>

Aradığın aslında nedir ki?

Tuesday, January 31

kabuslar ve beyin saati

Her sabah kargalardan önce kalkarım ben. Çünkü iş eve çok uzaktır ve yetişebilmek için erken çıkmak gerekir evden. Bu kadarla kalsa, otobüste bayılmamak için kahvaltı da yapılmalıdır. Ve hatta bi çay bardağı çay da olsa hiç fena olmaz. Bunun için her sabah kargalardan evvel kalkılır. Akşamdan planlanan kıyafetler giyilir, saç taranıverir (nasıl olsa otobüste bozulacak). Sonra mutfak...

Haliyle, erken kalkmak için saatin alarmını kurmak icab eder. Ve benim saatimin alarmı 6:10 a kuruludur. Bir de beyin saati dediğim enstrümanım vardır ki onu da 6:00 ya kurar, uyanır ve 10 dk. kadar saatin çalmasını beklerim. Bu sabah da uyandım saatten evvel. Bekledim bekledim çalmadı, uzunca bekledikten sonra aklıma saate bakmak geldi. Bu nasıl hata, saat 4:23 idi ve ben neredeyse yarım saattir saatin çalmasını bekliyordum. Beyin saatim bozulmuştu, nasıl ayarlarım bilmiyorum.

Beyin derin uykudan çıktıktan sonra bir türlü aynı duruma dönemiyor. Malesef benim beynim tam anlamıyla tekrar uykuya dalamadığı için abuk subuk kabuslar gördüm yine. Uyanık olduğumu sanıyorum kabusumda.. Evimizde cin mi ne bişey var ve gitar çalıyor. Bir de salondan kadın sesi geliyor. Eşimi kaldırıyorum, o da duyuyor salondan gelen sesleri. Sonra yatağımdan kalkıyorum, okuya üfleye cinlerin üzerine yürüyorum. (Kahramanım ya) Güya pencereden kovacağım onu. Sonra pencereyi açıyorum kovalıyorum siyah cin gitarcıyı. (Sanırım ben deliyim, neyse) Sonra bi de arkasından "çıkmadıysan, hala evdeysen ses ver" diye bağırıyorum... bu esnada birden uyanıverdim ve evden bir ses geldi, kap kaçak sesine benziyordu. Ödüm patladı. Korktuuuum.

Ben bu tarz kabusları çok görürüm, konuşamaz, kaçamazsın. Karabasana benzer ama değil tam olarak. Nedeni de vücudun uyku durumunda olması, ancak beynin vücuttan daha uyanık olması imiş. Bu nedenle kendini uyanık sanıyorsun, odanı görüyorsun, halisünasyon misal karartılar bazen de insanlar görüyorsun, ancak vücudun uyur durumda olduğu için hiç bir yerini hareket ettiremiyorsun. Ne garip değil mi?

Thursday, January 26

Karlar altında kalan şehir

Şehrim karlar altında...
3 gündür işe gelemiyordum. Tabii bunun benim Afganistan misal bi yerde yaşamamla da alakası var. Pazartesi-salı zaten hastaydım midem o kadar şiddetli ağrıyordu ki çıkmaya cesaret edemedim. Çarşamba günü iyiydim ve lahana gibi giyinerek çıktım evden sabahın köründe. Hava daha karanlıktı, güneş doğmamıştı ve kar fırtınası evimizin etrafını beyaz bir denize çevirmişti. Acaba kurt gelir mi diye düşündüm, sonra da elimdeki gazetemi yüzüme siper yaparak rüzgara karşı yürüdüm. Karlar dizimi geçiyor, botlarımdan içeri doluyor ve evet donuyordum:) Güç bela durağa ulaştım ama o da ne... Bekle bekle otobüs gelmiyor, gelen diğer otobüs seçeneklerim tıka basa dolu, durmadan geçiyorlar duraktan.. insafsızlık bu. Herneyse, sounda mahalle mahalle dolaşarak da olsa karşıa geçebileceğim bi otobüs geliyor ve biniyorum. Bereket ki yer var çünkü hastalık ertesiyim ve çoktan üşümeye başlamışım zaten. Ama bu sefer de arayollar kapalı ve otobüs milim milim ilerliyor. Müdürüme mesaj çekiyorum, "ben geç kalacağım" diye. Zaten tipi başlamış ve görüş mesafesi düşük. Müdürümden cevap geliyor, sen "bugün de gelme" diye. Ben de "o zaman geri dönebilir miyim" diye soruyorum, "dön" diyor. Otobüsten inip karların içine bata çıka, düşe kalka eve dönüyorum. Donmuş bir halde yorganın içine girip ısınmaya çalışıyorum. Çarşamba günüm böyle başladı işte.

