<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss'><id>tag:blogger.com,1999:blog-19353840</id><updated>2009-12-20T15:17:36.180+02:00</updated><title type='text'>Bulmak veya Bulmamak!</title><subtitle type='html'>Aradığın aslında nedir ki?</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default?orderby=updated'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default?start-index=26&amp;max-results=25&amp;orderby=updated'/><author><name>k.i.s.d.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11365893945642028701</uri><email>noreply@blogger.com</email></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>183</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19353840.post-8179542322641590340</id><published>2009-09-18T12:49:00.003+03:00</published><updated>2009-09-18T12:49:59.534+03:00</updated><title type='text'>Oldukça geç gelen taşınma yazısı</title><content type='html'>Bu sayfa http://kendiizinisurendeli.wordpress.com adresine taşınmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Mırıldandık&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19353840-8179542322641590340?l=kendiizinisurendeli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/feeds/8179542322641590340/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=19353840&amp;postID=8179542322641590340&amp;isPopup=true' title='52 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/8179542322641590340'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/8179542322641590340'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/2009/09/oldukca-gec-gelen-tasnma-yazs.html' title='Oldukça geç gelen taşınma yazısı'/><author><name>k.i.s.d.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11365893945642028701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14700083614355643893'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>52</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19353840.post-4650332852757945031</id><published>2008-08-24T19:03:00.002+03:00</published><updated>2008-08-24T19:11:54.604+03:00</updated><title type='text'>Tatilden dönmek</title><content type='html'>Yıllık iznimizi geçirmek için bu sene Karadeniz bölgesini tercih ettik. Eşimin annesinin memleketi olan Giresun-Şebinkarahisar'dan başlayıp babasının memleketi olan Artvin'e uzanan yolculuğumuzda beni derinden etkileyen birbirinden güzel yerler gördük, keşfetik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim memleketimi sorsanız söyleyemem, İstanbul derim belki ama aidiyetim yoktur hiçbryere. Eşimin anne ve babası çok uzun yıllardır İstanbul'da yaşamalarına rağmen hala memleketlerine bağlılar. Bu bana çok enteresan geliyr. Eşim 8 yaşından beridir ilk defa Artvin' gitti mesela. Büyükler olmasa insanı memleket denen yere bağlayan bir şey kalmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu geziyi anlatan çok uzun bir yazı hazırlıyorum, tamamlayamadım. Çok güzel fotoğraflar var, yeni bir makina aldım, onunla çekilen... Karadeniz'i içime çektim çektim doyamadım. Orada hüzünlü aşkların, kavuşamayan sevdalıların, ve buna benzer acıların kokusunu aldım. Yükseklerde yalnız olmak istedim, bu pek mümkün olmadı. Tekrar gitmek için can attığım yerlerin başına geçti Karadeniz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Canon EOS 40D isimli canavarı aldım geziden hemen önce elime geçti. Bu şahane makina ile gezmek ayrıca bir zevkti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca bu öğleden sonra hayatıma bambaşka bir kıpırtı girdi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Mırıldandık&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19353840-4650332852757945031?l=kendiizinisurendeli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/feeds/4650332852757945031/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=19353840&amp;postID=4650332852757945031&amp;isPopup=true' title='65 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/4650332852757945031'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/4650332852757945031'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/2008/08/tatilden-dnmek.html' title='Tatilden dönmek'/><author><name>k.i.s.d.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11365893945642028701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14700083614355643893'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>65</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19353840.post-638821131969028510</id><published>2008-07-29T18:40:00.001+03:00</published><updated>2008-07-29T19:07:27.827+03:00</updated><title type='text'>Kısa kısa</title><content type='html'>&lt;div&gt;Sağolsun &lt;a href="http://sozlerimigerialmam.blogspot.com/"&gt;Beyhan&lt;/a&gt; hanımın istekleri hiç bitmez, sürekli talepkârdır kendisi. Ve hatta bu satırları yazarken bir sonraki adımda neler isteyebileceğinin tahayyülü ile karnıma tuhaf bir karışık his hakim olmakta. :) Lakin sözlerini geri almayacağının farkında olarak ben de toplumsal sorumluluk procem dahilinde sınırsız hizmet ilkesini düstur bellemiş biri olarak görevimi yerine getirmeye azimli ve kararlıyım.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5228468017485571522" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_BmQKdXOJ25A/SI8_9dW35cI/AAAAAAAAAPY/kle2McZn97A/s320/Resim+059.jpg" border="0" /&gt; &lt;div&gt;Latifeyi kenara bırakırsak, pek tabii ki gezi yazısı fotoğrafsız olmaz. Ancak Garipçe yazısını zaten çok zor yazabildiğim için fotoğrafları bugüne kaldı. Yukardaki fotoğraf ise konudan az bağımsız, Mihrabat korusundan çekilmiştir. Garipçe fotoğrafları ise bakınız az önce serpiştirdim aralara. Deli bloğun yeşil şablonu zevkli bir fotoğraf seyrine imkan vermiyor malesef. Soldaki gudubet resmi artık kaldırmamın zamanı geldi ve hatta geçti. Bu şablondan tez zamanda kurtulmak istiyorum amma-ve-lakin içine o kadar çok kod yazdım ki değiştirdiğimde ne gidecek ne kalacak pek kestiremiyorum. Böyle bir arzuhâlimi sunayım efendim. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şu anda tam olarak 10cm olan topuklu ayakkabılarla ne akla hizmetse yaptığım pazar alışverişi sonrası ayaklarım acıyor, şiş. Hala neden salı günleri ısrarla hanım hanımcık giyindiğimi kendime izah edebilmiş değilim. Her salı akşamı olduğum gibi kendimle muhasebe halindeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün, önceki gün yaşanan derin üzüntü yüzünden İstanbul ağladı. Ağladı, o kadar çok ağladı ki hiç susmayacak sandım. Ben de onunla ağladım. Sonra düşündüm, düşündükçe üzüldüm ve özledim. Özlemekten yoruldum, bekledim, beklemekten üzüldüm. İçiçe duygular deniz oldu, neyse ki yüzdüm, karşı kıyıya geçtim. Karşı kıyıda da boş durmadık, kıyı-liman-dertler hep beraber bir ağladık bir ağladık, ah ahhh! Şunu demek isterim, ki bu blog böyle şeyleri yazıp çizdiğim bir yer değildir, ama istek çok kuvvetli geldi o yüzden karşı koymaksızın yazıyorum: Bu iddianame meselesinin üstüne, kapatma davasının öncesinde bu bombaların patlaması tesadüf değildir. Nedir ne değildir sonradan çıkacak kokusu! Vicdanı ve hatta ruhu olmayan, kendi maddi menfaati uğruna değil masum insanlara kendi öz evladına bile kıymaktan geri durmayan, kısacık dünya hayatını hırs ve zevk ile doldurup tüketen insan... Bu satırları okuduğundan emin değilim ama umarım Allah en kısa zamanda sağlam yollu verir belanı, beter olursun. Oh be! Çok rahatladım. Köşe yazarı olsam da bunları yazadım herhalde.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Mırıldandık&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19353840-638821131969028510?l=kendiizinisurendeli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/feeds/638821131969028510/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=19353840&amp;postID=638821131969028510&amp;isPopup=true' title='5 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/638821131969028510'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/638821131969028510'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/2008/07/ksa-ksa.html' title='Kısa kısa'/><author><name>k.i.s.d.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11365893945642028701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14700083614355643893'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_BmQKdXOJ25A/SI8_9dW35cI/AAAAAAAAAPY/kle2McZn97A/s72-c/Resim+059.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19353840.post-7853152347507609674</id><published>2008-07-28T18:46:00.006+03:00</published><updated>2008-07-29T19:01:15.317+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Garipçe'/><title type='text'>Ve Garip-çe</title><content type='html'>Bu sabah dostlardan mail umarak “Posta Kutumu” açıp “Pompalar ve Pompa Tamiri” konulu bir mail ile karşılaştım. Daha önce vidalarla, teneke ve malzeme ile ve hatta ne alakaysa kalorifer kazanlarıyla ilgili mailler almış olduğumdan pompaya sadece güldüm. Çünkü endüstri mühendislerinin bir odası yok –bir odamız bile yokkk, anlıyorr musun?- ve bağlı bulunduğumuz makine mühendisleri odası pompa ile civatanın derdine düşmüş durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;Ahh yağğğ-mur dönerken kara... şarkılar var falımmmda, hepssi sanaa, bu gece Annkara....&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vega ne güzel gruptur, öyle değil mi? Deniz Özbey’in sesini ve farklı üslubunu beğenirim. Sonracıııma albümlerinin kıyısında kalmış şarkılar vardır Ankara gibi, kimse bilmez, bilenler de birbirlerini Tanzanya’da Türk bulmuşçasına kucaklayarak karşılarlar. Abarttım. Mübalağa sanatını pek severim canııım. Ankara demişken, bu caaanım şarkıyı merak ettiyseniz sağ taraftan gülümsediğini de fark etmişsinizdir. Bu konu nereden çıktı birden diye soranlara kulaklıklarımı gösterebilirim. Media Player’de dönüyor şarkılar, döner ha döner dönme dolap!&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5228466143289348562" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_BmQKdXOJ25A/SI8-QXbrEdI/AAAAAAAAAPI/sHac5RfdTVA/s320/Edirne_Garipce+098.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Garipçe demiştim, Garip-çe. Garip miydi diye sormayın taam mı, bayatladı o espri. Bence köy büyüleyiciydi. Lakin, kelimelerimi değerlendirirken bir lokma zeytinyağı ile dahî mutlu olabilen bir insan olduğumu göz önüne almalısınız.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_BmQKdXOJ25A/SI86qV4UVpI/AAAAAAAAAOY/h4Q1bopqp6U/s1600-h/Edirne_Garipce+050.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5228462191502710418" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_BmQKdXOJ25A/SI86qV4UVpI/AAAAAAAAAOY/h4Q1bopqp6U/s320/Edirne_Garipce+050.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Garipçe köyüne Sarıyer’den devam eden dar ve yemyeşil bir yoldan ulaşılıyor. Koç Üniversitesini geçin, Rumeli Feneri’ne varmadan sağa sapıp dümdüz gidin, işte orası. Eskiden karayolu yokmuş, denizden gidiliyormuş. Çok değil 10 sene evvelinden bahsediyorum. Yani ben İzmir’de iken. (Bu vesileyle İzmir’i de anmış oldum, keh keh)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soldaki resimde kaleden baktığım küçücük bir köy burası. Meydanı, kahvesi, camisi, çeşmesi ile, meydanında köy reçeli, köy peyniri satan hasır şapkalı amcaları ile, otopark kavramının olmaması ile, yeşili ve mavisi ile çok sevimli bir köy. Kendine özgü yasakları var, mesela “Köyün içerisinde plaj kıyafetiyle dolaşmak yasaktır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5228462747754561762" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_BmQKdXOJ25A/SI87KuFGAOI/AAAAAAAAAOg/o4sK3L5NU5k/s320/Edirne_Garipce+065.jpg" border="0" /&gt; Bu köy var ya, bir pazar sabahı şehirden kaçıp sığınmaya pek müsait. Arabanızı meydana bıraktıktan sonra karnınız aç ise ve kahvaltı yapmamışsanız 3 alternatif var.&lt;br /&gt;*Aydın Balıkçısı&lt;br /&gt;*Garipçe Balık Restoran&lt;br /&gt;*Asmaaltı Restoran&lt;br /&gt;Asmaaltı, adı üstünde Asmanın altında samimi bir ortam sunuyor. Açıkbüfe ev kahvaltısı varmış. Garipçe Balık Restoran’da güzel bir yere benziyor idi. Lakin biz sağ taraftan başlayalım dedik, içgüdüsel bir karar idi. (Aydın lokantası aşağıdaki fotoda koyun solundaki tentelerin altında, Garipçe Balık Lokantası ise sağ taraftaki lokanta oluyor)&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5228463502315782754" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_BmQKdXOJ25A/SI872pCggmI/AAAAAAAAAOw/qyC3V0lw_xM/s320/Edirne_Garipce+083.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Böylelikle Aydın Balık Lokantası’nda öğle yemeği yedik. Öğleyin 13e kadar açıkbüfe kahvaltı ve muhteşem deniz manzarası var. İkisi benim mutlu olmam için fazla bile. 13ten sonra isteyenlere kahvaltı tabağı yapıp getiriyorlar. Çeşit çeşit balıklar var, ızgara levrek çokkk güzeldi. Ahh ah denizlerin yosun kokulu kızı! Neyse, ıhım, 15 YTL açıkbüfe kahvaltının ücreti. Biz iki kişi tıka basa yemek yedik ve 25 YTL ödedik. Fiyatlar makûl. Ama içki yok, rakı balık hayalinizi Boğaziçi’ne saklayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_BmQKdXOJ25A/SI88pVIecbI/AAAAAAAAAO4/joONpjYpHGU/s1600-h/Edirne_Garipce+027.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5228464373145432498" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_BmQKdXOJ25A/SI88pVIecbI/AAAAAAAAAO4/joONpjYpHGU/s320/Edirne_Garipce+027.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Yemek yemeden önce Cenevizliler den kalan 550 yıllık kaleye çıktık. Manzara muhteşem idi, büyüleyici ve harika idi. Lakin insanlar sorumsuz, pis ve gıcık idiler. Denize çöp atanları denize atmak istiyorum. Buraya sabah erken veya günbatımında gelindiğinde ne de güzel fotoğraf çekileceği üzerine uzun konuşmalarımız oldu. Biz öğle vakti gidip gıcık sert ışığı elimizden geldiğince değerlendirdik işte. Sol tarafta kaleden görünen manzara...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemekten sonra da Büyük Liman’a gidelim dedik, dedik ama dağda yürü yürü nereye kadar efendim... Meğerse yanlış yola girmişiz, kurda kuşa yem olmadan geri döndük. Yol boyu sağlı sollu sayılamayacak kadar çok böğürtlen vardı, ekşi demedim yedim :) Severim dağda bayırda yaban hayatı sürmeyi ben böyle. Büyükliman’da plaj varmış, göremedik. Neyse ki çok kalabalık oluyormuş, heder olmamış olduk. Manzara muazzam idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_BmQKdXOJ25A/SI87d503OwI/AAAAAAAAAOo/oaMCV3rn4Cg/s1600-h/Edirne_Garipce+073.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5228463077325224706" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_BmQKdXOJ25A/SI87d503OwI/AAAAAAAAAOo/oaMCV3rn4Cg/s320/Edirne_Garipce+073.