>

Aradığın aslında nedir ki?

Wednesday, January 24

Geç gelen haftasonu yazısı

Haftasonuna cumadan başlayacağım. Cuma akşamı bir yemeğe katılacaktık ama ben fön çektirmeğe üşendim. (Aslında para vermek istemedim) Saçlarımı köpükleyip gittim açıkçası. İyiki de öyle yapmışım dedim sonra kendi kendime, zira fön çektirmeğe deymeyecek bir yemekti. Yemekten sonra eşimin bir arkadaşını evine bıraktık, yağmur yağıyordu, sokaklar boştu. Cumartesi sabah 10:30 da baş ağrısıyla uyandım. Eşim işe gitmişti. (evet bu aralar haftasonları öğleye kadar çalışıyor malesef) Hızlıca bişeyler atıştırıp bir ağrı kesici aldım. Sonra da kendime ufak bi kahvaltı hazırladım. Hava çok güzeldi, odanın penceresini açıp fonda güzel bir müzikle TV seyrederek kahvaltı yaptım. Kahvaltıdan sonra başımın ağrısı dinmişti ve boş durmamak adına evi toplamaya başladım. Ev toplandı, çamaşırlar yıkandı, bulaşıklar yıkandı, mutfak düzeltildi, yatak odası ve oturma odası süpürüldü. Sonra güneş gitti, eşim geldi. Gelir gelmez uyudu. Ben de güne gittim, inanamıyorum ya ben güne gidiyorum biliyo musunuz? Aslında normal günlere pek benzemiyor. Sitenin lokantasında buluşup öğle yemeği yiyor ve sohbet ediyoruz. Bu aktiviteyi de aslında birbirimizi pek göremediğimiz için düzenledik. Klasik ev günlerine konsept olarak uymadığından olsa gerek henüz beni sıkmadı. Sembolik bir para da toplanıyor ve bu hafta talihli kişi bendim. Miktar sembolik de olsa zamanlama iyiydi. Çünkü eşimle IKEA'ya gitmeyi planlamıştık.

IKEA'ya değinmek gerekirse, mağaza açıldığında biz ev kuruyorduk ve herkes gidip bakılması önerisinde bulunmuştu. Biz de aydınlatma ve koltuk için bakmıştık ama hiç bir malı beğenmemiştik. Tasarımlar hoş olmakla birlikte malzemenin kalitesi düşüktü.

Yazının devamı aşağıdaki posttadır...

Geçen hafta tesadüfen yeni kataloğu elime geçti. Kataloğu incelerken ihtiyacımız olan türde kitaplıklar gördüm ve piyasada bulabileceğimiz fiyatlardan daha uygun olduğunu müşahede ederek gidip bakmak gerektiğine karar verdim. Kitaplık konusunda yanılmamışım, hakikaten iyi bir alışveriş oldu. Onun yanısıra eşime çok işlevsel bir çalışma lambası aldık. Lambanın 3-4 tane eklem bağlantısı var ve bu sayede istediğiniz yönden ışık gelişini ayarlayabiliyorsunuz. Masa kenarına veya kütüphaneye veya istediğiniz herhangi bir kenara sıkıştırma yöntemi ile monte edebiliyorsunuz. Lambanın fiyatı 17,97 idi sanırım.

Tesadüf müdür bilmem ihtiyacımız olan bazı şeyleri umduğumuzdan daha ucuza bulunca aldık, iyi de oldu. Mesela mantar pano, duş askısı... Yalnız hala IKEA'nın çerçeve ve vazo konusunda oldukça başarısız tasarımlara sahip olduğunu düşünüyorum. Koltukları ve kanepeleri akıllıca tasarlanmış olsa da döşemelik kumaşlar hala kötü. Ve sehpaları beğenmedim. Bir de mutfak eşyaları bana kaliteli olduklarını hissettiremedi.

Eve döndüğümüzde saat 23:00 a geliyordu, çay yaptık ve kitaplıklarımızı kurduk, ardından peynirli sandviç ve çay ikilisi eşliğinde ben kitap okudum, eşim TV seyretti. Ve durup durup birbirimize "iyi oldu bu" dedik.

Pazar günüm ise evi temizleyerek, çamaşır yıkayıp sererek, yemek yaparak ve kitap okuyarak geçti. Hava çok güzeldi ama canım dışarı çıkmak istemedi. Şimdi ise keşke çıksaymışım diyorum, insanoğlu ne tuhaf.

Hatırladığım kadarıyla geçen sene bugün yoğun kar yağışı vardı. Bugün ise yağmur yağsın diye dua ediyoruz. Umarım bu geçici bir kuraklıktır, ısrarla global ısınmanın bu kadar ani bastıramayacağı düşüncesini taşımaktayım.