Neyse, bu sabah gelebildim işe. Akşama da karşıya geçmeyip bu taraftaki akrabalarımda kalacağım. Her sabah bir çile çekmekten yoruldum artık.

Şimdi penceremden dışarıya, huzurlu ve sakin kara bakıyorum. Ne kadar da masum duruyor burdan. Oysa ki ne kadar korkutucu olabilmekte bu beyaz, yumuşak ve sevimli şey. Yine de şehir çok güzel, yürümek de kolay olsa keşke.

Aklıma kar denizinin ortasında ada gibi kaldığım anlar geldi. Ne yana yürüyeceğini bilemeden...
Bu da benim kar serüvenim.

Keşke fotoğraf makinamı getirseymişim, ne güzel kareler çıkardı burdan:)

Tuesday, January 17

Mumlar...

Üfledin mi?

Hangi şehrin havasını soluyor mumlar?

Doğum günün kutlu olsun.

Saturday, January 14

Bayram, o bayram

Bayramlar benim için çocukluğumdan beri çok önemlidir. Hiç bir zaman tatil deyip geçemediğim günlerdir bayramlar. Yurtdışındayken bunu özellikle hissetmiştim, o tatlı heyecanı duyamadığım zaman eksikliklerimi nasıl onaracağımı bilememiştim. Ufacıkken bayramlıklarımızı giyip büyüklerimizin elini öpme telaşımız hala içimde canlı duruyor.

Benzer telaşlarla bu bayram da geçti, herkese kutlu olsun. Umarım güzelliklerle geçmiştir. Biz ailemle birlikte geçirdik bu bayramı. Bol kebaplı, bol muhabbetli ve alerjili bir bayramdı. Adana havası bana hiç yaramıyor. İlla ki alerjim nüksediyor. Hele de -affınıza sığınıyorum- akan, tıkanmış bir burunla uçak yolculuğu yapmak ne demekmiş anlatamam. Uçak inişe geçtiğinde çok sıkıntı çektim. Hala sol kulağım tıkalı, bol bol ılık sıvı içerek kendimi iyileştirmeğe çalışıyorum. Kardeşlerimleve ailemle olmak çok güzeldi, aile bağlarımız hiç kopmasın.

Wednesday, January 4

soldaki şekil

Sol tarafa eklediğim şekil berbat gözüküyor farkındayım. Acaba sola resim ekleyebiliyor muyuz sorusunun yanıtını ararken oluştu:) Dolayısıyla sadece bir deneme, daha iyisi ile değiştireceğim. Şimdilik idare edin lütfen.

05.01.2006 itibariyle photoshopta bir sol taraf resmi oluşturmuş ve bloga eklemiş durumdayım. Çok uğraşamıyorum ama aklımda daha değişik bir şey vardı aslında.

Şu anki sorunum ise resmin etrafındaki çerçeve:( Rengini değiştirmek için ne yapmam gerektiğini bulamadım.

Ayrıca bu sayfanın daha derli toplu görünmesini istiyorum. Çok çalışmam lazım, çook.

uğraşıyorum

Bir kaç gündür zihnimi kurcalayan ve beni Zihni Sinir olmaya iten bir mevzu var. Bilgisayar mühendisi olmadığıma ilk defa hayıflanıyorum. Amacım bu sitenin başlık grafiğini değiştirmek. Az buçuk photoshop kullanmayı bildiğim için grafiği hazırlayabiliyorum ama bunu siteye nasıl ekleyeceğim konusunda nedense bir türlü ilerleme kaydedemiyorum. İnternette 2 gündür araştırıyorum, belki bir ip ucu bulabilirim diye. Ya bu iş çok kolay ve herkes doğuştan bildiği için kimse anlatmamış, ya da imkansızın peşinde koşuyorum. Blogger.com böyle bir imkan sağlıyor mu bilmem ama sonuçta sitenin şablonu html formatında, ve ben bu "header" mıdır nedir, onu değiştirebiliyor olmalıyım. Bir yolunu bilen varsa lütfen yardım elini uzatabilir mi?

