>

Aradığın aslında nedir ki?

Friday, July 27

Dağlar ...

Heyo yaşasın tatil!!!!!

Kaz Dağları'na gidiyoruz dostlar, hem denize hem dağa bulanmaya, oksijene doymaya... Zeytinyağı almaya gidiyoruz heyooooo.

Dönüşte, bir sürü fotoğraf bekleyecek sizi burada, bir sürü anı...

Ormanda yürüyüş mü istersiniz, yoksa yüzmek için büyülü koylar mı? Hepsi var. Bu sıcaklarda güneşin altında cız bız olmaktansa alternatif tatillerin peşine düşmek isteyenler için bir rehber bekleyecek belki de burada. Taş evler... bilinmedik otlar... yepyeni kokularla döneceğiz:)

Anlaşıldığı üzere bir hafta yokum.

Thursday, July 26

Derler ki "gerçek aşk" bir filmlerde kaldı bir de şarkılarda. Külli yalan...

Külli yalan...

Bunlar bulamayanların sözleri, aramaya zahmet etmeyenlerin...

Zahmet etmeyenlerin aramaya...

dido nana dido nana dido dido nanina.... Sağda:)

Tuesday, July 24

Bıraktım!!!

Özge Fışkın eski Fender Blenders grubunun solisti... Ankara Manhattan'da çıkıyorlarmış 2000 ylına kadar, ben Boğaziçi'nden bir arkadaştan duymuştum sesine ve performansına hayran olunası bir sanatçı olduğunu... Kendisiyle tanışmam Eurovision'da birinci olduğumuz zamana denk gelir, internetten bulur dinlerdik.

Şimdi Özge Fışkın bir albüm hazırladı. Ben albümün tamamını dinledim, sadece Bıraktım'ı beğendim. Beğendiğim için tavsiye babından sağ taraftaki Müzik bölümüme ekledim, tanıtım amaçlı dinlemeniz mümkün. Bıraktım, müziğinde Cenk Eroğlu imzası olan bir parça, Cenk Eroğlu hani "Ben yağmurda doğdum" vardı ya, işte o parçayı söyleyen rocker. Evet ne diyordum...

Albümün tamamı için ise genelde aynı tat hakim diyebiliriz. Tını hep aynı, daha başarılı bir albüm bekliyordum açıkçası.

Bıraktım ile iyi bir başlangıç yapabilecek mi, göreceğiz...

Monday, July 23

EZBER'E DAİR...

Kaçardım bir şehirden
Şehir arkamdan uzanırdı, gitme...
Ellerinden kayardı ellerim
Bir şehirden bir şehire
Yolları böyle ezberledim ben

Tebessümlerin tesadüflere karıştığı bir limanda
Demirlemiş, beklerdim
Beklerdim uzun uzun
Yosun tutana, yosuna bulanana dek beklerdim
Denizleri böyle ezberledim ben

Kabuk bağlamış olanlardan
Görünmekten korkan
Gözlerden gizli yaralardan
Utanırdım, karanlığa kaçarken
Saklanmayı böyle ezberledim ben

Wednesday, July 18

Büyümek

Hala 20li yaşlarımda olduğumdan, büyümek olarak adlandırabilirim diğerlerinin yaşlanmak olarak tanımladığı şeyi.

Duvarımda koskocaman bir saat olsa da zamanın akışını hala neşeyle izliyorum, bir gün 70i görüp görmeyeceğimden de emin değilim.

Geçen hafta 1 yaş daha büyümenin güzelliğine gülümsedim. Ömrümün en verimli, altın yaşlarını yaşıyorum. Dünyaya gelmeme vasıta olan anneme, babama çok teşekkür ettim. Ve acaba dünyada yaşamanın gereğini yerine getiriyor muyum diye sordum kendime. Bu dünyada kapladığım yerin hakkını verebiliyor muyum?