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Şimdi bir anıma yer vermek istiyorum:) Köyde elimde fotoğraf makinası, nereyi çeksem acaba, şurasını da nasıl alsam ışık da çok sert peh peh diye yürürken çok ama çok tatlı bir amca bana seslendi: Güzel fotoğraf mı arıyorsun, hadi gir içeriye, çek! Asmaaltı'nı işleten ailenin bir ferdiydi kendisi ve ben o eski ahşap eve girdim. Fırını, tavanı vs çekerken -ki çok kısıtlı bir makinam var malesef- birden onu gördüm. Vosvoslardan sonra geçmişe ait en çok sevdiğim şey olan bir gramofon. Heyecanla oradaki kızcağıza sordum "aile yadigârı mı?" Eskiciden almışlar... Benim öyle gramofonum olsa asla eskiciye satmazdım, belki de sahipleri mecbur kaldı. İzin alıp yukarıya çıktım ve gramofonu hem inceledim hem de ölümsüzleştirdim kendimce. Bir gün mutlaka gramofonum olacak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Garipçe’den çıkınca Rumeli Feneri’ni de görmeden olmazdı. Rumeli Feneri'nde fener ve kale var. Fener’deki kaleye de çıktık. Kalenin mimarisi o kadar güzel ki... Hem mevki itibariyle denize hakim, hem yapısı, kemerleri, harap odaları çok farklı bir atmosfer taşıyor. İnsanımız bu kadar hoyrat olmasa daha iyi olabilirdi herşey. Kaleden Karadeniz girişinde bekleyen büyük gemileri gördüm, meğer boğaza gemiler teker teker alınırmış. Böyle şeyleri bilmez idim, büyüdükçe neler öğreniyor insan. Benim için belgesel niteliğinde bir tur oldu. &lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5228466519104715938" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_BmQKdXOJ25A/SI8-mPdCfKI/AAAAAAAAAPQ/BCNLDaBxh30/s320/Edirne_Garipce+106.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5228464768867837954" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_BmQKdXOJ25A/SI89AXUDKAI/AAAAAAAAAPA/VQy1jl-Eqgs/s320/Edirne_Garipce+102.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;O kadar güzel bir kaleydi ki orası... Yani bakın yeminle söylüyorum Amerika’da öyle bir kale olsa allayıp pullayıp girişini 10 dolar yaparlardı. Niye bu kadar kıymet bilmez ve hoyratız Allahım ağlamak istiyorum mütemadiyen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gidin görün, Garipçe İstanbul’a nazaran çok sakin. Tek ihtiyacınız olan bir otomobil ve benzin veya Sariyer’den 150 numerolu otobüs.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Mırıldandık&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19353840-7853152347507609674?l=kendiizinisurendeli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/feeds/7853152347507609674/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=19353840&amp;postID=7853152347507609674&amp;isPopup=true' title='6 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/7853152347507609674'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/7853152347507609674'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/2008/07/ve-garip-e.html' title='Ve Garip-çe'/><author><name>k.i.s.d.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11365893945642028701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14700083614355643893'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_BmQKdXOJ25A/SI8-QXbrEdI/AAAAAAAAAPI/sHac5RfdTVA/s72-c/Edirne_Garipce+098.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19353840.post-1177935702067158</id><published>2008-07-27T18:39:00.001+03:00</published><updated>2008-07-27T18:41:20.143+03:00</updated><title type='text'>Mûsikî</title><content type='html'>Efendim, yoğun istek olması sebebiyle aşağıdaki yazıda bahsi geçen şarkıların bir kısmını bloga ekledim. Sağ çerçevede butonlara tıklayıp tıklayıp dinleyebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir Garipçe yazısı gelecek yakında, bekleyiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zamana kadar şarkılarımla idare ediniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Mırıldandık&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19353840-1177935702067158?l=kendiizinisurendeli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/feeds/1177935702067158/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=19353840&amp;postID=1177935702067158&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/1177935702067158'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/1177935702067158'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/2008/07/msik.html' title='Mûsikî'/><author><name>k.i.s.d.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11365893945642028701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14700083614355643893'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19353840.post-3552398075069543632</id><published>2008-07-24T18:40:00.005+03:00</published><updated>2008-07-24T19:07:34.438+03:00</updated><title type='text'>Kocaman bir merhaba ile:)</title><content type='html'>&lt;div&gt;Çok uzun süredir yazmıyorum. Sebepler muhtelif. Yazmayı çok özlüyorum aslında ama okuma tutkusu baskın çıkıyor. Okuma tutkusuna eşlik eden başka tutkular da var. Temel olarak resim, müzik ve inanamayabilirsiniz ama örgü... (Aşağıdaki kaplumbağa kardiş gibi mesela. Yapılışını &lt;a href="http://www.cocuklacocuk.com/"&gt;http://www.cocuklacocuk.com/&lt;/a&gt; da buldum)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5226610405023619218" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_BmQKdXOJ25A/SIimeLrLGJI/AAAAAAAAAOA/mIK9WV8nqg8/s320/Resim+019.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Bir kaç ay önce yalvararak çağırdığım ilham sonunda geldi. Gelip de baş köşeye kuruldu. Kendisiyle çok tatlı muhabbetimiz var. Akşam eşim işleriyle ilgilenmek için çalışma odasına çekildiğinde biz de ilhamla çekiliyoruz kendi köşemize. Kendi köşemiz diye adlandırdığım mekan aslında bir yemek masası. 70 m2 lik bir evde kendine yer açma derdine düşmüş deli kişinin üzerine naylon örtü örtmesi sonucu atölyeye dönüştü. Masanın bu durumdan şikayetçi olup olmadığını bilmiyoruz. Çünkü ilhamla beraber tek derdimiz renkler ve şekiller. Işık, renk, şekil... Kendimizi bulmaya çalışıyoruz, tarzımızı arıyoruz. Realizmle ekspresyonizm arasında bir yerde duracağız sanırım, henüz yolun çok başında olduğumuzu bilerek. İlham en yakın dostum, onu çok seviyorum, iyi ki var, iyi ki beni bırakmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlham gerçekten de en yakın dostum. İlhamla konuşuyoruz bütün gün. Çünkü eşim çok yoğun ve pek bir şey paylaşamıyoruz. Aynı evde farklı odalarda kendimizce bir yaşam sürüyoruz. Yalnızım diyemem lakin, içimde gerçek bir dünya var. Renkleri parlak, kokusu güçlü... Aşk dolu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve kendi kendime kalmak benim için iyi oluyor. Eskileri eşeleyip duruyorum kimi zaman. Sandıktan çıkanları özenle koyuyorum kenara, sevip sevip... Bazen lise günlerimi özlüyorum. Fransızca bir şarkı fonda... Quelqu un m’a di que...Metropollerin hayatımızdan neler aşırdığını izliyorum. Hüzünle karışık mutluluk dediğim tuhaf bir his var, ilhamla paylaşıyorum onu. Bu tuhaf, kırık dökük ruh hali üretkenliği artırıyor genellikle. İki ucundaki değmek istemediğimiz bulaşıktan muzdarip bir değnek gibi. Son günlerde rüyalarımda hep 8-9 sene evvelini görüyorum. Uyanana kadar gerçekliği yanıbaşımda, uyandıktan sonrası acımtrak... Bu döngüden yakın zamanda çıkmayı istiyorum. Biraz daha kalırsam benim için iyi olmayacak. Çünkü alıp başımı gidesim geliyor ve kendimi zor zaptediyorum. İmbatın rezil körfez kokusuyla birleştiği şehre yerleşesim geliyor. Ve yalnız başıma kilit taşı döşeli pembe sokaklardan geçmek... geçmek... Balkonunda rengarenk çiçekler büyüttüğüm bir evde, küçük, sakin, yalnız... Yağmur da yağsa hiç fena olmaz. Çikolata rengi gölge attırdığım siyah saçlarım ıslanır. Hiç itirazım yok ıslanmaya... Yağmuru seviyorum ben.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5226610921236106930" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_BmQKdXOJ25A/SIim8Ot0jrI/AAAAAAAAAOI/RDgWFwUE7ck/s320/Resim+089.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Küçük bir kız iken –ki okul hayatım henüz başlamamıştı bile- ben rüya kahramanlarına aşık olurdum. Uyandıktan sonra günlerce yeniden rüyama girmesini beklediğim küçük prensler vardı. Çoğul takısından da anlaşıldığı üzere bir değil, iki değil, çok sayıda prens idi söz konusu olan. Bu prenslerin her birinin farklı farklı özellikleri vardı. Adeta bir bilgisayar oyunu kahramanı idiler. Aralarında en uzun süre hafızamı meşgul etmiş olanının adı “Mavi prens” idi. Bu mavi prensin gerçek ismini benden başka kimse bilmezdi. Ben de bilip bilmediğimden emin değildim lakin hissettiğimi sanıyordum kendimce. Kendisi baştan aşağı mavinin tonlarını giyer ve lacivert üçgen bir şapka takardı. Şapkası 1700lü yılların Fransız şapkalarına benzerdi. Prensin atı var mıydı, varsa ne renk idi..? Bu tip detayları ve ne yazık ki prensin yüzünü hiç hatırlamıyorum. Beyaz bir kapının prensin yüzüne kapatıldığı an, onunla ilgili gördüğüm son sahnedir. Bir daha da rüyama girmedi. Uzun lafın özü işte bu mavi prens, geçen gece rüyama girdi. Mavilerini çıkarmış, siyahlara bürünmüş. “Ne haber, görünmüyorsun bayadır” diye sitem ettim. Dalga geçtiğimi sandı sanırım, sustu. Mavi prens zaten hep susardı. Onu ben kendi zihnimde konuştururdum. İlham da en son bundan bahsediyordu. Sevinme ilhamcan henüz o kadar da delirmedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, ilhamla muhabbetimizin devam etmesi benim için çok önemli. Bunun yanı sıra devam eden bir iş hayatım var. Dile kolay tam 3 senelik bir dönem... Bu 3 senede o kadar farklı süreçler yaşadık ki sanırım 2-3 işyerinde elde edilebilecek yöntem tecrübesine sahip oldum. Bu nedenle çok seviniyorum. Yakın gelecekte işten ayrılmayı da düşünmüyorum, çok değiştim be blog. Gün içinde epey yoğunum ama akşam eve gidince zaman bana ait oluyor. Yatana kadar geçen süre hiç bitmesin istiyorum. Uykusu gelince kafası çalışmayan bir insan olduğum için de kendimden utanıyorum. Keşke uykuya hükmedebileceğim, onu yenip zafer mutluluğuyla hayata devam edebileceğim bir mekanizma bulsam. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5226612545693716514" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_BmQKdXOJ25A/SIioaySskCI/AAAAAAAAAOQ/RBPpzTmqYjY/s320/Resim+004.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz aylarda sevgili İstanbul lale ve erguvan büyüsüne bürünmüşken kırmızı başlıklı kız olup koşasım geliyordu. –kurt hikayesinden hariç düşünülmeli- Yolda gördüğüm lalelere, özellikle de ebruli lalelere sarılmak istiyordum. İlhamla o sıralarda epey didiştik. Kendisi ısrarla lale çizmemiz konusunda baskı yapıyordu, benim deli gönlüm ise eski bir telefonu boyamaya karar vermişti bile. Sonuçta laleleri lale özlemiyle ayılıp bayılacağım bir mevsimde ele almaya karar verdim. Lalelerin arasında gölgeli siyah saçlarını şapkayla toparlamış mavi elbiseli bir maceraperest...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Laleler geçti şimdi, hatta yaz ilerledi, doğum günüm oldu-bitti... Yüzmeye devam ettim, sonra bıraktım. Çok güzel müzikler keşfettim. Notre Dame de Paris müzikalinin harika parçalarını dinliyorum, bir yandan Muammer Ketencioğlu beni İzmir Hatırası ile İzmir’ime götürüyor. Yalo Yalo diyoruz beraber Kordon’da... Elveda Rumeli isimli sezon finali ile keşfetmiş olduğum dizinin muhteşem soundtrackini edindim, bazı akşamlar o büyülüyor beni. Siyah saçlarım kısaldı ve çikolata rengi gölgelerim oldu, çok şımarık gözüküyorum. Kendime bir sürü elbise aldım, pazardan çok güzel bir pantolon aldım aynı eteğe benziyor ve otantik. Rengarenk oldum yine! En çok mavi, sonra kızıl-sarı, siyah ve mutlaka beyaz. Bi de pembe... şekerinden :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son günlerde en çok dinlediğim şarkı: Ayşegül Aldinç “Beni Hatırla”. Girişindeki ud muhteşem. Hmm, ayrıca santur diye bir enstrümanla tanıştırdı beni çok sevdiğim birisi. Henüz canlı dinleyemedim ama neye benzediğini gördüm ve kayıttan dinledim. Hatta Listenbul diye biraz dağıtmış arkadaşlardan oluşan bir grup var, gruptaki santurî döktürüyor. Bu grubun bir solisti var Allah sizi inandırsın uçukladım. Adam gayet otantik bir tınıya gacır gucur bi daldı. Hiç beklemediğim bir anda zıpladım falan. Vay vay vay... Onu da googleda bulmuştum. Of o kadar çok şey var ki yazacak ve ben hayata bu aralar o kadar tutunmuş ve mutluyum ki.... Anlatamam!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ceviz ağacının kıyısında, dut ağacının karşısında çiçeklerin içinde mutlu olan sevgili balkonumda akşam yemeğini yerken müzik dinlemekten, artık şekersiz içtiğim çayımı hava karardıktan sonra tek başıma hüpletmekten ve keşfettiğim Cdler eşliğinde resim yapmaktan... işte bu halden başka hale geçmek istemiyorum. Gerçekten uçuyorum ve bulutların üstündeki bu yerimden çok memnunum.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Mırıldandık&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19353840-3552398075069543632?l=kendiizinisurendeli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/feeds/3552398075069543632/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=19353840&amp;postID=3552398075069543632&amp;isPopup=true' title='8 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/3552398075069543632'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/3552398075069543632'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/2008/07/kocaman-bir-merhaba-ile.html' title='Kocaman bir merhaba ile:)'/><author><name>k.i.s.d.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11365893945642028701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14700083614355643893'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_BmQKdXOJ25A/SIimeLrLGJI/AAAAAAAAAOA/mIK9WV8nqg8/s72-c/Resim+019.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19353840.post-3287632671665965939</id><published>2008-07-23T20:01:00.002+03:00</published><updated>2008-07-23T20:04:21.575+03:00</updated><title type='text'>Yine yeni yeniden</title><content type='html'>Böyle bir şarkı vardı değil mi? Nilüfer söylerdi, yüreğimdeki fırtına dinmedi hala diye başlardı... Güzel miydi ki? Bilemedim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evden yazıyorum. İlham sürekli yanıbaşımda, beraber ne düşler kuruyor, ne ülkeler geziyoruz bir bilseniz. Buraya yapıştıracak çok uzun bir yazım var son aylarımla ilgili.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakında...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Mırıldandık&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19353840-3287632671665965939?l=kendiizinisurendeli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/feeds/3287632671665965939/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=19353840&amp;postID=3287632671665965939&amp;isPopup=true' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/3287632671665965939'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/3287632671665965939'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/2008/07/yine-yeni-yeniden.html' title='Yine yeni yeniden'/><author><name>k.i.s.d.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11365893945642028701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14700083614355643893'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19353840.post-7966029317164166553</id><published>2008-02-03T20:21:00.000+02:00</published><updated>2008-02-03T20:27:56.159+02:00</updated><title type='text'>Tüh bana</title><content type='html'>Bravo k.i.s.d. Ne kadar da zimlisin yazma konusunda.&lt;br /&gt;Ah özür dilerim, işyerinde artık blogspot uzantılı adreslere bile giremediğini unutmuşum, afedersin.