Thursday, January 18

Merdiven

Dünyanın öbür ucunda, gizli bir kıyıda, yalın ayak kumların üstüne basmayı seven küçük bir kız varmış. Okyanusun kıyısında bir kayanın ovuğunda yaşarmış. Gelgitlerde ormana sığınır, beş yüz yıllık ulu bir ağacın geniş dallarının arasındaki yazlığında dinlenirmiş. Gün doğarken okyanusun kıyısında oturup serin sabahı seyredermiş. Gece olurken yıldızların hangisini daha önce görebileceğini düşünüp tahminler üretirmiş.

Bu gizli kıyıda onu bekleyen veya onun beklediği hiç bir şey yokmuş. Beklemenin veya beklenmenin ne demek olduğu hakkında fikri de yokmuş küçük kızın. Havada, sükunet içinde kayan bir tüy gibi, kayıyormuş kendi hayatının içinde. Usul usul... Oraya nasıl geldiğinin, oradan nereye gideceğinin, kim olduğunun öylesine farkındaymış ki, her adımını büyük bir eminlik hissiyle atıyormuş. Yoluna çıkan çakıl taşlarına hep gülümsüyor, yoluna çıkan kayaları gülümsemesiyle parçalıyormuş.

Çok uzakta, çok gizli bir kıyıda, simsiyah saçlarını aya çözüp, bütün umudunu yıldızlara takan küçük bir kız, her gece bir merdivenden çıkıyormuş. Kendini uzaya, kendini dünyaya bağlayan ama her ikisine de ait olmayan bu merdiven sayesinde, küçük kız, ruhunu özgür bırakıyormuş.

Her sabah merdivenden inip sakin telaşının içine daldığında, yeniden gecenin çökmesini, yeniden merdivenin gelmesini istiyormuş.

Wednesday, January 17

Zaman

Zaman zincirlerinden kurtulmuş, zaman...Uzar mı, kısalır mı, an olur mu? An dan çıkıp anı olur mu? Nerede olduğunu bilmediğiniz birini merak ettiğiniz olur mu? Bir pastanın üstünde mumlar durur, kendi kendinize üflediğiniz olur mu? Hızla zihninizden karlı akşamların, soğuk kış gibi bir sesin geçtiği olur mu?

Bu akşam hepsi geçiyor içimden...

Kutlu olsun işte...

Babel



Haftasonu V for Vendetta'yi seyretmiş birisi Salı akşamı AltınKüre almış Babil'i seyrederse ne olur?

Babil Altın Küre aldı, evet ilginç bir film denebilir, ama asla bilindik klişelerin dışına çıkmamış. 3 tane hikaye bir şekilde birleşiyor, birleştikleri obje de güya vurgulanmaya çalışlmış ama nedense ben pek kavrayamadım o vurguyu. Nedense yetersiz geldi bana bağlantılar. Ayrıca, Amerikalılar hariç herkesin bir şekilde ezik büzük, pis, cahil ve akılsız olması acaba içinde bulunduğumuz şartlara şükretmemizi sağlamak için miydi?

Zaten film boyunca gerilip, dadıya "Mayyak ne bırakıyon çocukları çölde, veya hatta hiç götürmemeliydin onları" bağırışları, adeta maç seyreder gibi, bir yandan da dünyanın öbür ucuna turistik amaçlı ziyaret yaparken çocuklarını Hispanik bir teyzeye emanet etmiş olan wasplara kızmalar... Bir yandan da merak tabii, acaba ne olacak? Ama garip bir şekilde ben bu filmi sanki bir yerden tanıyorum, lakin çıkaramadım. Adı ile bir bağlantı ise, hiç kuramadım. Ha bir de aklıma takılan nokta, otobüsün tam karşısındaki tepeden sıkılan kurşun nasıl oldu da sağ camdan içeri girdi, fiziksel olaraktan mümkün değil yani. Olsa olsa tepeden, hadi rüzgar falan biraz daha zorlarsak ön camdan girerdi içeri.

Açıkçası ben beğenmedim kardeşim bu filmi. Gidin ödülü yeniden tartışın.

Thursday, January 11

Sıkıldım sıkıldım, uçmak istiyorum

Mor giymedim hayır, aa olamaz siyah giymişim bugün. Siyah mı beni boğdu acaba, ben neden sıkılıyorum akşam olmadan. Bugün canım hiç bir iş yapmak istemiyor, enerjisizim.
Ama müteşekkir olduğum anlar da oldu.

Sabah otobüste bayılmamak için yere oturduğumda bana yer veren adama müteşekkirim mesela. Ya da Pizza Hut'da ince hamurlu pizza istediğimizi söylediğimizde "Hay hay" diyen amcaya da müteşekkirim. Ama, mesela ince hamurlu pizza çıkınca bize bırakmamacasına başına üşüşen insan bozmalarına fena halde gıcık kapmış da olabilirim.

