>

Aradığın aslında nedir ki?

Wednesday, December 27

İçinde İzmir olan bir post

Bu kaçıncı ayrılık,

Aşkımız şarkılarda

Seni çok özlemişim...

Hayırdır inşallah...

Dedi ve gitti Yaşar

Bizimki “kaşar Yaşar” der ama ben hala severim Yaşar’ı, ne de olsa bi bakıma hemşehri sayılırız Yaşarla biz.

1999 muydu 2000 miydi, işte o sene çıkan albümünü çok severdim, Akdeniz kızıydım. Adana’dan İzmir’e taşıdığım, İzmir’de denizin suyuna-tuzuna-ruhuna bulanmış savrulan deli ruhumu nasıl da mutlu ediyordu.

Bazen kokular, şarkılar, bir rüzgar eskiyi çağrıştırır ya... Yaşar bana hep mazidir. (Sanki çok yaşlıymışım gibiJ ) Ama o hep bana bir daha yaşayamayacağım küçücük bir kızın hayalini getiriyor elinden tutup. İzmir’in güzel sokaklarında yalın ayak dolaştığım günlerimi, hippi eteklerimi, kafamdaki yelleri... Düş Sokağı Sakinleri’ni, Küçük Park’ı... Birbirinden alakasız bir sürü anıyı bağlıyor. Akdeniz ritmi işte, var mı ötesi? Hayatıma ritm tutsam nasıl bir melodi oluşur ki? Onu canlandırmak için gitar kullanmak akıllıca bir fikir mi? Şöyle sakininden bir melodi istesem neyle iyi gider peki?

Bugün canım sıkılıyor, bugün hava kapalı, kar kararsız...
Yaşar halen “Seni çok özlemişim görmeyeli” diyor.

Ya zaten şu iş – güç mevzusuna hiç girmek istemiyorum. Keşke güzzel bir makale yazabilecek kadar sağlam olsaydı kafam. Bugün o da bulanık.

Selam ederim.

Friday, December 15

Adsız şiirim

Sanırım yaklaşık 5 yıldır şiir yazmıyorum. Bugün öylesine bir kaç kelime geldi aklıma, bir şiir oluştu. Hala onlu yaşlarda sandım kendimi, çocuk gibi. Ve küçük bi sokak çocuğunun içime yansıttığı bakışlarından esinlerek küçük bir şiir aktı. Şiirin adı yok, ad koyamadım.

Ad koymak isteyenlere serbest atış:)

Yüzün
Sakin bir gölün yüzüne bakıyor gibi
Derinliğinde göğün,
Derininde gölün
Mavi bir tebessüm arıyor gibi

Tebessümün
Gelmeyen sabahlara benziyor
Uzak ama aydınlık
Yavaş ama kararlı
Yitip giden geceye benziyor

Ruhun
Kuytu köşelerde sığınan kedi yavrusu
Küçük, yorgun ve korkak
Yakın, yalın ve ıslak
Ruhun, yalnız kalmış bir çiçeğe benziyor

Monday, December 11

Sonsuz

Nasıl olsa bitecek diye mi başlamıştık, herşey mi yalan?

Başlarken sonunu düşünür müsün?
Zaten sonunu düşünürsen başlatır mısın?
Peki sonluysa herşey neden sonu olsun istemez insan?
Sonsuzluk nasıl bişeydir?
Niye anlamayız biz sonsuzluğu, zihnimiz sonlu olduğu için mi?
Sonlu, kısıtlı algılarımızla dünyayı anlamdırmamız ne derece doğru peki?
Benim algım-senin algın

Sofi’nin dünyasındaki gibi, ya benim kırmızımla senin kırmızın aynı şey değilse ama ikimiz de kırmızı olarak adlandırıyorsak gördüğümüz şeyi?

Wednesday, December 6

Açık duran dolap kapağı

Bugün çok stresli bir işgünü geçirdim. Daha önce bu kadar stres yaşadığımı pek hatırlamıyorum. Sorumluluk ağır bir yük, ama sorumlu olduğun bir konuda yaşanan sıkıntının nedenini bulamamak daha ağır. Bütün gün sistemin yanlış hesapladığı bir işlemi yine başka birisinin yanlış hesapladığı değerlerle kıyasladım, kafayı yedim. Ama meğer iki dosya da doğru değilmiş. Neyse ki sorunun nasıl halledileceğini bilebiliyoruz. Ama yaşanan stres neler alıyor götürüyor onu bilemiyorum işte.

Halbuki 16:00-16:30 arasında Home Art'ın sayfalarında dolaşacaktım, bir yandan da kırmızı bi elma yiyecektim.
Elma çantamda malesef.
Ve ben hala ofiste sorunun hallolması için bekliyorum.
Elmayı yemek istiyorum. Ama yersem ne kadar rahat bir kız şuna bak derler diye elmayı yiyemiyorum.
Hatta böle giderse ayvayı bile yiyebilirim, sayemde insanlar baya gerildi çünküm.
Belki de pişkin olmalıyım, eheheeee diyerekten ve çatır çutur sesler çıkararaktan yemeliyim elmayı.

Ama şimdi veritabanı grubundan aradılar, sanırım sorun düzeldi.

Bu arada yatılı okulda okurken hiç giysi dolaplarının kapaklarını kapatmazdık, siz de öyle mi yapardınız veya öyle mi yaparsınız. Peki neden?

 
z_post_title="<$BlogItemTİçinde İzmir olan bir postt> z_post_title="<$BlogItemTAdsız şiirimt> z_post_title="<$BlogItemTSonsuzt> z_post_title="<$BlogItemTAçık duran dolap kapağıt> d="stats_script" type="text/javascript" src="http://metrics.performancing.com/bl.js">