&lt;br /&gt;Evde de internet tek kişinin tekelindeydi değil mi? Artık dan fırsat bulduğunda köşe yazılarını tıktıklayacaksın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;K.i.s.d. diksiyon kursundan aldığı gazla seslendirme yapmayı düşünüyor ciddi ciddi. İşinde de yükselip hem de sevdiği şeyleri yapmak istiyor. Nasıl olsa her insanın hayatında bir mesleklik daha zaman var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;K.i.s.d. resim yapmaya başladı yeniden. Boyalarını ve fırçalarını serdi yemek masasının üstüne. Durmaksızın boyamayı hedef edindi. Tamamlanan her ufak resim onu bir adım daha taşıyacak, ileriye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes iyi olsun, sağlıklı olsun. Bir grip atlattık, bu seneki fenaydı doğrusu. Hala etkisindeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Haftasonu çalışmayı sevmiyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Mırıldandık&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19353840-7966029317164166553?l=kendiizinisurendeli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/feeds/7966029317164166553/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=19353840&amp;postID=7966029317164166553&amp;isPopup=true' title='11 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/7966029317164166553'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/7966029317164166553'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/2008/02/th-bana.html' title='Tüh bana'/><author><name>k.i.s.d.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11365893945642028701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14700083614355643893'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19353840.post-5267141894191487704</id><published>2008-01-07T11:03:00.000+02:00</published><updated>2008-01-07T11:12:17.497+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='living and dying'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aksiyon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='diksiyon'/><title type='text'>Pazartesi mönüsü</title><content type='html'>Leyla’nın aşkı üzerine uzun uzun düşündükten sona ortaya çıkan yazı bu mu olmalıydı? Bilemiyorum. Leyla’nın aşkını, Leyla olmadan anlayamayacağıma göre bu defteri şimdilik kapatmayı düşünüyorum. Bir müddet sonra, düşünceler ve okumalar biriktikten sonra, tekrar ısıtacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün diksiyon kursunda bahsi geçen ENNEAGRAM kişilik tipleri üzerinde araştırma yapılacak notunu da düştükten sonra bir film eleştirisi yapacağım. Bu arada: Evet, diksiyon kursuna gidiyoruz. Dilimizi daha da güzel, daha da akıcı, daha da etkileyici konuşmak için bu kursa katılıyoruz. Kursa başladığım günden bu yana farkındalığım o kadar arttı ki! Zira, öğrendiklerim harflerin çıkakları, ya da şimdiki zaman eki olan –yor ekinin sonundaki r yi mutlaka telafuz etmem gerektiği ile sınırlı kalmıyor. Etkili konuşmadan tutun sesin doğru bir biçimde kullanılmasına, yanlış okuduğumuz kelimelerin okunuşunu düzeltmekten tutun Türkçe’deki muhteşem ahengin enginliğine kadar bir çok konuda derya içinde derya, yüzüyoruz. İmkanı olanlara şiddetle öneriyorum. Çok güzel konuştuğunuzdan emin bile olsanız, kendinizi zenginleştirmek adına, diksiyon ve hitabet kursuna katılmayı bir düşünün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu eğitim kapsamında edindiğim bir bilgiyi sizinle paylaşmak istiyorum.&lt;br /&gt;- Türkçe &lt;strong&gt;genellikle&lt;/strong&gt; okunduğu gibi yazılır ve yazıldığı gibi okunur. Genellikle böyledir, &lt;strong&gt;istisnalar mevcuttur&lt;/strong&gt;. Yani, yazıldığı gibi okunmayan, okunduğu gibi yazılmayan kelimeler ve ekler mevcuttur dilimizde.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;-ecek, acak eki, eklendiği kelimeye göre –ıcak , -ucak diye okunur.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Bir kaç örnek: gelecek şeklinde yazdığımız kelime gelicek okunur&lt;br /&gt;- Aynı şekilde: olacak -&gt; olucak&lt;br /&gt;- Gidecek- gidicek&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;- Ğ harfi okunmaz, kendinden sonraki sesli harfi düşürürve kendinden önceki sesli harfi uzatır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;- Örnek: yapacağım şeklinde yazılan kelime yapıcaam şeklinde okunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ek olarak, başlıca sorunumuzun kalın-ince harfler olduğunu da fark etmiş olduk. Örneğin Türkçe’de harf olarak bir tane k, bir tane l olmasına rağmen telafuz açısından iki tane k ve l mevcut.&lt;br /&gt;Mesela: kalem kelimesindeki “k” ile kedi kelimesindeki “k” sesleri aynı değil.&lt;br /&gt;Ya da lamba kelimesindeki “l” ile halat kelimesindeki “l” sesleri aynı değil. Lamba kelimesinde l ince bir l iken halat kelimesindeki l kalın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikkat ederseniz çoğumuzun sorunu ince olması gereken harfleri kalın telafuz etmek (veya tam tersi).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Son bir detay: Alfabemizde sesli harfler için 8 işaret olmasıyla birlikte, okunuş olarak 14 adet sesli harf mevcut.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Kısa bir örnek: 3 adet “a” var.&lt;br /&gt;-kısa a : adam&lt;br /&gt;-uzun a : Sade&lt;br /&gt;- ince a : dikkat&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu üç kelimedeki a harflerinin çıkak noktaları farklı. Hepsini aynı şekilde telafuz ettiğimizde konuşmamız çirkin ve dahası anlaşılmaz oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki adet “e” var. (bir yerde 4 tane e sesi olduğunu okudum, muhtemelen yabancı dillerden dilimize katılmış olan kelimelerden kaynaklanan istisnalar mevcuttur)&lt;br /&gt;-açık e: gel, sel&lt;br /&gt;-kapalı e: mektep, anne vs.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film eleştirisine gelebildim nihayet. Sanatsal bir beklenti içine girmeyiniz. Alay etmek istiyor ve bu ihtiyacınızı kimseyi rencide etmeden film seyretme yoluyla gidermek istiyorsanız size bir film tavsiye edeceğim. “&lt;span style="color:#993399;"&gt;Living and Dying&lt;/span&gt;”... Tamer Karadağlı bey ile Deniz Ak – kaya hanım teyzemizin Halivud’a adım attıkları ve o andan itibaren dünya çapında sanatçı oldukları film.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5152658578966275634" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_BmQKdXOJ25A/R4HrrXgnZjI/AAAAAAAAAN4/s3RXl107T-4/s320/lvod.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Filmi internetten indiren sevgilim, bunun vurdu kırdı tarzında bir film olduğunu düşünmüş. Hadi seyredelim dedi, bakayım dedim. Sonra jenerikte Türk sanatçıların ismini gördük. Vaooovv bizimkiler Halivud’da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin konusu oldukça sıradan. Action Max filmleri bu film ile kıyaslayınca başyapıt konumuna bile yükselebilir. Film bir aksiyon sahnesi ile başlıyor. Soyguncular hızla bankaya girip bağıra çağıra kasayı soymaya girişiyorlar. Sanıyorsunuz ki daima yüksek tempo gidecek. Banka soygunu... Polislerle soyguncular arasında vasat bir çatışma, yaralanan bir soyguncu, ölen bir soyguncu, restorana sığınan soyguncular... Tempo bu noktada düşüyor. Restoranda yemek yiyen iki azılı suçlu... Soyguncuları soyan azılı suçlular... Restoranda kısılı kalan ve rehineleri koz olarak kullanarak polisle pazarlık yapan soyguncu-azılı suçlu-vs çorba bu kısım zaten. Polislerin bir kısmı “local” denenler, bir kısmı da “federaller”. Meğer federallerin soyguncu çetesinde adamı varmış. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Federallerden biri Tamer bey idi. İlk mimiğiyle koltuktan düşmeme, ikinci mimiği ile de karnıma kramp girmesine neden oldu. Güldürdüğü için teşekkürü bir borç bilirim. Sanki yönetmen buna “Abi bütün film boyunca hepinizi keserim bakışı yapacaksın, çemçük ağız yapacaksın” demiş. Çocuklar duymasındaki “Havuç seni gebertirim” repliğine uygun bir yüz ifadesi, abartılı jestler falan. Tam rezalet. Sonra Deniz hanımteyze boy gösterdi. İlk göründüğü sahnede şaşı bakmış, ikinci sahnede ise İngilizce konuşmaya çalışan haber spikeri idi. Spiker dediğimizde hepimiz aynı şeyi anlıyoruz değil mi? Ahhh ahh. Neyse, filmin devamına tahammül edemedik. Deniz hanımteyze kazulet boyuna 15 pontluk kırmızı pabuçları geçirmiş, omzuna kamerayı yüklendiğinden kambur kalmış 1.5 metre yüksekliğinde Meksika tipi bir kapıdan girmeye çalışıyordu en son. Filmi kapattık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra kendi içimize dönüp muhasebe yaptık. Bu film için reklam yapıldı, para harcandı, telebolelere, megazynn programlarına malzeme yapıldı. İnsanlar bu filme para verip gitti. Bizim 15-20 dakikamızı çaldı bu film. Bir fiyasko için şu anda satır tüketiyorum. Yazık değil mi? Tamer bey kendi kendini rezil etmiş, Deniz hanımteyze kendine başka bir iş baksın. Oynarken aynaya bakmıyor muyuz? Diyebilirim ki: Living and dying is killing. Son bir not: Filmin afişine dikkat ettim de neredeyse bütün oyuncular afişte yer alıyor. İlginç!!! Bu da komik bence, hihihihiiii.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;Türkiye, lütfen bu insanları alkışlama! Lütfen!&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Mırıldandık&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19353840-5267141894191487704?l=kendiizinisurendeli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/feeds/5267141894191487704/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=19353840&amp;postID=5267141894191487704&amp;isPopup=true' title='7 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/5267141894191487704'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/5267141894191487704'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/2008/01/pazartesi-mns.html' title='Pazartesi mönüsü'/><author><name>k.i.s.d.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11365893945642028701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14700083614355643893'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_BmQKdXOJ25A/R4HrrXgnZjI/AAAAAAAAAN4/s3RXl107T-4/s72-c/lvod.JPG' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19353840.post-6038171800974469340</id><published>2008-01-03T16:44:00.000+02:00</published><updated>2008-01-03T16:52:51.117+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Leyla'/><title type='text'>Giz</title><content type='html'>"Leyla’ya sorulmuş:&lt;br /&gt;–Senin Mecnun’a olan sevgin mi daha büyük, yoksa Mecnun’un sana olan sevgisi mi?&lt;br /&gt;–Benim ona olan sevgim, demiş Leyla ve sonra açıklamış: “Çünkü onun bana olan sevgisi meşhur oldu, benim ona olan sevgim ise gizli kaldı.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk duyduğumda "Hmmm" dedim. İlk bakışta çok parlak geldi bu söz, yüreğim kamaştı. Sonra düşündüm: meşhur olmak azlığı, gizli kalmak çokluğu temsil eder mi? İlk başta mantıklı gelmedi. Tevazu önermesiyle algılamaya çabaladım. Hani tevazu büyüklüktendir diyerek... Meşhur olup dillere dolanınca tevazusunu kaybettiğinden mi nispeten küçük kalmıştı Mecnun'un aşkı? Saklayıp kendi içinde dağ yaptığı, kimseye göstermeyip tevazusuna tevazu kattığından mı büyük olmuştu Leyla'nın aşkı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Leyla gece gibi kendi karanlığında mı sakladı sırrını? Leyla'nın aşkı neden gizli kaldı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Algım zeminim kadar. Zemin katta bilgi babından bunları buldum. Kendi bilgim dahilinde Leyla'nın söz-içre-söz cümlesini anlamaya çalıştım. Belki mantığımı fazla kullandım, belki sadece gönül kulağıyla dinleyip gönülle yorumlamayı gerektiriyordu bu sözler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlamama katkıda bulunursanız sevinirim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Mırıldandık&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19353840-6038171800974469340?l=kendiizinisurendeli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/feeds/6038171800974469340/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=19353840&amp;postID=6038171800974469340&amp;isPopup=true' title='5 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/6038171800974469340'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/6038171800974469340'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/2008/01/giz.html' title='Giz'/><author><name>k.i.s.d.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11365893945642028701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14700083614355643893'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19353840.post-6316511202384006966</id><published>2008-01-03T13:19:00.001+02:00</published><updated>2008-01-03T13:20:00.002+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kar'/><title type='text'>Beyaz büyü</title><content type='html'>Kar bütün güzelliğiyle İstiklal’de... Kar bütün masumiyetiyle İstanbul’da...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce ince ince hercai nağmeden yağıyor. Alıştırıyor kendine, biraz soluklanıyor kapının önünde. Sonra iri tanelere dönüşüp yelteniyor başköşeye yerleşmeye. Acelesiz, kendinden emin bir tavırla yılın ilk karıdır yağan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buyur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçimde küçük kuşlar ötmeye başladı, sesleri bütün boşluklarımda çınlıyor. Kuşlarım İstiklal’de tünele kadar yürümek istiyor, mesai izin vermiyor. Tünelde bir kafede oturup sıcak çikolata içmeli ve geri dönmeli, yürüyerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siperli bir şapka takmalı, şapka yoksa edinmeli acilen. Siper, gözleri koruduğunda karın büyüleyici güzelliği daha rahat temaşa edilir. Adımlar yavaş yavaş atılmalı, çünkü yavaş yavaş yudumlanarak kana karıştığı hissedilen bir sıcaklıktır kar. Arada bir, durup derin derin nefes alırsın.  Temiz, soğuk hava ciğerlerine hücum eder. Burun kökünde tuhaf bir yanma peydah olur. Cansız kalmış hücrelere hücum eden ısınmış kanın akışı ses getirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kar, öyle güzeldir ki İstiklal’de. Ayaklarının altında gacır gucur birikir yavaştan... Binlerce renkten binlerce zihin gülümser birbirine bembeyaz mutlulukla. Ayaklar gacır gucur kendine has bir nağme tutturur. Kimi zaman bir akordiyon sesi duyulur, beyazlar gökyüzünden inerken, bu romantik manzara altında olabilecek en güzel seslerden biri. Bir dern nefes daha alırım kardan. Buraya o kadar aitim ki geri dönmek istemiyorum. Yeşil palto ve mor şapkamla karda öyle tuhaf bir leke oluyorum ki o lekeyi silmek istemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne olur bırakın, karda yürümek istiyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Mırıldandık&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19353840-6316511202384006966?l=kendiizinisurendeli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/feeds/6316511202384006966/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=19353840&amp;postID=6316511202384006966&amp;isPopup=true' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/6316511202384006966'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/6316511202384006966'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/2008/01/beyaz-by.html' title='Beyaz büyü'/><author><name>k.i.s.d.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11365893945642028701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14700083614355643893'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19353840.post-7173440263862340855</id><published>2007-12-31T11:22:00.000+02:00</published><updated>2007-12-31T11:23:30.514+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayat'/><title type='text'>Geleneksel yılbaşı şeysi</title><content type='html'>Aman Tanrım!