>

Aradığın aslında nedir ki?

Wednesday, November 30

Ben dün akşam Aliye'yi seyrettim.

Deminden beri optik mousumun neden eskisi kadar verimli çalışmadığını anlamaya çalışıyordum. Meğerse dün giydiğim tüylü kazağın hala etrafta dolaşan tüyleri mousun içine kaçmış. Bir daha o kazağı giyersem... Bütün gün hapşurttu beni, alerjik olduğumu söylememe gerek var mı?

Neyse, bu günkü konum Aliye'nin kaynanası. Ama neden bu konuyu seçtim önce onu anlatayım.
Ben dizi sevmem, sadece Avrupa Yakası'nı seyrederim. Çünkü üzülmeye değil gülmeye ve hayatı bazen "tiii"ye almaya ihtiyacım var. Herneyse, 10 gündür eşim şehir dışında ve ben de eşimin ailesinde kalıyorum. Eşimin annesi (kayınvalide lafını sevmem) ,ki kendisine yeniannem diyeceğim bundan sonra, düzenli olarak Aliye'yi seyrediyor. Ben de işten dönmüş ve pineklemek ister bir haldeyken dedim seyredeyim şu diziyi, neymiş ne değilmiş...

Evet, klasik bir Akdeniz toplumu senaryosu, defalarca aldatıldığı için eşinden ayrılmak isteyen güçlü bir kadın, (herhalde) onun gücünden sinir olan karaktersiz bir koca, ahlaki değerleri yerlerde gezen bir metres, 2 tane zavallı çocuk (ama ikisi de çokkk şeker), diziyi çoğaltmak amacıyla eklenmiş bir kaç kişi daha ve karizması hekimliği ile birleşince tavanlara vuran bir eş adayı, Deniz Bey.
Efendim, kayınvalide olacak kadın var bir de. Sanırım psikopat. Ya da onca yaşına rağmen ne görmüüüş ne de geçirmiş. Her halinden, her tavrından "kötü kızım ben " çığlıkları yükselen yapmacık ve kokoş metres hakkında "Besbelli iyi aile kızı" demesi neydi öyle? Gerçekten tüylerim diken diken oldu. Nasıl bir zihniyet, nasıl bir düşmanlıktır ki, "eski gelinim olmasın da, isterse kötü bi kız olsun benim için iyi aile kızıdır" diye düşünmekte bu kadın. Benim aklım almadı, eğer Türkiye'mizde böyle hanımlar varsa lütfen vazgeçsinler. Evlatlarına yazık etmesinler. Torunlarının canını yakmasınlar efendim. Sırf kendilerindeki bazı kompleksleri aşmak için masum insanları incitmesinler mümkünse...

Neyse, dizinin sonlarına doğru anladım mevzuyu. Kaynana olmuş ama anne olmamamış bu bayan, Aliye'ye diş geçirememiş. Amacı oğlunun hayatını yönetmek olan bu kayınvalide bakmış ki emelinde başarısız oluyor, bakmış ki oğlu ve en önemlisi gelini ayrı bir aile olmayı çalışıyor, hemen ben bu durumu engelleyeyim demiş. Oğlan zaten çapkınmış, zemin de hazır. Ayrılmaya noktasına gelmişer.

AA sonra bi bakmış kadın, bir kız var, oğlu da onunla evlenmeyi düşünüyor, " Bak bu kız kötü, kim bilir neler oldu oğlumla aralarında.Şimdi bu kıza ben her dediğimi yaptırırım, nasıl olsa ucuz bir kadın, hayır, olmaz diyecek hali yok. Hayır diyebilecek bir pozisyonda da değil zaten. Ohh" demiş içinden. Dışından da "Besbelli iyi aile kızı" diyor (ama ben yemedim, siz de yemeyin). 3 katlı evde hepberaber yaşayacaklarmış, kıza fikrini soran yok. Anladım ben anladım. Kim fikrini sorar ki böyle bir durumda?

Neyse...
Yanarım yanarım defileyi göstermediler ona yanarım. Çok merak etmiştim.
Bu arada bu diziyi çözmek için bir bölüm izlemek yetiyor. 1 ay sonra tekrar izleyip psikopat kayınvalide hakkındaki tespitlerimi tekrar gözden geçireceğim. Üstüme vazife mi? Değil, ama insanları çözmeye bayılıyorum ben:)

Tuesday, November 29

Gayret et...

Şimdi öyle uzak ki geldiğim yollar
Yanlış bir öyküdeyim, beni yeniden yaz
Bir çocuktum, sevmiştim, avuçlarımda aynalar
Gayret et güzelim... Elini uzat...