İçimden serzenişlerim de oldu, yengeç burcu olmasaydım, 3 ay geç doğup terazi falan olsaydım veya 1 ay önce doğup ikizler olaydım keşke dedim. Keşke bu kadar duygusal olmayaydım. Sonra dediğimden utandım, çünkü o zaman ben ben olmayacaktım.

Zaman bizi olgunluğa, güzelliğe, bilgeliğe taşıyor. İleriye baktığımda net görüntüler olmasa da hep parlak, hep aydınlık, hep huzur görüyorum. Yarının bugünden daha güzel olacağına inancım tam.

Geçen hafta kendimi tanımak adına önemli bir hafta oldu. Doğum günümde geçmişle yüzleşmek zorunda bırakıldım. Bilmenin beni çok üzeceği şeyler öğrendim, ve bilmek zorunda kalanların taşımaktan zorlanacağı sözler söyledim. Bunların sonucuna 1 hafta çok üzüldüm ama sonunda bir şekilde yaşamamız gereken akışa yönlendirildiğimizi ve ne yaparsak yapalım bu gerçeği değiştiremediğimizi gördüm. Adeta, upuzun bir iple zaman süreklisinin dışına çıktım ve bütün zamanları aynı anda seyretmiş gibi oldum. Sonunda elimde olması gereken kaldı. Ve de zamanın bir ayna olduğunu, hayatta tesadüf diye bişey olmadığını anladım. Zaman öyle bir ayna ki bana kendimi yansıttı. Ona baktığımda hep bişeylerden kaçan biri olduğumu sanırdım eskiden. Şimdi ise, kendi içine dönüp bakmaya çekinen, o yüzden kaçtığını sanan ama demir attığı limandan aslında hiç ayrılmamış olan birini görüyorum. Ne var ki artık buna hiç üzülmüyorum.

1 hafta boyunca kutlanan yeni yaşa dair etkinlikler sona ermiştir, iyi seyirler...

Labels: ,

Tuesday, July 10

Bir insanın hüznü ve gözyaşları üzerine mutluluk sarayı inşa etmişim.

Çok kederliyim.

Friday, July 6

Tüme-varmaya çalışıp da hiçbir yere varamamak

Milliyet internet sitesinde bulunan Satürn'ün uydusu Hyperion ile ilgili haberin altına bırakılmış bir yorum: (Noktasına virgülüne dokunulmadan alıntılanmıştır)

[11:36 - kara tilki] Uzay Arkadaşlar uzay bildiğimiz kadarıyla sonsz bir karanlıktan ibarettir ve milyarlarca ışık yılı uzaklıktaki bir cismi sittin sene görüntüleyemezsin. Ben NASAnın yaynlamş olduğu hiç br görüntüye inanmıyorm. Tıpkı aya ayak basmaları gibi. Adamlar yapay ay yüzeyi seti kurp kameraya almışlardr. Hiçbir insan evladı yerçekimsiz ortamda atmosferik basıncı dengeleyecek bir elbise üretemz. Sürekli dışa doğru olan bir basıncı nasıl sıfırlayabilirsinizki. Yani uzayla ilgili tüm sunumlar düzmecedir.

Bu cümleleri yazan güzel kardeşimi tebrik etmek amacıyla ellerini sıkmak istiyorum. Ve bu tarz tüme varımsal analizler yapan müthiş insanları yetiştiren eğitim kurumlarımızın varlığına, azimli çalışma ve kusursuz sonuçlar alma yolundaki büyük adımlarına bakıp da hayran olmamak elde değil.

Şimdi ben bu yazıyı, affınıza sığınarak biraz irdelemek istiyorum. Amacım katiyen yorumcuyu küçük düşürmek vs değildir. Aslında ne söylemek isterken ağzımızdan ne çıktığını göstermek istiyorum. Lanet olası TV programlarının, kötü eğitim sisteminin, evladına "kitap okuyup da ne olacaksın" diyen ebeveynlerin dili ve algıları tüketmekte olduğu ülkemizde, kelimelerin nasıl da kayıp gittiğini, zihnimizden kavramların nasıl da silindiğini ispatlamak ve hepimize durup düşünmek için bir ünlem işareti bırakmak amacındayım.