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2000 Milenyumunu dün gibi hatırlıyorum. Bilgisayarlara 2000 senesinin ne gibi bir zarar verebileceğini bilemeyecek kadar az anlıyordum bu işten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arada üniversite vesilesiyle kaynayan seneler, bir de 2004 hatırlıyorum Taksim Tünel’de kocaman mumların arasında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2005 yılbaşında San Francisco’daydım, hava buz gibiydi. Akabinde de orta kulak iltihabı nedeniyle günlerce yatmıştım da Tayvanlı doktordan azar işitmiştim nerede üşüttüğüme dair. Demek ki üşütme yoluyla hasta olunabileceğine inanan sadece biz Türkler değildik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2006 yılbaşında ağır mesai koşulları arasında şirkette kutlama olmuştu. Birbirinden tatsız catering mezeleri arasında şirketin dağıttığı hediyeleri inceliyorduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2007 yılbaşını anımsamıyorum da sabahında buz gibi ve sakin İstiklal’de bir fincan kahve çok iyi gelmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2007 senesi çok güzel şeyler taşıdı beraberinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Eşimin kariyerinde bir dönüm noktası... İyi mi oldu acaba? O kadar az zaman geçiriyoruz ki şimdi. İyi olduğunu düşünmek istiyorum sadece. Örneğin ev-iş arasında geçirdiğim zaman günde 3,5 saatten 1 saate indi. Bu şehirde işin eve yakın değilse yolda harcadığın yıllara oturup acımamak mümkün değil. Elif Şafak’ın bütün kitaplarını E-3 numaralı otobüste okumuş olmak da ayrıca bir anılar silsilesi oluşturuyor. Mesela, hmm bu sayfayı otururken yanımdaki amca omuzumda uyuyakalmıştı, ya da şu bölümü ayakta okumuştum hay Allah... gibi. Gerçi otobüs anıları da çok ilginçtir. Özellikle de her akşam aynı simalarla yolculuk ediyorsanız “esmer, gözlüklü hanım teyze gecikti galiba 2-3 dakika beklesek olur mu” şeklinde muhabbetlere başlayabiliyorsunuz. Ya da Ramazan’da otobüste toplu iftar gibi faaliyetleri izleyebiliyorsunuz.&lt;br /&gt;*4,5 senenin ardından İzmir... Hüzünlü bakışlarla değişen herşeyi yadırgadım. Artık bana ait olmayan herşeyi öteledim. Kendi şehrimi istedim, lakin alamadım.&lt;br /&gt;*Kabataş La-Vita’yı keşfetmek...&lt;br /&gt;*Doğum günüm civarlarında hayatımın karanlık bir döneminin aydınlanması ve can yanması. Canımın yanmasına karşı ilaç geliştirildi mi derdine düşüp bir müddet ufak çaplı bir depresyon yaşadım. Bir müddet dağ, bir müddet kestane tedavisiyle kendime geldim. Şimdi de spor tedavisi gerekiyorJ&lt;br /&gt;*Muhteşem Kazdağları, yoksa ben dağlar kızı Reyhan mıyım?&lt;br /&gt;*Şirketten ayrılma arefesinde terfi ettiğimi öğrenip ayrılmaktan vazgeçişim. Sanırım benim bu şirketle göbeğim bir kesildi, ya da göbeğimi buraya bir yere gömdüler. Hiç bir yere gidemiyorum yahu. Gitcem dediğimde de göndermiyorlar a.s.&lt;br /&gt;*Cheesecake yapmayı öğrenmek. Obur bir yengeç kişisi için bunun ne anlam ifade ettiğini bilemezsinizJ&lt;br /&gt;*Zamanın hızla akıp gittiğini iyice anlamak... Öyle ki 2007 başında hediye gelen kupaları sanki ilk dün kullanmış gibiyim. Hani arada taşınma falan olmasa uyudum-uyandım diyeceğim.&lt;br /&gt;*Evde bar kurma hevesine girişmek... Yurtdışından her gelenin freeshop kotasına göz dikmekJ&lt;br /&gt;*Saks mavisi romantik kollu, iri yakalı, masalları andıran yeni bir palto&lt;br /&gt;*Kuaförlerin boyama girişimlerinden defalarca kurtulmayı başarmış siyah saçlar... aralarındaki tek tük yeni yetme beyazlar&lt;br /&gt;*Taşınırken kaybolan civciv sarısı bornozum&lt;br /&gt;*Eşim tarafından el konulan laptopum&lt;br /&gt;*Yeni dostlar, evlenen canlar, çocuklanan canlar, hayal kırıklığı yaşatan eski dostlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her sabah aynaya baktığımda karşımda farklı bir k.i.s.d. görüyorum. Seneler geçtikçe kendimi daha iyi tanıyorum. Hayatımdan hiç kimseyi eksiltmek zorunda kalmayayım Tanrım n’olur. Eksilenlerin yerinde koca koca boşluklar kalıyor ve dolmuyor bu boşluklar. Sabırsız davrandığım anlarda durup düşünmek için dirayet istiyorum. Akıl ve hikmet talep ediyorum. Duygu-mantık sarkacında niye illa ki iki uçtan birini seçtiğimi, niye bir türlü averajı tutturamadığımı merak ediyorum?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farklarımı yitirmeden, kendimi kaybetmeden, üretimi durdurmadan, eksilmeden, üzülmeden normalleşip büyümek istiyorum&lt;br /&gt;Araba kullanabilmek, yeni bir tabloya başlayabilmek, erken kalkabilmek, spor yapabilmek istiyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Mırıldandık&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19353840-7173440263862340855?l=kendiizinisurendeli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/feeds/7173440263862340855/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=19353840&amp;postID=7173440263862340855&amp;isPopup=true' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/7173440263862340855'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/7173440263862340855'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/2007/12/geleneksel-ylba-eysi.html' title='Geleneksel yılbaşı şeysi'/><author><name>k.i.s.d.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11365893945642028701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14700083614355643893'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19353840.post-8240351504279744209</id><published>2007-12-26T14:35:00.000+02:00</published><updated>2007-12-26T14:39:47.870+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yasak'/><title type='text'>Hoşgeldim:)</title><content type='html'>An itibariyle şaşkın vaziyetteyim. Hatta inanamamaktayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşyerimden bloggera bağlanabildim ve hatta bu satırları yazabilecek kadar uygulamada ilerleyebildim. demek ki blogger yasağı kalktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oh! Ne mesudum bilemezsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu süre içerisinde okuduklarıma yorum bırakamadım veya yeni yazılar yazıp yayınlayamadım, sonra beğenmedim sildim yazılarımı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu süre içerisinde bayram geçti, yılbaşı geliyor, İstanbul soğudu, buz gibi oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Leyleklerden geriye kalanlar yolda donarak can verdiler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rap dinlemeye başladım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son maddeye çok gülüyorum, bir hevesti geldi geçti diyebileceğim günler de gelecek, eminim:)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Mırıldandık&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19353840-8240351504279744209?l=kendiizinisurendeli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/feeds/8240351504279744209/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=19353840&amp;postID=8240351504279744209&amp;isPopup=true' title='4 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/8240351504279744209'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/8240351504279744209'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/2007/12/hogeldim.html' title='Hoşgeldim:)'/><author><name>k.i.s.d.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11365893945642028701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14700083614355643893'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19353840.post-1773979892396978721</id><published>2007-11-28T20:03:00.001+02:00</published><updated>2007-11-28T20:06:56.132+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İstanbul'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yağmur'/><title type='text'>İstanbul'a yağan Yağmur</title><content type='html'>İstanbul’a yağmur yağıyor...&lt;br /&gt;Ben, elimde hiç bıraktığım kanatlı bir hüzün&lt;br /&gt;Diğer elimde unuttuklarımı koyduğum bir valiz&lt;br /&gt;Kadim çağların tüm ezgilerini içinde barındıran, sözlerini uydurduğum garip bir türkü söylüyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ses, bu ezgi, içimde küçücük bir kovukta gizlenmiş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turuncu yapraklar şehri en sevdiğim örtüyle gizlerken, rica ediyorum çöpçülerden. Lütfen, toplamayın yaprakları... Siyah, ıslak kabuğunu sapsarı bir güzellikle süslemiş ağaçlara aşık aşık bakıyorum. Başımı gökyüzüne çeviriyorum, siyah saçlarımı bir rüzgar götürüyor, etrafımda helezonik bir tünel oluşuyor yapraklardan, yapraklar saçlarıma taç oluyor. Ben bu mevsimin bu gizli hüznünü seviyorum. Haddinden fazla uzamış siyah saçların arasından fışkıran yeni yetme beyazlara göz kırpan, hazan rengi bir hüzün... Hani, o çok özlediğim şehirden kaçarcasına uzaklaşırken herşeyi özensizce doldurduğum bavul gibi zoraki... Gözlerime dolmuş dökülmeyen mağrur gözyaşları gibi... çise çise bir yağmur. Çise çise olmasına rağmen acıtan, inceden inceye delen o yağmur... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahhh şehrin en yalnız anları bu zamanlar. Sokak başlarını tutmuş yaşlılar üşür de sığınır evlere. Sokaklar kendi başlarına yaşamayı öğrenirler ya, işte öyle. İçinde hüzünlü bakan siyah gözlerle şehir, siyah gözlerin asla göremeyeceği gizli bir hüzün büyütür sislerinin ardında. Ahhh, tıpkı soğuk bir kasım akşamında kollarımdan içeri dolan rüzgar gibi yakıcı, nereden geldiği bilinmeyen bir sis bu his. Işıklar yanmış, akşam olmuştur. Kahverengi paltonun kemik düğmeleri arasına sokulan ince ince bir yağmur... Islak ve karanlık sokakta yankılanan tek ses şakır şakır şakır. Ziller çalmaz, kapılar açılmaz, sokakta kalınmıştır bir başına. Yanlış bir otobüs ve yanlış bir telefon kulübesidir önü sonu. Önü sonu sonbaharla birlikte uçup giden turuncu-kızıl bir şiirdir mavi bir yaprakta. Körfezin sularını boğazla karıştırmanın neticesidir yalnızlık. Yalnızlık kilometrelerce süren bir ağlamadır susmamacasına. Ülke ülke ve hatta kıtalarca taşınmış koyu yeşil, eski püskü bir bavuldur içine tıkıştırılan onlarca bölük pörçük görüntüyle beraber. Üzerime en az yakışan renktir sonbaharda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul’a yağmur yağıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüksek dağlarda söylenmiş bir türkü bulmuş dinliyorum, türkünün rengi kızıl-sarı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Mırıldandık&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19353840-1773979892396978721?l=kendiizinisurendeli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/feeds/1773979892396978721/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=19353840&amp;postID=1773979892396978721&amp;isPopup=true' title='4 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/1773979892396978721'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/1773979892396978721'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/2007/11/istanbula-yaan-yamur.html' title='İstanbul&apos;a yağan Yağmur'/><author><name>k.i.s.d.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11365893945642028701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14700083614355643893'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19353840.post-7666679300218677846</id><published>2007-11-28T19:58:00.000+02:00</published><updated>2007-11-28T20:00:20.553+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ebe sobe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='laçin'/><title type='text'>Bu da Laçin'e...</title><content type='html'>Bu aralar sadece sobecikleri yanıtsız bırakmamak için yazabiliyorum. Yazmayı çok özledim be blog!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Sevgili &lt;a href="http://www.blogger.com/www.lacheen.org"&gt;Laçin’in &lt;/a&gt;sobesini cevaplamanın ardından bir kaç gündür wordde biriktirdiklerimi yayınlayıp mutfağa gideceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ve sen gidiyorsun ….&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Başardın işte...O her zaman görmeyi arzu ettiğin şehre gidiyorsun. O hep oynamak istediğin role bürüneceksin. Gözlerindeki soğuk yalım sıcacık olacak. Orada sen düşlediğin kadar mutlu olacaksın. Burada işim bitince ben de geleceğim yanına. Biliyorum, bekleyeceksin beni, bileceğim, biliyorum ve hep bildim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Söylenmesi en zor sözcükler?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;“Başınız sağolsun”, “Hayır”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sizin için yağmurdan sonrası, ne ifade ediyor?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Yıkanmış şehrin temiz kokusu... Ve fotoğraf çekmek için ideal bir berraklık&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Burçak Çerezcioğlu?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Mavi saçlı kız, kısacık hayatı dolu dizgin yaşamış, hep mutlu hep umutlu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Seni sobeleyeni nasıl bilirsin&lt;/strong&gt; ?&lt;br /&gt;Onu tesadüfen buldum nette dolaşırken. İlk intiba çok önemli derler ya, Laçin çok yetenekli olduğunu hemen sezdirdi bana bloğunda yayınladığı projelerle. Güleryüzlü fotoğraflarından kendisinin güzel ve içten bir insan olduğunu düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de Dilayra'mı sobeliyorummmmm..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Mırıldandık&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19353840-7666679300218677846?l=kendiizinisurendeli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/feeds/7666679300218677846/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=19353840&amp;postID=7666679300218677846&amp;isPopup=true' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/7666679300218677846'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/7666679300218677846'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/2007/11/bu-da-laine.html' title='Bu da Laçin&apos;e...'/><author><name>k.i.s.d.