>

Aradığın aslında nedir ki?

Thursday, August 31

Kınama


Milliyet gazetesini kınıyorum. Dünyaya açılan penceresi, web sitesinde, hiç bir kontrol yapmadan yazı yayınladıkları ve saygın makamların adını dahi yanlış yazdıkları için tepkimi göstermek istiyorum. Yukarıdaki görüntüde, Org. yerine Rog. yazmış olduklarını görebilirsiniz. Profesyonellik bu mudur?

Uzaklar

At sırtında mı gelmişiz sahiden? On binlerce kilometreyi yüzyıllar boyunca at sırtında mı kat etmişiz? Süphesiz ki çağların en gurur duyulacak kahramanlık öykülerini yazmışız, süphesiz halkların bir çoğundan daha adil, daha asil imiş davranışımız.

Okurken ve düşünürken uzakların sevdası düştü içime, çıkaramıyorum. Sanki ata ruhları bir ayin tertiplemiş beni çağırıyorlar. Kızıl bir ata binip dörtnala gitmek istiyorum, saçlarım rüzgar olsun. Ben rüzgar olayım. Steplerin yakıcı, ışıl ışıl sarısını dörtnala geçmek, uzaklarda hala bozulmamış, hala kendisi gibi yaşayan insanları ziyaret etmek istiyorum. Umutsuzluktan değil, aksine tekrar umutlanmak ve hayat dolmak için. Çünkü bu şehirler bizi kendimize küstürüyor. Kendimle beni barıştıracak bir masum arıyorum. İçimde uzakların özlemi dalgalanıyor.

Gözlerimi kapayıp eski insanlara ait hikayeler yazıyorum aklımda. Gurur ve adanmışlık öyküleriyle bezeli hayatlar yakıştırıyorum onlara. Adeta bir terapi seansı benim için bu hayaller. Duvarların ve kenarlı-köşeli sınırlılık duygusunun aşılabildiğinin kanıtı... Ufacık vücudumla aşamadığım fiziksel engellerin zihnin engel tanımayan özgürlüğü yanında manasız kaldığının kanıtı... Aklımı küçücük bir kutuya koyup taşımıyorum asla, ruhumu ve aklımı özgür bırakıyorum. Yoksa nasıl yaşanır bu duvarların arasında? Uzaklara kapım olsun, ne zaman istersem çıkıp gideyim.

Tuesday, August 29

iş ve hayat

Öyle bir başlık atmışım ki sanki bütün mevzuyu halletmişim, iş ve hayat üzerine ahkam kesebilir duruma gelmişim gibi bir hava estirmiş. Neyse, asıl halledemediklerime dönüp baktığımda... pek de yok aslında çözemediğim çıkmazlar hayatımda. Çok şükür.

Bu aralar bir ikilem yaşıyorum, işimde mutluyum, çok seviyorum, bi yanda da yeni ufuklara yelken açası var ruhumun. Ne yapsam bilmiyorum, deliyim veya rahat battı.

Dün akşam otobüsle eve dönerken bir kitaba başladım. Dışarda şakır şakır yağmur yağıyordu, toprak kokusu miss gibi dolarken yüreğime okuduğum kitabın sürükleyiciliği beni bambaşka bir dünyaya çekti. Okumayı sevenlerin sığındıklarını sandığım yumuşak, toprak kokulu dünyaya. Jean-Christophe Grange'ı hiç okumamıştım daha önce. Anadilinde okuyamasam da kendisini, Türkçemle okuduğum kitabından da gayet memnun kaldım. Taş Meclisi isimli bu kitap çok gizemli bir olay silsilesinden bahseden bir roman. Kurgusu güzel, anlatımı akıc ve sürükleyici bir roman. Okuyorum ve çok etkilendim. Sanırım Kızıl Nehirler isimli romanını da okumak istiyorum sayın Grange'ın.

Çoktandır yazmıyorum buraya. Yazın tembellik bastırdı. Bu arada maydonozlarım büyüdü, salatalara mutlaka ekliyorum. Balkonuma reyhan ve nane ektim, tuttu, çok sevindim. Biraz büyüsünler, onlar da salatalarda yer alacaklar. Soğandan büyüttüğüm çiçeğim açtı ve hatta soldu sıcaklardan. Açtığında muhteşemdi, fotoğraflarını ekleyeceğim yarın.

Yarın 30 Ağustos, bu vesile ile hepimizin bayramı kutlu olsun. Ben bayramı bu gece pembe elbisemin içinde hoplayıp zıplayarak ve biraz ıslak bir şekilde kutlayacağım;) Yarın da kocaman bir bayrak asacağız eşimle balkona, bu vatanı bölmeye çalışanlara inat. Yüreğimize kazıdığımız bayrağımızı göğsümüzü gere gere seyredeceğiz dalgalanırken.

Wednesday, August 23

559

Üniversite yıllarımda, yolculuk demek 559 numerolu otobüse atlayıp Taksim'e gitmekti. Etiler trafiğine yakalanırsanız 1 saatten de fazla sürebilecek bu yolculuk, yol açık olduğunda 20-25 dk.ya kadar kısalabiliyordu.

Geçen gün Taksim'de kardeşçiğimi uğurlarken gördüm de 559'u, hüzünlendim. Belki de özledim bir an için. Neyi özlemiş olabilirim, dostlarımı, küçücük evimi, Wonderland'i belki de... Ama en çok tarçınlı elma çayını ve proje arası kaçamakları... Küçük, küçücük bir kız olmak ne güzeldi. Boğazın masmaviliğine dalıp gidebildiğin 10 dk lık molalar ne güzledi. Mühendisliğin giriş katındaki bisküvi otomatının önünde kuyruk olmak, çay otomatından rezil bir çay almak ne güzeldi. Çıtır Simit'te oturup su bardağıyla demli çay içmek ne güzeldi. Mahallenin sucusuyla içli dışlı olmak ne ilginç bir deneyimdi.

Evet bazen özlemek de güzel. Özledikçe anlam kazanıyor anılar.

 
z_post_title="<$BlogItemTKınamat> z_post_title="<$BlogItemTUzaklart> z_post_title="<$BlogItemTiş ve hayatt> z_post_title="<$BlogItemT559t> d="stats_script" type="text/javascript" src="http://metrics.performancing.com/bl.js">