Monday, January 2

merak

İnsanlığın gelişmesi için olmazsa olmaz duygudur merak. Diğer bütün kötü sanılan dürtüler gibi yerli yerinde kullanıldığında etkili bir yardımcıdır. Düşünsenize, merak olmasaydı araştırma ve öğrenme asla olmayacaktı. Nasıl, niçin veya neden soruları asla olmayacaktı. Merak olmasaydı insanlık hep yerinde sayardı.

Merak üzerine düşünüyordum çünkü bu merak denen şey beni çok zor durumda bırakıyor. Blog yazmaya merak yüzünden başladım. Derken şablon kodlarını merak ettim, onu karıştırayım derken başka başka kapılar açıldı. Şimdi kendimi durduramıyorum. html, CSS derken lütfen biri beni kurtarsın. Maymun iştahım başladı yine.

yenilik

Yenilik her zaman güzeldir. Durup nefes almak için bir aradır. Hayata farklı bir ışık katmak, bazen gözü alışılmışın ötesine bakmaya zorlamak için gereklidir yenilik.

Tekdüzelikten sıyrılmak için ara sıra yenilik yapmak lazım. Eskiyen fotoğrafların ya da unutulmuş anıların da yenilenmeye ihtiyacı var. Fotoğrafla eğlenmek ve anıları yaşatmak... photoshop bu açıdan çok önemli bir araç. Saatlerce anıları şekillendirmek veya ışığı beğenilmeyen bir fotoğrafı sayısal onarıma tabi tutmak çok önemli bir yenilik. Bu tür işlerle uğraşmayı sevenlere photoshop CS'yi denemeyi öneririm. Pahalı bir program ama eklenen özellikleri göz önüna alınca çok başarılı işler çıkaracağınızı hemen anlıyorsunuz.

Bilinenin aksine Photoshop sadece sakal bıyık yok etmeye, sivilce silmeye yarayan bir program değil aslında. O kadar çok fonksiyonu var ki. Kolajdan tutun, fotoğrafa karakalem etkisi vermeye kadar...

http://www.graphic-design.com/Photoshop/ bu tarz alternatif photoshop uygulamalarının çok güzel açıklandığı bir site. Ayrıca bu tarz sitelerden elde edilen bilgileri farklı uygulamalarda da deneyerek değişik sonuçlar almak mümkün. Photoshop kullanımı arttıkça kişinin üreticiliği de artıyor git gide. Tabii ki bu satırların yazarı oldukça amatör, hatta bir çok üstadın hoşgörüsüne sığınarak konuşmakta. Umarım kızmazlar:)

Zaten kısıtlı olan ve bu nedenle değeri sürekli artan zamanı bu tarz üretim faaliyetleri ile uğraşarak geçirmek hayatı uzatıyor. Bazen düşünüyorum, ne kadar çok boş zamanımız var ülkece. Ve bu zamanı nasıl da har vurup harman savuruyoruz kahvehanelerde, boş konuşmalarda ve TV başında. Uyutulmaktan kurtulmaya, insanın kendi kendine ördüğü duvarı kırmaya çalışsak keşke. Olanlara 3. bir göz ile bakmaya çalışabilsek. Üçüncü gözümüzü keşfetmeye ve kuvvetlendirmeye çabalasak biraz. Bu ülkenin biryerlere gelebilmesi için neleri feda etmemiz gerektiğini öğrenebilsek ve bunu yaşayabilsek. Benim kaygılarım bunlar. Yeni yılda, 2006'da bizi belki de çok önemli kararlar bekliyor. Toplumca uyumanın zamanı geldi ve geçiyor. Keşke uyansak. Ve o kadar dert olsa ki ülkemizin hali içimize, uyuyamasak! UYUYAMASAK!

 
z_post_title="<$BlogItemTkabuslar ve beyin saatit> z_post_title="<$BlogItemTKarlar altında kalan şehirt> z_post_title="<$BlogItemTMumlar...t> z_post_title="<$BlogItemTBayram, o bayramt> z_post_title="<$BlogItemTsoldaki şekilt> z_post_title="<$BlogItemTuğraşıyorumt> z_post_title="<$BlogItemTmerakt> z_post_title="<$BlogItemTyenilikt> d="stats_script" type="text/javascript" src="http://metrics.performancing.com/bl.js">