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11365893945642028701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14700083614355643893'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19353840.post-769670665903508420</id><published>2007-11-28T19:55:00.000+02:00</published><updated>2007-11-28T19:58:06.533+02:00</updated><title type='text'>Siyah liman</title><content type='html'>Bir müddet evvel yazdığım bir yazıyı buldum. Hazır internete girmişken eklemek istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her gece rüyanda eski sevgiliyi bir kez daha terk etmek ne demektir bilir misin? Üstelik yine aynı şekilde cevapsızsın, yine sorular sormuşsun, bir şey söylememiştir. Niye sustuğunu söylememiştir. Yalnız, bu sefer ağzından sihirli  kelime dökülebilmiştir. “Gitme, seni çok sevdim, hala seviyorum”. Ne var ki bu sözlerin rüyası bile gecikmiştir. Öyle bir geç kalınmışlıktır ki bu, zehrinin kangren ettiği kalp bile iyileşmiştir. Birinci tekil şahsın bu oyundaki replikleri bitmiştir. Son bir mimik kalmıştır yapılacak ve sonra perde kapanacak. Acı bir gülümseme ile sağ yanakta çukurlanan bir gamze. İnan ki bu karar öyle bir çırpıda verilmemiştir. &lt;br /&gt;*******&lt;br /&gt;Daha fazla orada kalamazdım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demli çaydan aldığım son yudum damağımda biriken iğrenç sigara tadını bastıramazken, ve dumanların arasında kalmış, dumanların sigaradan mı yoksa kendi zihnimden mi... nereden yayıldığını bilemez bir halde düşünürken verdiğim karar buydu. Kendi kendimle devam eden mücadele olarak adlandırırsam bütün oyunu, kısaca: kaybetmiştim. Daha fazla orada kalmak artık saçmadan da öte idi, imkansızdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlklerin günü... İlk ve son kez sigara içtiğim gündü o gün, ve gemilerimi yakmaya karar verdiğim gündü. Gemiler kulağıma yanaştırmışlar ağızlarını, yalvarıyorlardı. Yanmanın ne kadar acı verici olduğunu, sanki bilmiyormuşum gibi, bana anlatmaya çalışıyorlardı. Kan dondurucu hıçkırıkları kulağımdan silinemeyecek olsa da onları dinlemeyecektim artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gemiler, beni o limana mecbur eden gemiler... O dalgalı sularda demirli durdukları müddetçe ben, o büyülü-siyah mermer limandan, o kızıl yapraklı siyah ağacın altından asla ayrılamayacaktım. Siyah liman beni bırakmıyordu, kapıları kapalı idi, çıkamıyordum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu limana tesadüfen düşmüştü yolum. Okyanusta fırtınalarla boğuşup yorgun düştüğüm günlerin sonunda dalgalara teslim olup ulaşmıştım hiç bilmediğim kıyılara. Sakinliği ve siyah mermerlerin büyüleyiciliği karşısında hayranlıkla dolmuş, o efsunlu güzelliğe adeta vurulmuştum. Sert ve soğuk bir güzellikle dolmuştu kalbim. Düşünmeden demir atıvermiştim. Turuncu yapraklı bir ağacın altına döşeğimi serip yerleşmiştim. Ah bir bileydim orada mevsimin her zaman sonbahar olduğunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Liman pek sevinmişti gelişime, döşeğimi serip yerleşmeme... Ağacın dallarının üzerime kapandığını hiç fark etmedim. Yağmurlar başladı, yağdı yağdı. Neden yağdıklarını anlamadım hiç. Nedensizce kök saldım mermere. Mermerin damarları ile benim köklerim kaynaştı. Sıcak-soğuk garip bir denge oluşmuştu. Isımı soğuran bir buzdu adeta. Zarar görmeye başladığımda köklerimi çekmek istedim, bırakmadı liman. Bir de baktım ki kökler gemilermiş aslında.  Ah, gemileri yakmak kolay değilmiş işte. Gemiler benim köklerimse, kendimi yakıyorum demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Kibriti çaktım, ağladı gemiler, ben hissiz... Attım kibriti içime, köklerin başladığı yere. Sağ gözümden ince bir damla sızdı. Gözler kan çanağı... O liman, o siyah mermerli liman...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gemilerimi yaktım diye küsen liman... Köklerimden arta kalan külleri topladı, kendi turuncu yapraklı siyah ağacının küllerine kattı. Yüzümebakmadanuzaklaştıliman.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Mırıldandık&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19353840-769670665903508420?l=kendiizinisurendeli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/feeds/769670665903508420/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=19353840&amp;postID=769670665903508420&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/769670665903508420'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/769670665903508420'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/2007/11/siyah-liman.html' title='Siyah liman'/><author><name>k.i.s.d.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11365893945642028701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14700083614355643893'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19353840.post-222748800596505223</id><published>2007-11-15T19:52:00.000+02:00</published><updated>2007-11-15T19:59:36.413+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oyun'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nerede'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mesaiye kaldım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sobe'/><title type='text'>Nerelerdeyim?</title><content type='html'>İlhamımı bekleye bekleye şair oldum a dostlar:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlhamla aramızdaki münasebet platonik bir aşka dönüştü, aşık kim sizce?&lt;br /&gt;Damlamayan musluğun huysuzluğunu kasım ayına bağlayadurayım, akan burnumu da havayla ilişkilendireyim... Bigane cümleler dizeyim... İlk adımı atmadıkça, ben ilhamı çağırmadıkça gelmeyecek biliyorum. İlk adımı atmazsam, onu nasıl da özlediğimi söylemezsem gelmeyecek. Nazlandıkça nazlanacak... Sonunda aşık usanacak... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşyerimde başımı kaşıyacak zamanım olmuyor bu günlerde. Günde 3-4 kupa içtiğim çayım 2 kupaya indiyse şayet, ve mutfaktan sorumlu arkadaş bana “Nerelerdesin” diye soruyorsa, yerimde mıhlanmış onun bunun dertleriyle uğraşıyorumdur. Zaten bloglara yorum yazamamaktan kederliyim... Bir de bu stres eklenince günler pek yavan oldu. Bu akşam mesaiye kalacağım mesela. İlham beni ne yapsın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki satırları yazmamın üzerinden tam 3 gün geçti. Bu 3 gün içinde ben sürekli mesaiye kaldım ve geceleri rüyalarımda analizlerle - tablolarla uğraştım. Kapı-duvar konusunda haklısın morum koyunum. Ben de aynada kendime aynı şeyleri diyorum. Nabersin, nerelerdesin k.i.s.d. Gülümsemiyorsun...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili Minik Meleğin Anneciği Kuaybe arkadaşım beni bir oyuna davet etmiş. Kuaybe de olmasa unutulup gideceğim zaten blog köşelerinde... (Emrah edebiyatına giriş 101) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 1.&lt;strong&gt;Ben küçükken&lt;/strong&gt;, radyonun içinde minik minik adamların yaşadığını ve bu adamların radyodan gelen sesleri çıkardığını &lt;strong&gt;sanırdım&lt;/strong&gt;.. Gülmeyin ya, çok küçüktüm, en fazla 3 yaşındayımdır yani. Sonra teyzem anlatmıştı bana radyonun nasıl çalıştığını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 2.&lt;strong&gt;Aslında ben&lt;/strong&gt;, çoğu zaman duygusal davranmakla birlikte hayati kararlarının tümünü tam anlamıyla mantığı doğrultusunda almış bir insanım.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.&lt;strong&gt;İlk kopyamı ne zaman çektiğimi&lt;/strong&gt; hatırlıyorum. 6. sınıftaydım ve fen öğretmenimizi hiç sevmiyordum. Öğretme tarzını beğenmiyordum. Ders ingilizceydi ve ezberleyemediğim (evet ezber soruyordu) konular için kopya hazırlamış, çekmiştim. Pişmanım... Zaten hayatım boyunca kopya çektiğim sayılı gün vardır, o gün de bunlardan biriydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 4&lt;strong&gt;.En saçma huyum&lt;/strong&gt;, sabredip sabredip birden sinirlenmektir. Tahammül eşiğim çok yüksek olmakla birlikte eşik aşıldığı anda çıldırıyorum. Dizginleri zaptedilemez bir şekilde sinirleniyorum. Ve bu durumdan hiç hoşlanmıyorum.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5.&lt;strong&gt;Cep telefonum&lt;/strong&gt; eşimin, annemin ve kızkardeşimin &lt;strong&gt;mesajları ile dolu&lt;/strong&gt;. Eşimin yolladığı mesajları silemiyorum, annemin yolladıklarını anlamlarına göre koruyorum, kızkardeşimin de pozitif içerikli mesajlarını saklıyorum.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6.&lt;strong&gt;Aşk bence&lt;/strong&gt; sonradan okunduğunda komik gelen mektuplar ve şiirler yazdıran, insanın içinde portakal büyüklüğünde kelebeklerin uçmasına neden olan, turuncu-turkuaz karışımı bir duygudur. Bir Mayıs akşamı kalkan bir otobüsün arkasında bıraktığı, unuttuğu ve almak için geri dönmeye tenezzül bile etmediği bir bavuldur. Otobüsün vardığı şehirde iri-yeşil gözlü bir merhabadır.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7.&lt;strong&gt;En sevdiğim bloglar&lt;/strong&gt; yaz yaz bitmez. Linklerimi güncellemeyeli uzun zaman oldu. Bir ara evden internete uzun uzun girebilir de blogger hesabımı açabilirsem güncelleyeceğim. İşte o zaman tüm sevdiğim bloglar linkerimde olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de &lt;a href="http://www.blogger.com/www.edasuner.com"&gt;Eda Suner'i &lt;/a&gt;sobeliyorummmm.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Mırıldandık&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19353840-222748800596505223?l=kendiizinisurendeli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/feeds/222748800596505223/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=19353840&amp;postID=222748800596505223&amp;isPopup=true' title='5 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/222748800596505223'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/222748800596505223'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/2007/11/nerelerdeyim.html' title='Nerelerdeyim?'/><author><name>k.i.s.d.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11365893945642028701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14700083614355643893'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19353840.post-5184319463902734621</id><published>2007-11-05T19:42:00.000+02:00</published><updated>2007-11-05T19:45:55.264+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ilham'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sanat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='resim'/><title type='text'>İlhamsız günler</title><content type='html'>Böyle iç sıkıcı bir yazı yazmayı hiç istemezdim. Okuyanların kalbine kasvet verecek, olumsuzluğa sürükleyecek kelimelerin saklanmasını dilerdim hep. Arzu ederdim ki, yazacağım zaman renklerden ibaret bir şarkının güftesi dökülsün kalemden, klavyeden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonbaharı sevmek içi kendime nedenler bulmuştum. Gökyüzü gri olsa bile güneşimi kalbimde taşıyordum. Grinin pusundan bunaldığım anlarda içimi aralayıp oradaki ışığa bakıyor, mutlu oluyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herşeyi sevmek için neden bulabilirdim. Polyanna'dan esinlenmek bir yana, hayattan zevk almak ve etrafıma neşe saçmak için bu çabayı sarf etmeye değerdi. Neden karanlık bir girdap oluşturup etrafımdaki bütün güzellikleri kara delikte yok edeyim ki? Değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok üzülüyorum sevdiklerim adına. Üzülüyorum çünkü bir kaç haftadır kendimde değilim adeta. Her zaman aklıma geliveren mutlu olma sebepleri bir süreliğine seyahate çıkmışlar. Dünya turu gibi kapsamlı olmalı bu seyahat, uzun mu uzun. Gittikleri ülkelerden bana o ülkenin diliyle yazılmış kartpostallar yollamaları için umutsuzca bekliyorum. O ülkenin diliyle edilmiş küfürler bile yazsa kartpostallarda, unutulmamış olmak adına, bekliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlham nerededir, hangi ülkededir bulsalar... Tatlı dille ikna edip, ikna olmazsa etere bulanmış bir parça bez de iş görür, getirseler... Yanıma bıraksalar... Ben ilhama sarılsam, ilham nele döndüğünü anlayamasa... Nicedir görmediğim bir dost olduğunu kendisine anlatsam, o beni uysal halde dinlerken kalkıp bir çay koysam... Sonra o bana kendini anlatsa, hangi iklimlerin hangi mevsimlerinde neler yaptığını, dünyanın dörtten fazla olan bucaklarını, gerekirse bucaktan daha ufak yerleşim birimlerini, çamurlanmış ayaklarıyla yatağa giren çiçekli pazen pijamalı çingene çocuklarını, pencere önünde kanaviçe işlerken uyuya kalan taze gelinleri, bahar festivallerinde içkiyi fazla kaçırıp mahallenin şebeğine dönen Flemenk köylülerini, fırından yeni çıkardığı mısır ekmeğinin kokusunu içine çekip gülümseyen Amerikalı çiftçi kadını, gökdelenin 18. katında puslu Manhattan manzarasına bakıp bir saniyeliğine de olsa uzakların aşkına tutulmuş olan kapitalist metropol kadınını –belki de o benim- ... anlatsa bana, ben dinlesem, sonra tualimi alsam, bir yerlerden bir kutu –açılmamış- kokusuz tiner bulsam, bezir yağı bedava olsa, yağlı boya kutum tozlanmamış, fırçalarım eskimemiş olsa... İlham içtiğim çaya karışsa... Bütün çayı fondip yapsam, ağzım kalaylı olsa...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra elime paletimi alsam, renkleri en sevdiklerimden ve hiç sevmediklerimden olmak üzere bir miktar boyayı o tuale sıksam... İsraf olmayacak kadar ölçülü miktarda boya sıkmayı çoktan beridir öğrenmiş olsam... Tuali şövaleme yerleştirip gözlerimi kapatsam... Önlüğümün cebindeki fırçalardan rastgele bir tane seçse elim.. Sonra paletten bir renk beğense fırça... Gözlerimi hiç açmadan ilhamın bana anlattığı öyküleri resmetsem... Resmederken boyalara karışıp masal ülkelerine kısa seyahatler yapsam... Seyahatlerden dönerken yanımda o diyarların yöresel tatlarını, otlarını taşısam...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra resim tamamlansa, resmi tamamlayan elim gözlerimi aralasa...Gözlerimi açtığımda uzun zamandır ilk defa bir resmi tamamlamış olmanın verdiği heyecanla uçsam... Uçsammm... uçsammmmm.....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayaller kuruyorum hala. Lakin neşesizim a dostlar. İçimde aşk-şevk kalmamış, kurumuş muyum neyim? İşyerinde bezgin Bekir, evde miskin Tekir felsefesi bana ait değil. Nereden buldum da giydim bu elbiseyi, bana göre biçilmemiş zaten, dikişi de hiç kaliteli değil. Olsa olsa ölü toprağı karışmıştır bu elbisenin yıkama suyuna. Ahhh ahh deli kafam. Ahhh.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski beni geri istiyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Mırıldandık&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19353840-5184319463902734621?l=kendiizinisurendeli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/feeds/5184319463902734621/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=19353840&amp;postID=5184319463902734621&amp;isPopup=true' title='10 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/5184319463902734621'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/5184319463902734621'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/2007/11/ilhamsz-gnler.html' title='İlhamsız günler'/><author><name>k.i.s.d.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11365893945642028701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14700083614355643893'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19353840.post-6965518472429192201</id><published>2007-11-04T12:01:00.000+02:00</published><updated>2007-11-04T12:03:51.183+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='blogger'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yasak'/><title type='text'>Yasaklar yasakçılar</title><content type='html'>İşyerinden blogger yasaklandığı için&lt;br /&gt;*Bloggera girip yazı yazamıyorum&lt;br /&gt;*Bazı blogları okuyamıyorum&lt;br /&gt;*Hiç bir bloğa yorum yazamıyorum&lt;br /&gt;*Bu yasakçı zihniyeti kınıyorum!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evden internete girmem çok zor çünkü eşim genelde çalışıyor ve bilgisayar onda oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yasakçılardan rica ediyorum, bloggerımı geri verin başka bişiy istemiyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Mırıldandık&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19353840-6965518472429192201?l=kendiizinisurendeli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/feeds/6965518472429192201/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=19353840&amp;postID=6965518472429192201&amp;isPopup=true' title='8 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/6965518472429192201'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/6965518472429192201'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/2007/11/yasaklar-yasaklar.html' title='Yasaklar yasakçılar'/><author><name>k.i.s.d.