Saçlarımın uçları böle bişiler oldu, incecik oldular. Neden olur ki bu? Kestirmem lazım sanırım ama kuaförler çokkk pahalıı. 50 YTLye çak kesiyorlar, ya paramla rezil olursam :(

Dün mor giymiştim ama keyfim yerindeydi, bugün ise siyah giydim. Sİyahtan mıdır nedir ruhum sıkılıyor. Kaçmak istiyorum. Bazı günler ofisin ortasına oturup bağıra bağıra ağlamak isterim ama bugün o günlerden değil. Yo, aslında ben işini seven bir insanım. Kesinlikle!! Sıkılıyorum ama, anlayın beni. Ve çikolata yemek kesinlikle çözüm değil.

Aslında uyumak istediğim doğru, şuracıkta, şu açık renkte çalışma masasının üstünde, şalımı da yuvarlayıp yastık yaparak şekerlemelerin en tatlısına bulanmak, mümkünse pişmaniye gibi bişiy olmak istiyorum. Akşam koşmadan, sakin sakin eve gidebilmeyi hayal ediyorum. Gittiğim yolun 28 km değil sadece 6 metro durağı olmasını hayal ediyorum. Koşmak istemiyorum, yürümek istiyorum.

Çalan şu telefonu açmak istemiyorum, çalmaa , çalmaa. Çalıyor, açıyorum. Ohh neyseki iyi haber. Aferin diyor, başardın, eline sağlık. İçim huzur doluyor, kalkıyor gidiyorum.

Wednesday, January 10

Zıtlar ve iç içe geçenler

Dekorasyon havasından henüz çıkmadım. Dolayısıyla fikrim ile zikrim paralel gidiyor. Aklımdan ne geçiyorsa dilimden de o dökülüyor.

Beyazın saflığı ve sadeliği bir yana, bir de sade formlarla bütünleştiğinde tadından yenmiyor. AMA duvarlarda beyaz sevmem ben. Çok steril gelir, hastahane gibi. Bu beyaz da HOMEArt'dan beğenildi.

Bir de birbirini tamamlayan renkler varmış. Varmış, bazılarından haberdar idik zaten ama kahve-mavi ikilisini nedense fark etmemiştim daha önce. Oysa ki ne kadar sofistike bir hava katıyorlar bu iki renk bir arada olduklarında. HomeART sen çok yaşa.

Tuesday, January 9

Dekorasyon içerikli bir yazı

Yazın taşınma ihtimalimiz ortaya çıktığından bu yana yeni dekorasyon fikirleri geçit-resmi düzenliyor zihnimde.

Açıkçası öğrencilik hayatı (lise1 den itibaren) sürekli taşınarak geçen bir insanın bir kaç sene boyunca aynı duvarlar, aynı salon yerleşimi ve aynı renkler kısıtında yaşaması biraz sıkıcı bir deneyim. Salonun şekil ve boyut itibariyle eşyaların farklı yerleştirilmesine imkan vermemesi de bunaltıcı. Her ne kadar muhtemel varış noktamızın salonu daha biçimsiz ve küçük de olsa... Yenilik güzeldir! O yüzden taşınmak hoşuma gider diye düşünüyorum.

Yenilik fikri beraberinde dekorasyon sitelerini, dergileri, renkleri de getirdi. Duvar rengini kesinlikle değiştirmek istiyorum ve aklımda bir renk var, ama uymayacak gibi hissediyorum. Keşke içmimar bir dostum olsaydı, ona sorardım. Kese kağıdı rengi hakkında düşüncelerinizi bilmek isterim, lütfen paylaşın.

Ayrıca, HomeART dergisinde aşağıdaki oturma odasına tesadüf ettim. Renkler beni çok etkiledi, paylaşmak istedim. Yok, salonum böyle olmayacak. Bu sadece renk uyumuna ve dinlinliğine hayran olduğum bir kare.



Homeart dergisinin eski sayılarına http://www.hepoku.com/ adresinden ulaşabilirsiniz. Siteye üye olmanız ve dergiye 1 Aylık ücretsiz abone olmanız arşive ulaşabilmek için yeterli.

 
z_post_title="<$BlogItemTGeç gelen haftasonu yazısıt> z_post_title="<$BlogItemTt> z_post_title="<$BlogItemTMerdivent> z_post_title="<$BlogItemTZamant> z_post_title="<$BlogItemTBabelt> z_post_title="<$BlogItemTSıkıldım sıkıldım, uçmak istiyorumt> z_post_title="<$BlogItemTZıtlar ve iç içe geçenlert> z_post_title="<$BlogItemTDekorasyon içerikli bir yazıt> d="stats_script" type="text/javascript" src="http://metrics.performancing.com/bl.js">