İlk cümleden başlayacağım müsadenizle:
1. "Uzay bildiğimiz kadarıyla sonsuz bir karanlıktan ibarettir." İbaret: dan /-den oluşmak, meydana gelmek (Kaynak - TDK sözlüğü), yani yorumcu diyor ki "uzay bildiğimiz kadarıyla sonsuz bir karanlıktan meydana gelmektedir". (!) Uzay sonsuz karanlıktan falan meydana gelmemektedir. Evet, uzay karanlık olabilir ama karanlıktan meydana gelmemiştir. (Karanlık: Işığı olmayan, bütünü veya bir parçası ışıktan yoksun olan.) ÜNLEM 1

2) ve milyarlarca ışık yılı uzaklıktaki bir cismi sittin sene görüntüleyemezsin. : Bir cismi nasıl görüntüleriz? Fotoğrafını çekebiliriz, kameraya alabiliriz, en kötüsü resmini yapabiliriz. Görüntülemek için ışığa ihtiyaç duyarız. Bir cisim ışığı yansıtıyorsa veya ışığı yayıyorsa görünür hale gelir. Ayı, geceleyin güneşten aya yansıyan ışınların yardımıyla görebiliriz. Yıldızlar ise ışık yaydıkları için görülebilirler. Hyperion bir uydudur, yıldız değildir. O halde güneşten yansıyan ışınlarla görüntülenmesi mümkündür. Güneşten ışık gelmeyecek kadar uzak olduğu iddia edilse bile, fotoğrafı çeken uzay aracının yaydığı bir ışıkla (flaş mekanizmasını düşünelim) görünebilir hale gelir. Uzayda bir cismin görüntülenmesi hele de o cisim milyarlarca yıl uzaktaysa neden mümkün olmasın. Hubble teleskobu ile zaten uzayın farklı bölgelerindeki yıldız guplarının, nebulaların vs fotoğrafları çekilip bizlere sunulmakta. Yani yorumcu burada afedersiniz desteksiz sallamış. ÜNLEM 2

3)Ben NASAnın yaynlamş olduğu hiç br görüntüye inanmıyorm. : Kişisel bir görüş olduğu için bu cümleyi ellemiyorum.

4) Tıpkı aya ayak basmaları gibi. Adamlar yapay ay yüzeyi seti kurp kameraya almışlardr. :Evet, aya ayak basma konusunda pek çok şaibe var. Hatta çekilen fotoğrafta dalgalanır halde görüntülenmiş olan ABD bayrağı, atmosfersiz ay ortamında nasıl olur da rüzgar eser sorusunu akla getirmişti. Aynı şekilde gölgeler de kafa karıştırıcıdır. Ben yorumcunun Türkçe kullanımına değineceğim. yapay ay yüzeyi seti : set zaten yapaydır, yapay set??? Bu ifade çok güzel bir ÖSS anlatım bozukluğu sorusu olurdu bence. ÜNLEM 3

5) Hiçbir insan evladı yerçekimsiz ortamda atmosferik basıncı dengeleyecek bir elbise üretemz.: Dikkat, yerçekimsiz ortamda atmosferik basınç???? Yerçekimsiz ortamda atmosfer basıncı olmaz ki. Atmosferik basınç değil bi kere, atmosfer basıncı denir. Atmosfer basıncı ilköğretim sosyal bilgiler kitaplarında şu şekilde açıklanmıştır: Atmosferi oluşturan gazların belli bir ağırlığı vardır. Gazların yeryüzündeki cisimler üzerine uyguladığı basınca atmosfer basıncı denir. Ayın çekim kuvveti dünyanın çekim kuvvetinin 1/6sı oranındadır. Ayın çekim kuvveti az olduğu için etrafında bir atmosfer oluşmamıştır, bu nedenle atmosfer basıncından söz edilemez. Yorumcu, kendince doğru olan bir fikri mantıksız argümanlar kullanarak okuyuculara yanlış aktarıyor. Atmosfer basıncını dengeleyecek elbise konusunda ise, gerek mi? Diye soruyorum, yani ay yüzeyinde durmak için bence gerek değil? Ayın yüzeyinde canlı kalmak için gereklidir. Ayın yüzeyinde durmak için ise ağır malzeme kullanılması yeterlidir diye düşünüyorum. Durmak kelimesinden yola çıkarak bunları söyledim. Burda asıl irdelenmesi gereken sorular ise bambaşka olup şuradan okunabilir. ÜNLEM 4