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11365893945642028701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14700083614355643893'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19353840.post-7661050342661795753</id><published>2007-10-30T11:25:00.000+02:00</published><updated>2007-10-30T11:26:29.186+02:00</updated><title type='text'>Acı</title><content type='html'>Çok üzgünüm... Hem de çok...&lt;br /&gt;Pazar akşamı gelen bir telefonla başladı herşey, eşimin yüzü asıldı, bakışları tuhaflaştı, sustu. Telefondaki dosta “Elimizden gelenin fazlasını yapalım, ne lazımsa...”  diyordu. Merakla sordum, “Ne olmuş?”. “Boşver” dedi. Üsteledim... “Bir arkadaş yaralanmış.”  “Tanıyor muyum?”  “Belki bir kere görmüşsündür, sorma başka birşey tamam mı?”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anladım ki bir kere gördüğüm biri değil. Öyle olsa itinayla saklamazdı benden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve dün akşam haberlerde öğrendim. Bundan tam 3 sene önce NYC’de kalacak bir yere ihtiyacımız olduğunda bize evinin kapılarını açan, yetmedi sabahın alaca karanlığında 45 dk mesafedeki havaalanından alıp istediğimiz saatte de Manhattan’ın göbeğine bırakan o güzel insan... Eşi sıcak sıcak poğaçalar yapmıştı. Hasret kaldığımız Türk tatları mevcuttu masada. Bizim için alışveriş yapmışlar... O güzel kahvaltı sofrasını, 2 aylık olmasına rağmen büyük adam gibi akıllı bakan bebeklerini nasıl unuturum? Yeni tanışmama rağmen hemen kaynaştığım, sabaha kadar hem tavla oynayıp hem de muhabbet ettiğimiz mert insanı... Eşinin TUS’a çalışmak için Türkiye’den yükleyip getirdiği 20 cilt kitabı nasıl unuturum? Yeni kurulmuş bir ailenin tüm neşesini barındıran o yuvayı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve TV spikeri hızlıca söyledi. Sanki alışılmış bir vaka gibi. Mayın imhası sırasında patlama olmuş, arkadaşımız ağır yaralanmış... Ben TV ekranı yerine kendi göz yaşlarımdan oluşan bir buğuya kilitlenmiş, donup kalmışken eşim odaya girdi. “Öğrendim” dedim. Malesef öğrendim. Ağır yaralıymış... Umarım tek parçadır. Umarım... Sonra eşimin çalışma odasında telefonla konuştuğunu duydum. Parçalanmış mı diyorsun? gibi cümleler çalındı kulağıma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçücük oğulları, güzel eşi gözümün önünden gitmiyor. Onlar için dualar ediyorum. Umarım iyileşir, umarım sakat kalmaz. Umarım bu başarılı ve mert arkadaşımız yeniden görevinin başına döner. Lütfen siz de dua edin. Bu acı haberleri duymak istemiyoruz artık. Canlarımızı, kardeşlerimizi, eşimizi-dostumuzu kurban vermek istemiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu acının ne kadar şiddetli olabileceğini tahmin edebiliyorum artık. Alevinden ufacık bir yalım bile bu kadar acıtıyorsa... Ateşin ortasında oturanlara Allah’tan sabır diliyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Mırıldandık&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19353840-7661050342661795753?l=kendiizinisurendeli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/feeds/7661050342661795753/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=19353840&amp;postID=7661050342661795753&amp;isPopup=true' title='12 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/7661050342661795753'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/7661050342661795753'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/2007/10/ac.html' title='Acı'/><author><name>k.i.s.d.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11365893945642028701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14700083614355643893'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19353840.post-1926512220376539804</id><published>2007-10-23T17:26:00.000+03:00</published><updated>2007-10-23T17:37:14.729+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eleştiri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='üslup'/><title type='text'>Eleştiride üslup</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.elestiri.org/"&gt;http://www.elestiri.org/&lt;/a&gt; sitesinde yazdığı üzre&lt;br /&gt;Eleştiri = Herhangi bir kişiyi, bir eseri, bir konuyu doğru ve yanlışlarını dile getirerek göstermek amacıyla yazılan kısa metinlerdir. Hedeflenen öğeyi doğru ve yanlış yönleriyle tanıtmayı amaçlayabileceği gibi, bu öğenin doğru tanıtılmasını sağlamayı ve bir değerlendirmeyi de hedef alabilir.&lt;br /&gt;--------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eleştiri özneldir, her ne kadar eleştiren kişi nesnel olmaya çabalasa da... Çünkü temelinde kişisel gözleme ve birikime dayanır. Kişi, kavram hakkındaki gözlemlerini kendi düşünce ve birikim imbiğinden damıtarak oluşturur eleştiri cümlelerini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir çok alanda eleştiriler okumuş, dinlemişizdir. Hatta pek çok kitabı okumadan, yeni bir filme gitmeden önce o kitap veya filmle ilgili eleştirilere şöyle bir göz atanlarımız vardır. Seçimlerini eleştiriler ışığında belirleyenler de vardır. Pek çok açıdan eleştiri faydalıdır diyebiliriz. Tabi değerlendirmelerin öznel olduğunu unutmadan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eleştiri sadece belli bir yapıta yönelik değildir. Yakınlarımızı, olayları, yazıları eleştiririz. Bazen kendi düşüncemize uymayanları, bazen de topluma hakim olan genel ahlak vs kurallara aykırı olanları seçer, eleştiririz. İnsanoğlunun doğasında vardır bu. Yadırganamaz. Bununla birlikte, üzerinde durulması gereken şey eleştirinin içeriğidir. Anne çocuğunu eleştirebilir, çocuğu incitecek veya güçlendirecek olan ise sözün söyleniş tarzıdır. Misal:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayşegül sokakta öğrendiği ve anlamını bilmediği kötü bir kelimeyi oyun arkadaşına sarf etmiştir. Bu durumda Ayşegül’ün annesinin iki tutumu olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tutum1:&lt;br /&gt;- Ayşegül sen ne kadar terbiyesiz, ahlaksız bir çocuk oldun böyle. Senden bir daha böyle sözler duymayayaım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa ki Ayşegül söylediği kelimenin anlamını bile bilmiyordur. Annesinin ona neden terbiyesiz dediğinin de ayırdına varamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tutum2:&lt;br /&gt;- Ayşegülcüm sen bu kelimeyi nerede öğrendin? Anlamını biliyor musun? Terbiyeli çocuklar bu sözü kullanmazlar. Çünkü arkadaşlarının üzüleceğini bilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumda Ayşegül en azından sarf ettiği ifadenin yanlış olduğunun farkına varacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişiler arası iletişimde yapılan en büyük hata, karşımızdaki insanı düzeltmeye çalışırken onun "öz benliğine" müdahale etmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Misal:&lt;br /&gt;Ahmet bey herkese güvenen, çok iyi niyetli bir insandır. Bu yüzden sık sık yakın arkadaşlarının -afedersiniz- kazıklamasına maruz kalmaktadır. Ahmet beyin eşi bu duruma çok kızmaktadır. Bir akşam eşler arasında tartışma çıkar.&lt;br /&gt;Ahmet beyin eşi:&lt;br /&gt;-Ahmet sen ne kadar saf, ne kadar aptal bir adamsın. (işte bu noktada Ahmet beyin öz benliğine müdahale edildi ve konuşma "saldırı-savunma"ya, yani kavgaya dönüştü)&lt;br /&gt;-Asıl sen öylesin. Bıktım senin dırdırından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa ki Ahmet beyin eşi şöyle deseydi:&lt;br /&gt;-Ahmetcim sen fazla iyi niyetlisin. Arkadaşların senin kadar iyi değiller. Bu yüzden hep senden faydalanıyorlar. İş işten geçince anlıyoruz herşeyi.&lt;br /&gt;- Haklısın aslında. Ne yazık ki herkese güveniyorum. Hiç kötü niyetli olabilecekleri aklıma gelmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lütfen adı Ayşegül ve Ahmet olanlar alınmasın, isimler tamamen örnek amaçlı kullanıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üslup çok önemli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saygılarımla.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Mırıldandık&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19353840-1926512220376539804?l=kendiizinisurendeli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/feeds/1926512220376539804/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=19353840&amp;postID=1926512220376539804&amp;isPopup=true' title='9 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/1926512220376539804'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/1926512220376539804'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/2007/10/eletiride-slup.html' title='Eleştiride üslup'/><author><name>k.i.s.d.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11365893945642028701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14700083614355643893'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19353840.post-7462924386792199286</id><published>2007-08-06T15:43:00.000+03:00</published><updated>2007-10-22T11:45:14.026+03:00</updated><title type='text'>Ve döndüm işte...</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;Merhaba,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;Ne güzel sözdür şu merhaba:)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;Gülümseme vardır bir kere içinde, sıcacık...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Evet, tatilden bahsedip ağızlarınızın suyunu akıtmalı mıyım? İçtenlikle söylemeliyim ki çok güzel bir tatil geçirdim, kısa ama öz bir tatildi. Hele de benim gibi haldır huldur gezeyim, köşe bucak göreyim, güneşin altında yatmayayım bayar beni diyenlerden iseniz muhtemelen bu yazıyı okumak çok hoşunuza gidecek.&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;Bu tatilin kafamda yaktığı bir de ışık var, dijital SLR bir fotoğraf makinası istiyorum en zoomlusundan, en makrolusundan hem de... Yetmiyor bizim Canon Powershot G3, emektar 3,5 senelik makinam. Patron bana zam yap, ehehhe:)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;İstanbul'dan yola çıktığımızda istikamet Küçükkuyu idi tabii ki, ama oraya ulaşmak için kullanabileceğimiz 2 güzergah vardı. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;1- Tekirdağ-Çanakkale üzerinden&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;2- Bursa- Balıkesir üzerinden &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;Gidişte ilk güzergahı tercih ettik. Tekirdağ'dan hızlıca geçip Gelibolu'na vardığımızda mola verdik. Gelibolu küçük bir ilçe, orayı bizim için önemli kılan ise tabii ki ecdadımız. Gelibolu'nda eşyalarımızı otele bıraktıktan sonra iskele meydanındaki turizm bürosundan ayrıntılı harita aldık. Haritadaki noktalara ziyaretlerimizi kendi aracımızla gerçekleştirmeye kararlı, yola çıktık. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;Gelibolu 1 günde tam anlamıyla gezilebilir. Gerçekten çok yoğun atmosferi olan bir bölge. Yanınızda bölgeyi ve anlatılanları iyi bilen birisi olması çok iyi olur, biz bir dahaki sefere daha çok kitap okumuş bir şekilde tekrar gezmeyi planlıyoruz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;Tüm yarımada Tarihi Milli Park statüsünde koruma altına alındığı için bakir kalmış, çok iyi bakılmış, temiz tutularak betonlaşmaya karşı ayakta kalmış. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;İlk durağımız Akbaş Şehitliği idi, şehitlik kitabesini aşağıdaki fotoğrafta görebilirsiniz. Bu bölge çok hüzün vericiydi, durup dururken insanın gözleri nemlenebiliyor, çok iç burkucu... Issızlığın ortasında, ay çiçeklerinin ve dağların gölgesinde yatan ve yaşları 25i bulmayan atalarımıza karşı saygıda kusur etmemek için adeta ayaklarımızın ucuna basarak yürüyoruz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5095570991258919906" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_BmQKdXOJ25A/Rrca0a3F4-I/AAAAAAAAABs/IEyfdd1lhXw/s320/Tatil_2007+010.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5095571708518458354" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_BmQKdXOJ25A/RrcbeK3F4_I/AAAAAAAAAB0/gJuybGdAINg/s320/Tatil_2007+008.jpg" border="0" /&gt; Şehitlikte yüreğimi bırakıp Çanakkale savaşı sırasında Atamızın karargah olarak kullandığı evin bulunduğu Bigalı Köyü'ne doğru yol alıyoruz. Yollar daracık, ıssız. Cırcır böcekleri ve değişik kuşlar eşlik ediyor yolculuğumuza. Köye vardığımızda farklı bir köy portresi ile karşılaşıyoruz. Bütün evler Türk bayraklarıyla süslü, yollar tertemiz. İnsanların her zamanki gibi gülümsüyor yüzleri. Atatürk evi yazan tabela yolumuzu bulmamıza yardımcı oluyor. Bu mütevazi köy evini fotoğraflıyoruz sakince. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_BmQKdXOJ25A/RrccgK3F5AI/AAAAAAAAAB8/jARZXtREOOU/s1600-h/Tatil_2007+019.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5095572842389824514" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_BmQKdXOJ25A/RrccgK3F5AI/AAAAAAAAAB8/jARZXtREOOU/s320/Tatil_2007+019.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_BmQKdXOJ25A/Rrccxa3F5CI/AAAAAAAAACM/AsZtv0Rkvus/s1600-h/Tatil_2007+024.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5095573138742567970" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_BmQKdXOJ25A/Rrccxa3F5CI/AAAAAAAAACM/AsZtv0Rkvus/s320/Tatil_2007+024.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_BmQKdXOJ25A/Rrccxa3F5CI/AAAAAAAAACM/AsZtv0Rkvus/s1600-h/Tatil_2007+024.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_BmQKdXOJ25A/Rrccxa3F5CI/AAAAAAAAACM/AsZtv0Rkvus/s1600-h/Tatil_2007+024.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;Köyden çıktıktan sonra Anafartalar'a yöneldik. Büyük Anafartalar köyünü geçtikten sonra kendimizi Anzak Koyu- Arıburnu yarlarına giden yolda bulduk. Anzak Koyu ve civarında çok sayıda ANZAK kabri bulunuyor. Anzak koyunda denizde taş sektiren kişi benim:)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;Anzak koyu küçük bir yer değil, oldukça uzun bir sahil şeridi var. Güneşin batışını izlemek için çok dokunaklı bir mekan. Belki taşları eşelesek aralarından mermi, kemik çıkabilir, ürperiyoruz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;Anzak koyundan ilerleyip yolun bittiği yerde soldaki rampadan tırmanmaya başladığımızda sırasıyla Kanlısırt, 57. Alay Şehitliği ve Arıburnu yarlarına varıyoruz. Arıburnu mevkii Çanakkale Savaşı'nın en kanlı çarpışmalarının yaşandığı bölgelerden birisi, Conkbayırı'na yakın... Mustafa Kemal'in 57. Alay'a "Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum." dediği bölge de tam burası işte.&lt;/span&gt; &lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5095582493181338722" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_BmQKdXOJ25A/RrclR63F5GI/AAAAAAAAACs/OxjIiOiltxk/s320/Tatil_2007+077.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5095582317087679570" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_BmQKdXOJ25A/RrclHq3F5FI/AAAAAAAAACk/Ne6Bje8zHcU/s320/Tatil_2007+071.jpg" border="0" /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5095582093749380162" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_BmQKdXOJ25A/Rrck6q3F5EI/AAAAAAAAACc/mBbBgtPZCus/s320/Tatil_2007+064.jpg" border="0" /&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;Mehmet Çavuş anıtı, diğer şehitlikler, Kırmızı Tepedeki siperler ve top mevzileri... Gün batımına kadar görebildiğimiz yerler bunlarla sınırlı kaldı malesef. Bir de Kabatepe'den günbatımını izledik. Hüzünlü hüzünlü yarımadaya baktık, tarihin tozlu sayfalarında eskimeye terkedilmiş eskimeyenlere baktık, baktık... Başka bir yer orası, mutlaka gidilip görülmesi gereken yerlerden... Gelibolu'nun güneyine gidip Büyük Şehitliği göremedik. Bir sonraki ziyaretimizin daha kapsamlı olacağı şimdiden aşikar.