana Ankara, hep köşeli, hep kenarlı. Puslu mantığımı barındırmakta güçlük çektiğim bir keskinlikler diyarı.
Zaten bütün mesafeler kısa ve de zaten her defasında unutup yeni baştan öğreniyorum ben o şehri. Bu sefer de yine öyle oldu. Arkadaşlarımızın evine vardığımızda sıcak birer bardak çay, güzel bir sohber ve içimi ısıtan güzel bir gülüş vardı. Daha ne isterim sorusuna cevap vermedim. Hakkımı sonraya sakladım. Ne güzel kahvaltı yaptık beraber. Demek ki sürekli masabaşı çalışan insanlar konuşmaya bu kadar hasret kalıyorlarmış. Ne çok konuştuk hayata dair. Kızılay'a gittik sonra, kahve içecektik ama bütün Kahve evleri duman altı, dışarısı serin, ben hasta olunca planımızı değiştirip başka bir mekana yerleştik. Tabi 3 tanesini 10 liraya aldığım küçük çerçevelerimi elimden hiç bırakmadım. Akşam candostumun evine gittik. Eşim salondaki kanepede uyuya kaldı:) Biz de "isar" cığımla uzun uzun hasret giderdik. Sonra padişahı uyandırdık ve oradan ayrıldık. Akşama da eşimin arkadaşları bir araya geldi, bu sefer de ben uyumuşum kanepede. Üstümü örtmüşler oracıkta. Halbuki dans yarışmasını seyredecektim:)
Pazar sabahını kardeşlerime ayırmıştım. Bizimki KPDS'de ter dökerken ben MADO'nun brunch keyfini yaşıyordum. Canım ufaklılarımla uzun uzun konuştuk. Kardeşi olmak ne güzel bir duygu yaaa.

Öğleden sonra İstanbul'a yola çıkıldı. Yolda Elif Şafak'ın Araf'ını okudum. Kitabın sonuna çok üzüldüm ama olacağı da buydu dedim. Düşündüm... Çok derin düşüncelere gark etti bu kitap beni. Bir kaç pasajını paylaşacağım yakında. Dağlar tepeler aştık, ve evimize ulaştık.

Üstünden bir hafta geçti, bu sefer de anneler günü heyecanı sardı. Bütün cumartesim hediye ve arkadaş muhabbetiyle geçti, kalabalık, trafik başımı yedi. Gece bi yarısına kadar mutfakta börek çörek yapıp bayılmışım, sonrasını hatırlamıyorum. Ama emeklere değdi sanırım, pazar günü çok keyifli bir aile kahvaltısı gerçekleştirdik. Sonunda herkesin yüzü gülüyordu.

Bu arada artık Aliye'yi seyretmiyorum. Baydı beni, ayy fenalıklar geliyor. Deniz'i de tepeliycem Sinan'ı da...oh bee...

Çilekli tarif de bu koşuşturmacada unutuldu. Neyleyim. Onun fotoğrafı yerine size bir Washington DC fotoğrafı sunuyorum. Tembellik baki:)

0 Comments:

Post a Comment

Acaba neyle ilgili:

Create a Link

<< Home

 
z_post_title="<$BlogItemTGüya ben çilekli tarif deneyecekmişim, peh!t> d="stats_script" type="text/javascript" src="http://metrics.performancing.com/bl.js">