6) Sürekli dışa doğru olan bir basıncı nasıl sıfırlayabilirsinizki.: Sürekli dışa doğru olan bir basınç??? Atmosfer basıncı mı??? Hmm, anladım. Atmosfer basıncı olmadığı için vücudumuzdaki sıvı basıncı dengelenemeyecek ve bütün sıvılarımız dışarı çıkmak isteyecekler ve hatta iç organlarımız patlayabilir. Her halde bunu demek istemiş ama ifade edememiş. Ayrıca uzay elbisesinin içine belli yoğunlukta gaz doldurmak suretiyle bunu sağlamak gayet de mümkün, niye sıfırlanamasın anlamadım inanın. ÜNLEM 5

7) Yani uzayla ilgili tüm sunumlar düzmecedir. : Tüme varımın en güzel örneği işte. Birbirinden bağlantısız ve mantıksız cümleler kurduktan sonra "ve evet katil uşaktır" sonucunu çıkarıyoruz. Uzayla ilgili tüm sunumların düzmece olduğunu kanıtlamak için bütün sunumları teker teker incelememiz gerekmez mi, ya da sunumlar belli kategorilerde değerlendirilmişse, hiç olmazsa her kategoriden birer örnek alıp da düzmeceliği ispat etmek gerekmez mi? Uzayla ilgili tüm sunumlar düzmecedir demek, uzay bilimiyle ilgilenen insanların emeğini hiçe saymak değil midir? Ne yazık ki, bazılarımız bu toptan reddetme huyuna fena alışmışlar. Genellemelerle toptan siliyorlar bazı şeyleri. Bu belki de zorla öğretilmiş bir ifade şekli. Türk filmlerinin klişeleri gibi. Her gün duyuyorum bir yerlerden, "Zaten bütün polisler vs vs", "Hepiniz böylesiniz vs vs". Üzülüyorum.

Bu yazının amacı, daha önceden de söylediğim gibi, algı ve mantık konusunda bir pencere aralamaktı. Bazen köşe yazısı okurken bile, yazarlarımızın özellikle mantıklı argüman sunma konusunda sıkıntılı olduklarını fark ediyorum. Daha ziyade, insanları gaza getirme amaçlı cümleler kullanılıyor son günlerde. Açıkçası bu tarz yönelimler haklı bir siyasi görüşü haksız duruma düşürebilir. Eğer savunduğun şeyin doğru olduğuna inanıyorsan, onu doğru argümanlarla onun saflığına yakışır saflıkta savunmalısın. Yoksa çok önem verilen değerler, taraftar bulma amaçlı heyecan cümlelerinin ve mantıksız söylemlerin pespayeliğinde kaybolur gider.

 
z_post_title="<$BlogItemTDağlar ...t> z_post_title="<$BlogItemTt> z_post_title="<$BlogItemTBıraktım!!!t> z_post_title="<$BlogItemTEZBER'E DAİR...t> z_post_title="<$BlogItemTBüyümekt> z_post_title="<$BlogItemTt> z_post_title="<$BlogItemTTüme-varmaya çalışıp da hiçbir yere varamamakt> d="stats_script" type="text/javascript" src="http://metrics.performancing.com/bl.js">