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;Seyahatin diğer safhaları da sonraki günlerde peyderpey yayımlanacaktır. Şimdilik iyi okumalar:)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Mırıldandık&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19353840-7462924386792199286?l=kendiizinisurendeli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/feeds/7462924386792199286/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=19353840&amp;postID=7462924386792199286&amp;isPopup=true' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/7462924386792199286'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/7462924386792199286'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/2007/08/ve-dndm-ite.html' title='Ve döndüm işte...'/><author><name>k.i.s.d.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11365893945642028701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14700083614355643893'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_BmQKdXOJ25A/Rrca0a3F4-I/AAAAAAAAABs/IEyfdd1lhXw/s72-c/Tatil_2007+010.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19353840.post-6056014326454626429</id><published>2007-08-08T08:22:00.000+03:00</published><updated>2007-10-22T11:43:59.507+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yazgara'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kaz dağı jeep safari'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yeşilyurt'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kaz dağı milli park'/><title type='text'>Gezi - 4. bölüm (Kaz Dağı safari)</title><content type='html'>O sabah erken uyanmak için pek bi nedenimiz yoktu,biz de biraz daha uyuyup 8de kalktık. Önce pansiyonda kahvaltımızı yaptık, sonra Altınoluk'tan kameraya mini DV aldık, sonra da Avcılar köyünün girişindeki Jeep Safari araçlarına ulaştık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rehberimiz Necati amca 57 yaşında ve yörenin yerlisi. Bize güzel birer çay ısmarladı ve belki bir kaç kişi daha dahil olur bize diye beklemeye başladık. Bekledik çünkü Jeep ile dağı turlamak 180 YTL. Eğer grup kalabalıksa - mesela 7 kişi ise kişi başı daha uygun oluyor haliyle. Beklerken geziyi 2 kişi yapmanın daha zevkli olacağını düşündük. Böylece durmak istediğimiz her yerde durabilir ve her yerde istediğimiz kadar kalabilirdik. Ve daha fazla beklemeden hadi dedik, Necati abi, götür bizi dağlara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jeep Safari, Kaz Dağı Milli parkının Altınoluk tarafında kalan bölümünü gezmek için ideal. Kaz Dağı milli parkının 2 ana girişi var, birisi Altınoluk'a bağlı Avcılar Köyünü geçtikten sonra oldukça tepede, diğer giriş ise Güre civarında, Mehmetalan köyünü geçtikten sonra sizi bekliyor.&lt;br /&gt;Mehmetalan köyü tarafındaki girişten kendi aracınızla girip gezmeniz mümkün, çünkü yol asfalt ve düzgün. Bu girişten girerken maksimum 2 araç başına bir rehber almak zorundasınız çünkü dağda rehbersiz gezmek yasak. Rehber almak çok da faydalı çünkü rehberler yerel halktan ve dağları çok iyi biliyorlar. Çok güzel anlatıları var. Rehber ücreti 40 YTL, milli parka giriş de araç başına 20 YTL. Yaya girip yürüyüş yapmak isterseniz kişi başı 4 YTL vermeniz gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer giriş ise, yani bizim Jeep Safari münasebetiyle kullandığımız giriş, işte buradan özel aracınız arazi aracı değil ise girmek pek akıl karı değil. Çünkü çok bozuk, toprak ve de çoğu zaman taşlı-kayalı takır tukur ötesi bir yol burası. Üstelik dar ve keskin virajlı, dolambaçlı hem de. Tabela da pek olmadığından, rehbersiz kaybolmaya uygun. Necati amca, bu yolun zamanında ormandan yaşlı ağaçları kesen ve tomruk olarak taşıyan araç-kamyonlar için yapıldığını ve hatta kendisinin de bu yol yapım faaliyetine iştirak ettiğini anlatıyor. Yoksa diyor, kim gelecek de bu dağlara yol yapacak. Gerçekten de dağlar.... 1700 metreye kadar çıkacağız bugün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yola koyuluyoruz. Avcılar köyünü de geride bıraktıktan sonra bozuk yol başlıyor. Eşimle ben jipin arkasındayız, hoplaya zıplaya tırmanışa geçiyoruz aracın terkisinde:) Necati amca çok iyi araç kullanıyor, zaten ilerleyen saatlerde kendisinin uzun yıllar boyunca kamyonculuk yaptığını öğreniyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5096203554042275298" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_BmQKdXOJ25A/RrlaIa3F5eI/AAAAAAAAAFo/jxgcoWWFGtM/s320/Tatil_2007+217.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5096204043668547058" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_BmQKdXOJ25A/Rrlak63F5fI/AAAAAAAAAFw/XpYx5QopWW8/s320/Tatil_2007+223.jpg" border="0" /&gt;Burası da Milli Park'ın girişi. Girişi hemen arkasındaki yer, daha doğrusu üstteki fotoğrafı çeken kişinin (ben) durduğu yer muhteşem bir manzaraya sahip. Yüksek bir uçurumdan Altınoluk, körfez ve ormanlar kuşbakışı görülüyor. Havada misss gibi bir çam kokusu var, içimize çeke çeke unutulmaz kokular deposuna hapsetmeye çalışıyoruz bu kokuyu. Parkın sınırlarına girdikte sonra 17 kmlik bir tırmanış bizi bekliyor. İki yanda kızılçam - yavaş yavaş akçama dönen ormanlar... ilk defa gördüğümüz değişik sarmaşıklar var. Hava çok temiz, ciğerlerimiz şenlik havasına bürünüyor. Çam kokusu ile sarhoş olabilirim, o kadar güzel ki. Adeta tenimin gitgide berraklaştığını, oksijenle temizlendiğini hissediyorum. Serin bir rüzgar ağaçların arasından çıkıp çıkıp saçlarımı uçuşturuyor. Üşüyüp sweat-shirtlerimizi giyiyoruz. Tırmanırken Necati amca, Bergüzar Korel'e jip kullanmayı kendisinin öğrettiğini söylüyor. Rahmetli Tanju Korel ile burada dizi çekiyorlardı, Zeytin Dalı... diyor. Bergüzar'a ben öğrettim araba kullanmayı... &lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5096205684346054162" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_BmQKdXOJ25A/RrlcEa3F5hI/AAAAAAAAAGA/mEBpAkqdCCE/s320/Tatil_2007+225.jpg" border="0" /&gt;&lt;/p&gt;1300 metre civarında yangın gözetleme kulübesi var. Bu keçi, çocuğu ve eşiyle birlikte kulübenin ahırında yaşıyor. Keçi ailesinin bütün üyeleri karbeyazı. Lekesiz bir beyazlık... Sanki İda'nın mitolojik hayvanları gibiler... Kulübenin çatısına çıktığımızda, hem yoğun oksijenden hem de manzaranın bükemmelliğinden gözlerimiz yaşarıyor. Burada yaşayanlar ne kadar şanslı...&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5096206251281737250" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_BmQKdXOJ25A/Rrlcla3F5iI/AAAAAAAAAGI/NW11DzpX7Eg/s320/Tatil_2007+226.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Sevinçten mi delilikten mi, ben de böyle zıplıyorum işte:) &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yola devam, bir sonraki durak Padişah Pınarı mevkii. Burada bol zeytinyağlı soğan-domates salatası eşliğinde çok güzel alabalıklar yiyoruz. Alabalıklar gözümüzün önünde tutuldu, tazeliğinden o kadar eminiz yani. Bu mevkide hava gerçekten serin, keşke diyorum polar mont alsaymışım yanıma. Sonra sırt çantasındaki hırkayı hatırlatıyor eşim, hemen çıkarıp giyiyorum. Dizlerimin titremesine nasıl mani olacağım peki:)&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5096207883369309762" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_BmQKdXOJ25A/RrleEa3F5kI/AAAAAAAAAGY/pbf9Sei0zhg/s320/Tatil_2007+239.jpg" border="0" /&gt;&lt;/p&gt;Karnımızı doyurup,güzel çaylar içtikten sonra padişah pınarını geride bırakarak Dereçatı meviine doğru yol alıyoruz. Dereçatı, yaklaşık 50 metrelik bir rampayı yürüyerek inmeniz gereken bir yerde. Buraya inerken mutlaka mayonuzu ve havlunuzu alın çünkü içilebilir su niteliğinde suya sahip gölcükler var. Su soğuk olmasına soğuk tabii. Necati abi, her sene Antalya Akdeniz Ünv.de görevli hekimlerin buraya geldiklerini, yüzdüklerini ve bu aktiviteyi "anjiyo oluyoruz burada" sözleriyle ifade ettiklerini söylüyor. Kuş sesleri, şelaleden dökülen suyun çağıltısı, mis gibi kokular eşliğinde kayalardan inip ana gölete yanaşıyoruz. İlk önce ayakkabıları çıkarıp kalite kontrol yapıyoruz, suya değil ayaklara:) Acaba dayanabilirler mi diye. Bu su, 2 gün önce "Burada yüzemem" dediğim pınardan daha ılık. Yani yine soğuk ama daha az soğuk. Soyunmak için kabin de mevcut. Mayolarımızı giyip yavaş yavaş suya giriyoruz. Hafif hafif üşüyerek bu iş olmaz diyip, en sonunda balıklama dalıyoruz. Başım dışında sudayım, başımı sokamıyorum ilginç bir şekilde üşüyorum çünkü başımı daldırdığımda. Su o kadar temiz ki içini net olarak görebiliyorsunuz. Balıklar geçiyor ayaklarımızın altından. Yarım saat kadar ıslandıktan sonra çıkıp fotoğraf çekiyoruz. Mekan çok güzel, insan saatlerce kalıp hiç bıkmaz buradan. &lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5096210559133935186" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_BmQKdXOJ25A/RrlggK3F5lI/AAAAAAAAAGg/t63PmHGZJRc/s320/Tatil_2007+246.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5097027659482130482" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_BmQKdXOJ25A/RrxHpq3F6DI/AAAAAAAAAKQ/wZsHGQ_ITD4/s320/Tatil_2007+257.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5096211134659552866" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_BmQKdXOJ25A/RrlhBq3F5mI/AAAAAAAAAGo/l4zQa5mwMac/s320/Tatil_2007+255.jpg" border="0" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Buradan sıkılmak mümkün değil, ancak akşam olmasına az bir süre kaldı. O nedenle ister istemez aracımıza dönüyoruz. Bir sonraki durağımız Şahinderesi Kanyonu. Şahinderesi Kanyonu Kaz Dağının bol oksijenli havasını Altınoluk'a taşıyan bir baca adeta. Sahilden içeriye doğru uzunluğu 17 km, derinliği 600 m. olan bu kanyonun en geniş yeri de 2 km açıklığında. Kanyonu yukarıdan inmek oldukça tehlikeliymiş, rehberimiz geçtiğimiz sene bir kaç ölümün yaşandığını söylüyor. Kayalara oturup kanyonun azametini, oksijeni, kuşları ve dinginliği seyre dalıyoruz. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5096212049487586930" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_BmQKdXOJ25A/Rrlh263F5nI/AAAAAAAAAGw/3kPZP21Nnbc/s320/Tatil_2007+266.jpg" border="0" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5096212285710788226" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_BmQKdXOJ25A/RrliEq3F5oI/AAAAAAAAAG4/ALU72pTciB4/s320/Tatil_2007+270.jpg" border="0" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve tekrar başlangıç noktamıza yöneliyoruz, yolda Ağlayan Çam'ı da görüyoruz. Ağlayan Çam sürekli dibi nemli olmasından halk arasında bu isimle anılır olmuş. Necati amca, "Bir su kaynağının üstündedir, kim bilir?" diyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Akşam 7de ilk başladığımız noktadayız tekrar. Aynı noktadayız ama aynı bedenlere sahip değiliz artık. Hücrelerimizdeki bütün kirleri yukarda dağda, göletlerde bırakıp yepyeni birer bedenle dönüyoruz kente. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve acıkmışız, akşam yemeğini ne yapsak diye düşünürken Yeşilyurt (Çetmi) Köyü geliyor aklımıza, hadi gidip keşif yapalım.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yeşilyurt köyü harika bir yer, eski Rum evleri var, taştan. Mübadele sırasında boşaltılan evlere daha sonra Türkmenler yerleşmiş. Zamanla yıkık dökük olan diğer binalar da İstanbul'dan kaçan işletmeciler tarafından restore edilerek butik otel veya restoran haline getirilmiş. Fotoğraf çekerek ilerlerken Yazgara isimli bir restorana rastlıyoruz. Menüsü dışarda, gözlemeler, zeytinyağlılar, dağ otları, mantı yazıyor. Hadi burada yemek yiyelim. &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5096214171201431186" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_BmQKdXOJ25A/Rrljya3F5pI/AAAAAAAAAHA/m-iH9gr4mXw/s320/Tatil_2007+276.jpg" border="0" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5096214403129665186" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_BmQKdXOJ25A/Rrlj_63F5qI/AAAAAAAAAHI/5h6_zFK1PDI/s320/Tatil_2007+282.jpg" border="0" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mantı sipariş veriyor ve oturduğumuz terası inceliyoruz. Bir yanda baharatlardan yapılmış özgün kolye ve küpeler var. Duvarlarda suluboye resimler... Bir şömine var, bakır bir tepsi... iki adet koltuk. Hem sade, hem de masalsı. Hayallerimdeki terası hayata geçirmişler diyorum eşime. İşte burası, benim hayallerimdeki küçük ve huzurlu teras. Yalnız, duvarların rengini sevmiyorum kahverengi duvarlar. Bir restoran için mantıklı çünkü hızı tetikler kahverengi. Ama benim terasım beyaz olmalı, kırık bir beyaz...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mantı geldi, sunumu o kadar şık ki. Sonra da çaylar... Çift olduğumuz için ikimizin çayını aynı tabağa koymuşlar:) Taze çiçeklerle süslüydü gelen her tabak. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Fiyatlar da çok makuldü. Mutlaka uğrayın derim. &lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5096215403857045170" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_BmQKdXOJ25A/Rrlk6K3F5rI/AAAAAAAAAHQ/M6E5x9YsbAw/s320/Tatil_2007+298.jpg" border="0" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5096216030922270418" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_BmQKdXOJ25A/Rrlleq3F5tI/AAAAAAAAAHg/o2WPJhJGOpw/s320/Tatil_2007+290.jpg" border="0" /&gt;Gezi yazıları devam edecek. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Mırıldandık&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19353840-6056014326454626429?l=kendiizinisurendeli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/feeds/6056014326454626429/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=19353840&amp;postID=6056014326454626429&amp;isPopup=true' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/6056014326454626429'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/6056014326454626429'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/2007/08/gezi-4-blm-kaz-da-safari.html' title='Gezi - 4. bölüm (Kaz Dağı safari)'/><author><name>k.i.s.d.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11365893945642028701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14700083614355643893'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_BmQKdXOJ25A/RrlaIa3F5eI/AAAAAAAAAFo/jxgcoWWFGtM/s72-c/Tatil_2007+217.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19353840.post-6993810164703770136</id><published>2007-10-19T10:33:00.000+03:00</published><updated>2007-10-19T16:40:50.510+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='misafir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='terör'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dekorasyon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güzel linkler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çay saati'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ev tamiri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mutfak dolabı'/><title type='text'>2 konu vardı 3 oldu</title><content type='html'>Aslında bu yazının ana teması akşam çaya gelecek olan misafirler ve 4 yaşındaki çok sevimli oğluşlarıydı, lakin internet dünyasında yelkenlerini rüzgarla doldurmuş hızla yol alan k.i.s.d sabah turlarını yaparken kendine bir konu daha buluverdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Misafirlere kısaca değinmeli yine de. Bu aralar hayat çok hızlı akıp gidiyor. Gün geçmiyor ki eşim yeni bir ödev veya projeyle eve dönmesin. Zaten bu günleri öngörerek IKEA yardımıyla oluşturulmuş olan çalışma odası evde en çok vakit geçirilen bölüm ünvanını yatak odasına kaptırmamakta oldukça ısrarlı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;(Bir yorum geldi paylaşmam lazım. Çok kızdım gerçekten. Hakikaten acaip insanlar var dünyada. Bir şey diyosun bari adını yaz, anonim...