Sunday, November 27

Zorlu bir iş günü

Evet doğru duydunuz, bugün pazar ve ben çalışıyorum. Bir çok haftadan beri olduğu gibi. Ülkemiz için büyük önem taşıyan bir projeyi hayata geçirmek üzereyiz ve çoook çalışmamız lazım. Ben de hazır işimin bir bölümünü yapmış, diğer bölümünü yapmak için çalışma arkadaşımın işini bitirmesini beklerken en iyisi mi dedim bir blog yazayım. Yapayım demedim çünkü şablonundan dizaynına kadar sağolsunlar yapmışlar. Bana sadece içini doldurmak kaldı.

Başladığım hiçbir şeyi kolay kolay bırakmayan ben, bakalım bu blog macerasını kaç yüzyıl sürdüreceğim. Ev kedisi gibiyimdir vesselam, bir alıştım mı çok zor vazgeçerim.

Niye bir blog yazmaya karar verdim? : İşim çok yoğun ve arkadaşlarımla hiç görüşemiyorum artık. Onları özlüyorum. Konuşamıyorum. Sanki bir şeyler yazıp yazıp internetin sonsuz boşluğuna bırakmak bir nebze konuşma ihtiyacımı dindirecekmiş gibi geliyor. Belki de biryerlerde hiç tanımadığım ama tanımam gereken güzel insanlara bu şekilde ulaşmak istiyorum. Aslında nedenini ben de bilmiyorum, çünkü sürekli kendi izimi sürüyorum. Kendimi tanımaya, anlamaya ve nasıl olmam gerektiğine karar vermeye çalışıyorum. Ben buyum...

Hayatıma dair yüzeysel bazı bilgiler:
Şu aralar gece yarılarına kadar çalışmamı gerektiren bir işim var. Ben bir mühendisim. Ve uzun zamandır neden öğretmen olup da vatana millete daha hayırlı olmadığımı, kendimi neden bu kadar yıpratıp da iş tatmini açısından koca bir hiç ile kaldığımı düşünmeden edemiyorum. Bazen de bir sistemi geliştirmek, düzeltmek, işler hale getirmek o kadar keyif veriyor ki göklere uçuyor çok çok mutlu oluyorum.

1.5 senelik evliyim. Evimde eşimle vakit geçirmeyi çok seviyorum. "Beraber bişeler yapmak" diye adlandırdığım her faaliyeti, kavga dahil, çok seviyorum. Evimizi bu sonbaharda döşedik daha. Ve hemen salonumuza bir kitaplık aldık. Eşimle kitap okumayı çok seviyorum.

Resim yaparak stres atardım bir kaç ay öncesine kadar. Bu aralar zaman açısından hiç müsait değilim. Ama yapboz puzzle ile resim yapma isteğimi bir nebze bastırabiliyorum. Bir yapbozu bitirince diğerini alıp yapmaya başlıyorum. Hiçbirini henüz çerçeveletmedim:(Şu anki isteğim elimdeki yapboz bitince bir Salvador Dali yapbozu almak.
Lisede merak saldığım, beni muthiş huzurlu kılan, kendimi bulduğum bir sanattır fotoğrafçıkıl.Ve ilk fotoğraf makinamı aldığımda dünyalar benim olmuş kadar sevindiğimi hiç unutmam, ev arkadaşlarım uzun süre benim aklımı yitirdiğimi düşünmüşlerdi. Herkese makinamı göstermek, özelliklerini anlatmak ve çektiğim fotoğraflar hakkında yorum almak kaygısına düşmüştüm çünkü. Gerçi çektiğim ilk birkaç makaranın herbiri farklı bir nedenden ötürü ziyan oldu, o da ayrı bir konudur. Bi de çektiğim fotoğrafları dijital işlemlere tabi tutup farklı şeyleri denemeye bayılırım. Dijital fotoğrafa uzun zaman karşı durdum. Sonra eşimin beni dinlemeden aldığı ilk dijital makinamla bir anlamda kendi prensiplerimden ödün vererek dijital fotoğraf denen aktivite ile tanıştım. Pek bi ekonomik oldu walla. Belki paylaşırım işlenmiş fotoğraflarımı sonsuz boşlukla.

Ve evet İstanbul'u çok seviyorum, eve ulaşmak için harcadığım 1,5 saate rağmen... :)Baharda erguvanlarını, sonbaharda kızıllı turuncularını, kışın beyazını...Dar sokaklarını...Çarşı pazarını, kalabalığını...Doğduğum ve doyduğum güzel şehrim benim:)
Kısacası, küçük şeyler ve renkli şeyler beni çok mutlu ediyor. Onlar da olmasa hayat nasıl yaşanabilir olurdu ki zaten?

Bir de hep tiyatro oyuncusu olmak istedim. Olmadı, daha büyük sandığım başka hayallerin peşinden koştum hep. Bunu da yazmadan edemedim. İçimde kalan bir uktedir.
Konuşmak üzere...

 
z_post_title="<$BlogItemTBen dün akşam Aliye'yi seyrettim.t> z_post_title="<$BlogItemTGayret et...t> z_post_title="<$BlogItemTZorlu bir iş günüt> d="stats_script" type="text/javascript" src="http://metrics.performancing.com/bl.js">