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#993399;"&gt;Anonymous dedi ki...&lt;br /&gt;çalışma odanızdan önce vakit geçirdiğinizin en fazla yerin yatak odası olduğunu ima etmişsinzi.ya sizde utanma da yok haya da.çok salaksın gerçekten&lt;br /&gt;October 19, 2007 3:03 PM&lt;/span&gt;&lt;a title="Yorumu Sil" style="BORDER-TOP-STYLE: none; BORDER-RIGHT-STYLE: none; BORDER-LEFT-STYLE: none; BORDER-BOTTOM-STYLE: none" onclick="'window.open(this.href," href="https://www.blogger.com/delete-comment.g?blogID=19353840&amp;amp;postID=8367552311818369188" height="370,width="&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;span style="color:#993399;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;span style="color:#993399;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;k.i.s.d: Matematiksel bir hesap yaparak yazmıştım aslında. İkimiz de çalışıyoruz. Haliyle günün 11 saatinde yolda veya işte oluyoruz. Eve 13 saat kaldı. Benim 2 saatim net mutfakta geçiyor. 7 saat uyuyorum. Geriye kaç saat kaldı=4. O da oturma odasında geçiyor. Tabi eşim 5 saat falan uyuyor ve mutfakta ortalama 45 dk. geçiriyor. Kalan tüm vakti çalışma odasında geçiyor. Yani buraya da bu açıklamayı yazdırdın bana inanamıyorum. Benim kendi adıma evde en çok zamanım yatak odasında uyuyarak geçiyor. Eşimin ise çalışma odasında... Ve malesef bu yorumu yazan kişinin kafasını bu şekilde düşünmeye programlamış olan nedir bilmiyorum... Sözün bittiği yer işte burası. Lanet olsun!!!!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Evimize prezentasyon kumandasından bilgisayar-TV ara ses kablosuna kadar hayatımda ilk defa duyup gördüklerim kümesine ait olan ne varsa hücum ediyor. Mecidiyeköy’e her yolu düştüğünde eşim eve başka bir teknoloji satıcısı firmanın torbalarıyla dönüyor ve “ben” bu duruma hiç şaşırmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu temponun arasında k.i.s.d isimli ev sakininin payına -zaten mesleğinin gereği yapması gereken- lojistik destek ve hizmet faaliyetleri düşüyor. Kesinlikle şikayetçi değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Misafirlere değinecektim konu nerelere geldi. İşte bu temponun ara sıra durulması adına eş-dost-arkadaş-kardeş grubundan birilerinin eve gelmesi benim için hoş bir değişiklik oluyor. Her ne kadar “Lojistik destek ve hizmet elemanı” olarak yine bir sürü sorumluluk altına girecek olsam da iki çift laf edecek, güleryüz görecek olmak hizmetin külfetini azaltıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun zamandır bizi ziyaret etmek isteyen arkadaşlarımız bu akşam evimizi şereflendirecekler. Bir çay daveti ayarladık ve hatta sadece çay demlemeyi bile düşünmedim değil. Ancak biz onlara sadece kahve içmeye gittiğimizi sandığımız bir akşam kızcağızın çalışan bir hanım olmasına rağmen tabir yerindeyse “döktürmüş” olması benim “sadece çay plan”ımı projelendirilme aşamasındayken fizibilite eksikliği nedeniyle rafa kaldırmama neden oldu. Neyse ki artık eve 18:10 gibi ulaşabiliyorum, zamanım bollaştı. Dün, akşam yemeğini yerken bir yandan da ne yapabilirim diye düşündüm. Yemek yemeden gelecekler ve çay menüsünde&lt;br /&gt;*bir tuzlu&lt;br /&gt;*bir salata&lt;br /&gt;*bir tatlı şey olması ideal olurdu. Bu durumda en sevdiklerim klasöründen şunları seçtim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Portakal ağacından “&lt;a href="http://www.portakalagaci.com/oburcuk/2004/03/minik_lahmacunl.html"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Minik Lahmacunlar&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;”&lt;br /&gt;2- Gelinciklerdeki “&lt;a href="http://gelincikler.blogspot.com/2005/10/denemeler.html"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Yeşil Mercimekli Buğday Salatası&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;”&lt;br /&gt;3- Ufuk'ta Mutfaktan öğrendiğim “&lt;a href="http://ufukmutfakta.blogspot.com/2007/09/frambuazli-cheesecake.html"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Frambuazlı Parça Çikolatalı Cheesecake&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cheesecakei dün akşam hazırladım. Daha önce bir kere denediğim için tadı konusunda içim rahattı. Bu tarif incelediğim New York tarzı olmayan cheesecake tarifleri arasında en çok beğendiğim tarif. Ve tad olarak hem yeni dünyada hem de burada yediklerime çok benziyor. Nam-ı diğer “Peynirli kek”i hazırlarken bir yandan da buğday salatası için buğday ve yeşil mercimek haşladım. Sularını süzüp karıştırıp soğutup onları da buzdolabına kaldırdım. Minik lahmacunlar için gerekli olan kıymayı buzluktan dolabın alt kısmına indirdim. Kıyma akşama kadar yavaş yavaş çözülecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu akşam yapılmayı bekleyenler:&lt;br /&gt;1-Peynirli kekin sosu (yarısına frambuaz diğer yarısına çikolatalı sos yapacağım ve böylece frambuaz sevmeyenler üzülmeyecek)&lt;br /&gt;2-Buğday salatasına kornişon turşu, salatalık, yeşil soğan, maydonoz ve nane doğranacak. Limon, sızma, nar ekşisi, tuz, karabiber ve kimyon eklenecek.&lt;br /&gt;3-Minik lahmacunlar hazırlanacak. (Tahminen 30 dk alır)&lt;br /&gt;4-Çay demlenecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;67 metrekareden müteşekkil evimizi süpürmek aşağı yukarı 10 dk sürdüğü için bu kısmı iş listesine bile koymuyorum:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, bu laf bolluğunu günlerdir ne evde ne de ofiste canı istediğince konuşamayan bir deli kız olmama verin lütfen :) Taşınma sürecinde evimizde büyük bir tadilat yaptırmak zorunda kalmıştık. Bina çok eskiydi, mutfak çok yıpranmıştı. Özellikle mutfak ve salon epeyce uğraştırmıştı. Mutfağın mobilyasını önce Koçtaş’tan almaya karar vermiştik. Sonra Koçtaş’ın “Dolabın montajından önce ev sahibinin yapması gerekenler “ listesi ile karşılaşınca dolabı teslim almadan iade ettik. Dolabın monte edileceği yüzey dümdüz olmalıydı, sıvası boyası yapılmalıydı, tesisat sorunu olmamalıydı ve en erken 10 gün sonra takabilirlerdi. Neyse, bunun sonunda eşim ve montaj işlerinden anlayan bir arkadaşı Dudullu’daki bir mutfak dolapçısından yapılmış ama satılmamış bir mutfak dolabı buldular, dolaba bir kaç ekleme yaptırarak çok uygun bir fiyata satın aldılar. Dolabı bir kamyonet bulmak suretiyle eve taşıdılar ve bir matkap yardımıyla duvara monte ettiler. Olayın aslında ne kadar basit olduğu da bu noktada anlaşıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sabah, “günlük internete göz atma safhasında” çok hoşuma giden ve bunca zamandır farkına varamadığıma hayıflandığım bir “proje-kitap”a rastladım. &lt;span style="color:#993399;"&gt;&lt;strong&gt;Kitap :&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://store.apartmenttherapy.com/viewitem/books/at"&gt;&lt;span style="color:#993399;"&gt;&lt;strong&gt;Bu&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; &lt;/a&gt;ve işte &lt;a href="http://www.apartmenttherapy.com/book"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;Proje&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;. Evinizin donanımında çözülmesi gereken sorunları belirlemenizi ve 8 haftalık bir sürede bu sorunları aşama aşama çözmenizi sağlayan bir proje bu. Her haftanın bir konusu ve ödevleri var. Projenin websitesinde insanlar birbirleriyle yardımlaşabiliyor, görüş alışverişinde bulunuyorlar. Ayrıca projeye katılan çoğu kimse kendi websitesinden yaptıklarını yayınlıyor. Böylece bir sürü güzel fikir ediniyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece dekorasyon konusuyla bunu kısıtlamak istemem. Çocuk eğitiminden mutfakta uzmanlaşmaya kadar bir çok konuda bu tarz toplu ve kendinden itkili eğitimler-kitaplar-projeler olsa çok faydalı olurdu. Bloglar bu toplumsal proje için çok güzel zemin oluşturuyor. Eskiden de komşu teyzeler ekibi varmış değil mi? Gerçi bizim evde gün falan hiç olmazdı. Annem yalnız kalıp kitap okumayı veya arkadaşlarıyla dışarıda buluşmayı tercih ettiğinden komşu teyze kavramından bi-haberim. Eşimin annesinin komşuları bu konudaki bilgisizliğimi gidermemde yardımcı oldular. Ne var ki o kadar iç-içe olmayı da ben kabullenemedim. “Anasına bak kızını al” sözünü boşuna söylememişler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaklaşık bir aydır takip ettiğim bir blog var. Flip This (&lt;a href="http://dayataglance.blogspot.com/"&gt;http://dayataglance.blogspot.com/&lt;/a&gt;) rumuzuyla yazan bir arkadaş, San Fransisco’da yeni taşındığı evi kendi el emeğiyle onardı ve boyadı. Onu okurken çok mutlu oluyorum. Her odayı projelendirmesini, o odada yaptığı çalışmada kullandığı malzemeleri yazmasını, önce-sonra fotoğrafları koymasını.. o kadar iş arasında internete emek vermesini çok takdir ediyorum. Üniversitedeki son senemde yaşadığım evi bir dostumla boyamıştık, hep o günü hatırlıyorum. Bir de büyükbabam geliyor aklıma. Büyükbabamın babası usta bir marangozmuş. Büyükbabamın da elinden her ağaç işi gelir. Senelerden bir sene, ben 11 yaşında falanım, büyükbabamlarla yaylaya gitmiştik. 2 katlı eski ahşap bir ev tutulmuştu 3 ay için. O evi büyükbabam 3 haftada tamir etmişti. Eve tahtalarla döndüğü günlerde çok seviniyorduk. Onunla birlikte biz de çakıyor boyuyorduk. Böyle bir tamiri kendi kendimize yaptığımız için gururlanıyorduk belki. Emek vermek, alın teri dökmek bu yüzden kutsal olsa gerek. Kendi emeğinin ekmeği daha bir lezzetli geliyor insana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii bu internet faaliyetinden bahsetmişken &lt;a href="http://www.apartmenttherapy.com/"&gt;http://www.apartmenttherapy.com/&lt;/a&gt; linkini vermeden olmaz. Bakın, içiniz açılsın, dünyanız renklensin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün kendi kendime sordum: “&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Neden hiç gündeme ilişkin yazmıyorsun&lt;/span&gt;?”. Düşündüm, hakikaten oturup terör konusunda sayfalarca yazabilirim. Bununla birlikte yazdıklarım duygusal rahatlamadan başka bir şey sağlamaz. Konunun uzmanı olmak isterdim. Söylenecek çok şey olurdu o zaman. Tek diyebileceğim, dün akşam Kurtlar Vadisi-Terör dizisini izlerken ağladım. Beyni yıkanmış vatan evlatları için ne yapabiliriz diye düşündüm ve bir şey bulamadım. Beyni yıkanmış bir insanla nasıl konuşulabileceği konusunda zihnimde şimşek çakmadı. Ve anladım ki, ben bu konulardan bahsetmiyorum çünkü bu şekilde kaçıyorum. Sorunu çözemediğim için sorun yokmuş gibi davranıyorum. Oysa ki acı yanı başımızda. O dağlarda günlerce terörist peşinde koşmuş, yanı başında tanıdıkları ölmüş insanlarla 2 sene önce aynı sofrada yemek yiyen bendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürtlerin bağımsız bir Kürdistan’da Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşadıkları özgürlüğü bulamayacaklarını tahmin ediyorum. Bugün İstanbul’da 1 milyondan fazla Kürt vatandaşımız var. Ne güzel hep beraber yaşayıp gidiyoruz. Gitsinler, şehri kirletiyorlar, suç oranı arttı diyor muyuz? Kovuyor muyuz? ABD denen, kendini terör karşıtı sanan ülkede zencilere yapılan muameleyi mi yapıyoruz? New Orleans’ta unutulan, selin ve yıkımın getirdiği acıyla kendi kendilerine başa çıkmaları beklenen halkın yaşadıklarının aksine güneydoğuda sel olduğunda yardım etmedik mi? Ayrımcılığı kim yapıyor gerçekten görülsün isterdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir arkadaşım var. Van’da hekimlik yapıyor. Bayan. Gittiğinde ilk heves Kürtçe öğrenmeye başlamıştı. Başına gelen bir çok olay onun bakış açısını değiştireyazdı, umutlarını epeyce hırpaladı. Bu olaylardan birisini aktaracağım: Bir gün bir kadın hasta ile eşi muayeneye geliyorlar. Kadının sancısı varmış, arkadaşım sancı hakkında teşhis amaçlı sorular soruyor. Kadın da Türkçe yanıt veriyor. Sonra kadının eşi Kürtçe kızıyor kadıncağıza ve o saniyeden sonra kadınla arkadaşım arasındaki ilişki adam üzerinden kuruluyor. Hasta ve eşi odadan çıktıktan sonra arkadaşım Kürtçe bilen hemşireye adamın ne dediğini soruyor. Adam eşine demiş ki: “Bir daha Türkçe konuşursan kemiklerini kırarım”. Ne acı değil mi? Bir yanda Kürtçe öğrenmeye can atan bir hekim, sırf yardım etmek için... Diğer yanda uzatılan eli istemeyen bir tavır. Bu çok acıtıcı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazı çok uzadı ve derinleşti. Bu kadar derinden su yüzüne çıkamayıp vurgun yemekten korktuğum için yazıyı burada kesiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Mırıldandık&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19353840-6993810164703770136?l=kendiizinisurendeli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/feeds/6993810164703770136/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=19353840&amp;postID=6993810164703770136&amp;isPopup=true' title='10 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/6993810164703770136'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/6993810164703770136'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/2007/10/2-konu-vard-3-oldu.html' title='2 konu vardı 3 oldu'/><author><name>k.i.s.d.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11365893945642028701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14700083614355643893'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19353840.post-8434156106885763776</id><published>2007-10-19T14:55:00.000+03:00</published><updated>2007-10-19T14:56:30.110+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dekorasyon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='vazo'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div&gt;Bi de &lt;a href="http://www.sfgate.com/cgi-bin/object/article?o=2&amp;amp;f=/c/a/2007/10/17/HOUKSIIMJ.DTL"&gt;bu &lt;/a&gt;vazolar çok güzel:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5123015388815258066" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_BmQKdXOJ25A/RxibWm0xcdI/AAAAAAAAANQ/fAvLtOt3y_4/s320/10-18-chron.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Mırıldandık&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19353840-8434156106885763776?l=kendiizinisurendeli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/feeds/8434156106885763776/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=19353840&amp;postID=8434156106885763776&amp;isPopup=true' title='7 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/8434156106885763776'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19353840/posts/default/8434156106885763776'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kendiizinisurendeli.blogspot.com/2007/10/bi-de-bu-vazolar-ok-gzel.html' title=''/><author><name>k.i.s.d.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11365893945642028701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14700083614355643893'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_BmQKdXOJ25A/RxibWm0xcdI/AAAAAAAAANQ/fAvLtOt3y_4/s72-c/10-18-chron.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>7</thr:total></entry></feed>